Türk Beyin Takımı Kaptan’ın Kapan’ından Kaçmak

Giriş bir miktar şahsımla ilgili olacak, o yüzden kusura bakmayın; ama sanırım iyi bir bağlantı çektim burada, o yüzden pek sırıtmaz. Tabii yine belirtmekte fayda var, çekilen bağlantının başlıkla bir ilgisi yok, sadece parçayla ilgisi var [yazdıkça gördüm ki öyle değilmiş].

Dornbirn’de yaşayan Helga ismindeki hemşiremiz o gün bir miktar sinirlidir. Sebebi de, yılbaşı gecesi adam gider de görev mi yapar hastanede, neden kendi de diğer çalışma arkadaşları gibi gidip sevdikleriyle birlikte bu gecede eğlenmemektedir. Hatta kendi kendine de söylenir: “Doğurcak başka gece mi bulamadılar!”

Helga, milletin hobaraaa yaptığı bu gecede hastanede kalmakta olan ve karınları ağızlarına kadar yükselen kadınları tetkik etmekte, doğuracak olanları doğurma servisine yönlendirmektedir. O gece doğuracak olanlardan bir tanesi de A isminde Türkiyeli bir göçmendir. A’ya göre sancısı yoktur, bu gece orada beklemesinin de bir sebebi; ama “Avusturyaklı” kadına orada kalmasını ve büyük ihtimalle de bu gece doğuracağını söylemektedir. A, buna pek itimat etmez; ama maalesef kendi çöplüğünde olmadığından, Avusturaiyen yetkililerin dediklerini yapmak zorundadır.

Helga ile A’nın arasında bir ağız dalaşı geçer. Zaten tepesi atık olan Helga’yı bu daha da sinirlendirir ve A’ya der ki: “Hadi, gidiyorsun…” A daha ne olduğunu anlamadan doğumhanenin yolunu tutmuştur, akabinde de suni sancılarla dünyaya gelen gocaman (hakikaten gocamandır, neredeyse 5 kiloya yaklaştığı söylenen, mor bir bebek) bir bebek dünyaya getirir. Helga, ver lan bebeği, gidip temizleyeyim deyip alıp gittiğinde, aklında olan bu göçmenden intikam olmasını sağlayacak bir fikirdir. Nice Türkiye göçmenin bebeğini dünyaya getiren Helga onların bir adetini öğrenmiştir, bebek doğduktan sonra sanki ileriki hayatında başına neler geleceğini bebeğin kulağına fısıldadıkları bir seramoni. Hoş bir Türkiyeli aileye sormuştur siz bebeğin kulağına ne fısıldıyorsunuz diye. Helga gocaman bebeği kucağına alır, kulağına yaklaşır ve der ki: ” Senin illetin rätsel olsun ve nereye gidersen git yakanı bırakmasın.”

Helga, çocuğun başına neler geldiğini bilmez, hatta o günün sabahında tüm bu yaptıklarını da hatırlamaz; ama bir kere içten gelen bir hınçla çocuğun kulağına fısıldamıştır. İşte o çocuk yıllardır Helga’nın fısıltısını taşır ve bu fısıltı onu Ferhat’a götürür.

Aşağıda yer alan yazıyı bunu dinleyerek okuyun; parçanın sözlerinin mevzuyla hiç bir alakası yok; sadece size yukarıda bahsettiğim bağlantı çekme hadisesidir.

Minne Duett/Faun:

Yıllar geçti, çocuk bir miktar büyüdü, memleketinde, kıytı bir köşede ve kuytu yerlerde oyunlar oynadı; ama hiçbir zaman Helga’nın fısıltısı yakasını bırakmadı. Her zaman her şeyin arkasında görünmeyen bir şey olduğuna inandı. Görünen dağların ardında görünmeyen yaratıklar vardı, bir dünya dikilmişti orada ve onu bekliyordu; ilkokul öğretmeninin etrafında bir hale vardı ve ancak dikkatli bakarsan onu görebilirdin; karıncaların evleri dünyanın merkezine gidiyordu; oyuncak arabaların içinde onları kullanan minik insanlar vardı; eğer kanatları olsaydı uçabilirdi ve kanatlarını taktı; insanların çöp döktüğü derelerde ne hazineler gizliydi ve o dikenli derelerin içinde dehlizler yaptı…

Bu yaptıklarının hepsi ona bir ceza olarak geri döndü. Bir gün, gayet iyi hatırladığı bir gün, kız kardeşi evlerinin önünde akan arığa eğilmişken kafasında şunu merak etti: Acaba onu ittirirsem ne olur🙂 Kız kardeşinin burnu kanadı, komşunun kızı, çocuğun annesine yetiştirdi ve çocuk farklı bir cezaya çarptırıldı: Kapatma.

Çocuğun yöresinde öyle yerlere “sayvant” derlerdi. Annesi bir hışımla sayvanta kapattı çocuğu. Farelerin cirit attığı, karanlık, soğuk bir yapı. Lakin çocuk oraya aşikardı. Bir süre düşündü, kanaatimce 6-7 yaşlarında olsa gerekti. Plan yaptı, elindeki ipuçlarını değerlendirdi, buğday çuvallarının üstüne çıktı. Çünkü şuna inanıyordu, eğer buradan kaçamazsa, büyük fareler (ananesi ona birkaç tane göstermişti) deliklerinden çıkacak ve onu yiyeceklerdi. O yüzden kaçmalıydı buradan. Buğday çuvallarının üzerinde çatıyı ayaktan tutan kalaslara atladı; bir cambaz gibi bir diğerinden diğerine geçip yan taraftaki çatıya geçti. Oradan da bir yolunu bulup “odadan kaçtı” Tek bir şey anladı yıllar sonra: Hayatın birçok odası vardı ve ancak kaçmayı kafasına koyanlar odalardan kaçabiliyordu ve maalesef bir odadan kaçmak sizi özgür yapmıyordu, ancak başka bir odaya varmanıza sebep oluyordu. Bu yüzden yine yıllar sonra şunu söyledi: “Asla özgür olamayacağım; o yüzden odalarda ne varsa ona göre hareket edeceğim ve asla yılmayacağım, çıkabildiğim kadar odadan çıkacağım”

Ve Ferhat ve çocuk bir araya geldi. Çocuk ve Ferhat zeka oyunları dedi; ve büyük ihtimalle de ikisinin kulağına aynı şey fısıldanmıştı. Ferhat ağabeydi, çocuk küçüktü; ama aynı şeye inanmışlardı.

Abisi bir gün dedi ki: ” Bir oda tasarlayacağım, 42 yıllık hayatımda ne biliyorsam kullanacağım, adını bu koyacağım ve hiç kimsenini yapamayacağı kadar … yapacağım”. Çocuk abisini tanıyordu, neler yapabileceğini biliyordu. Abisi uyumadı, ailesiyle birlikte, odalar yaptı. O odalar ki, bilmeyenler için hayatın çok olan odalarına birkaç tane eklemekten başka bir şey değildi; ama farkı, bu odaların eğlenceli olmasıydı; istenildiği zaman çıkılabiliyordu; sizi hayatınız boyunca hapsetmiyordu.

Bizler daha Sudoku nedir bilmezken, bizler daha Hazine Avı bile çözmemişken, bizler daha Kakuro’nun sayılarını yudumlamamışken; bizler daha şehirlerde düzenlenen define avlarında hiç kafa yormamışken; Ferhat bunları biliyor ve yapıyor ve düzenliyordu. O yüzden, koca koca sokaklarda binlerce insanın (yılların toplamı) çözdüğü oyunlar tasarlayan, Nevzat Erkmen‘den sonra Türk Beyin Takımı’nın Kaptanı olan, dünyalar tatlısı (ilk görüşte adama hasta olursunuz) bu adam “Escape Planet” isminde, odadan kaçış oyunları olan bir kuruma hayat verdi. Eğer bu tecrübenin hâlâ tadına bakmadıysanız, hayattaki odaların ne manaya geldiğini bilmiyorsunuz demektir.

Ferhat’ın 2008’de çekilmiş bir fotoğrafı, hiçbir yerde yayınlanmadı daha önce:)

Ferhat Ç.

Fotoğrafı çeken: Gökhan Okur

yazan-yöneten: serkan (biraz özel bilgilere girmiş oldum, umarım sıkıntı olmamıştır)

Sözünü tutanlar için, mezar taşlarına logo koyanları için🙂

This entry was posted in Escape Planet and tagged , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s