Hänsel und Gretel und Meraklisina Akil Oyunları Dergisi

80’li yıllların sonu olsa gerek, bir pazar günü zeytinlikten eve koşturarak geldim. Gidip televizyonu açtığımda – o zamanlar sadece TRT 1 var –  iki kardeşin çikolata ve pasta ile imtihanına denk geldim: Hänsel und Gretel. “Can kulağıyla izledim”; çocuk gözlerimle gocaman gocaman baktım ekrana. O gün bir şey öğrendim: Çikolata iyidir, masallar daha iyidir; çünkü her zaman sonu iyi biter.

Mutat olduğu üzere, aşağıda yazanları okurken Tanzwut’tan “Der Himmel brentt”i dinleyin:

Kocaman bir bahçeden eve koşarak gelen çocuk, soğuk sobanın yanında durmakta ve tüplü televizyonu açmak istemektedir. O günlerde tek bir kanal olduğundan, acaba bahtımıza ne çıkacak diye düşünür. Lakin bilir ki, pazar günleri TRT’de masal zamanıdır ve masallar kısa filmi gibi canlandırılmıştır. Öncesinde Güzel ve Çirkin’i izlemiş olan çocuk, tam saatinde denk getirdiğini bilmektedir. Zaten bu yüzden zeytin atlayan (toplamak) ailesinin yanından bir bahaneyle sıvışıp eve dönmüştür.

Sizin de bildiğiniz gibi Grimm biraderlerden bir masaldır Hänsel und Gretel. Fakir bir oduncunun çocukları olan bu iki kardeş, üvey annelerinin zulmüne uğrayacaktır. Üvey anne, yaklaşan kışta erzaklarının az olması münasebetiyle oduncu olan kocasına çocukları ormana bırakmasını, ancak kendilerine yetecek kadar yiyeceklerinin olduğunu anlatır. Buna bir şekilde kulak misafiri olan veletler, ormandan geriye dönüşte yollarını bulabilmek için beyaz çakıl taşları biriktirmeye başlarlar (ilerigörüşlülük, analiz, akıl yürütme, mantıklı düşünme). Oduncu abimiz, karısının sözlerine kanarak, biricik çocuklarını ormana bıraktığında, çocuklar çoktan eve dönüş yolunu beyaz çakıl taşlarıyla döşemişlerdir. (Çocuklar o kadar akıllı ki, Sayın Makine Elamanları Hocamızın bize anlattığı zeka ve akıl arasındaki farkı ortaya koyacak kadar. Büyük ihtimalle bu çocuklar ilerde ya Volkswagen’i kurdular, ya da Rotring’i)

Çocuklar geri geldiğince üvey anne şaşkındır; tekrar baskılar başlar oduncu biraderimize, ve yine bir şekilde, istemeyerek de olsa çocuklarını ormanın daha derinliklerine götürmeye ikna olur. Hitler’in dediği gibi, iyi ki muhakeme yeteneği olmayan insanlar var; yoksa nereden bulacaktık bu kadar güdecek adamı! Oduncu abi de karısı tarafından görünürde mantıklı nedenlerle manipüle edilmekte, güdülmektedir. Düşünürün dediği gibi “Eğer kavramlarınız yoksa, başkaları tarafından kavranmanız kaçınılmazdır.”

Herhalde iki kardeş bu sefer çakıl taşı bulamamış olacaklar ki (Büyük ihtimalle Türk müteahhitler inşaat işine girişteler🙂 ); ekmek kırıntıları toplamışlardır (ihtimal düşünme, kısmî ilerigörüşlülük) Yine aynı şekilde oduncu baba, onları ormanların derinliklerine sürüklerken, geldikleri yoldan geri dönebilmek için ekmek kırıntılarını usul usul bırakırlar. Lakin her canlı açlığa mahkûm edilmiştir; bu yüzden de kırıntılar hayvanat âlemi tarafından iç edilir. Oduncu baba, ormanın derinliklerine varıp da, şurada çok güzel bir kahveci olacaktı deyip sıvışınca; iki kardeş bıraktıkları ekmek kırıntılarını takibe koyulur. Lakin yukarıda da bahsedildiği gibi hayvanat tarafından çoktan götürülmüştür bu kırıntılar. Az gidip uz gidip dere tepe düz gittikten sonra, guruldayan karınlarına bir hoş gelecek, şekerlemeden, pastadan, börekten, bilumum datlıdan yapılmış bir ev çıkagelir.

Datlı ev[Resim kaynak: http://www.annoras-lifestyle.com/2012/01/marchenreise-buchrezension-hansel-und.html%5D

[yazar araya girer]

Senelerden nedir bilinmez, bu satırları yazan arkadaş dağlarda dolanmaktadır. Ekmek parası derdinde olan bu küçük canlı, dağlar tarafından çevrilmiş bir yarıkta bir ağaç görür. Ağaç armut ağacıdır. Normalde kimsenin ilgilenmediği, kimsenin dikkate almadığı; hatta kimsenin varlığını bilmediği bu noktada kök salmış armut ağacı, sarılı, kırmızılı armutlarını gövdesine sarmıştır. Küçük velet etrafına bakar. Osurgan böcekleri armut ağaçlarını çok sever (sebebi bilinmez), böceklerin arasından müsaade isteyerek armutlardan birine uzanır. Güzeldir, suludur ve lezizdir. Yiyebildiği kadar armut yer; evde bekleyen ailesi aklına gelir; onlara da götürmek için armut toplamaya başlar. Ekmek parası için toplayacağı nebatatın yerini armut almıştır. Bir güzel doldurur heybesini ve sanki bir halt işlemişcesine evin yolunu tutar. Ananesi der ki, bunlar yaban armudu; yabanda yetişir, özgür iradelidir, istediği gibi kızarır, istediği gibi sararır.

Geometri derslerinde öğrettikleri gibi, üçgenlerin benzerliğini kullanırsak eğer, iki hikâye de eştir. Birinde çikolata ile kandırılan veletler, bir diğerinde ise yaz sıcağında kavrulmuş bedeni rahatlatan sulu armutlar. Armutları toplayan çocuğa cadı hiç denk gelmemiştir; ama çocuk çoktan Hänsel und Gretel’i izlemiştir; belki de bu yüzden cadısını bulamamıştır.

Çocuklar aç karınlarını doyurmak için cadı ablanın evini afiyetle yemektedirler. Sanırım o zamanlarda depreme dayanıklı ev yapın gibilerinden bazı kural ve kaideler yoktu. Hikâyenin gerisini biliyorsunuz, cadı abla bunları eve buyur eder, Türk aklıyla “tanrı misafiri” babında. Erkek abiyi hapseder, kız ablayı hizmetçi yapar. Kızdan, kardeşini sürekli beslemesini ister. Böylece Hänsel abimiz gürbüz hâle gelecek, ve cadının damağında leziz bir tat bıracaktır.

[yazar aray girer]

Ülen cadı abla, madem pastadan ev yapmasını biliyorsun da (sağlam mühendislik gerektirir, hakikaten] neden kendine çocuk yapmıyorsun da, kariyer yapma peşine düşmüşsün abla! Meraklısına Akıl Oyunları Dergisi abonesi olmadığın besbelli. Ama işte, maalesef yemeğe niyet ettiğin o iki kardeş aboneydi. Masalda buna hiç değinilmez; halbuki ne büyük eksiklik! Grimm biradelerden yıllar sonra bu gerçeği  açığa çıkarmak … düştü.

Hänsel abi, kendinden önce o hücrede kalan ve sadece kemiği kalan elamanın kemiğini kullanarak cadıyı kandırır. Şöyle ki; cadı, Hänsel  abinin şişip şişmediğini görmek için parmağını uzatmasını ister. Yaşlı olduğundan ve gözlük takmak ya da bir büyü yapıp gözlerini iyileştirmek gibi bir çözüm bulamadığından, kanar abiye. Abi her seferinde kafeste bulduğu yenmiş çocuğun  kemiğini uzatır cadı biradere. Cadı da: “Ülen bu velet neden şişmiyor, insan olsa şişerdi…” der (obezite kavramı o zamanlar icat edilmemiş; McDonaldslar filan o zamanlar harbiden çiftçi, daha zincir olmamışlar). En sonunda, yeter lan öyle ya da böyle ben bu agayı yerim kardeşim der. Lakin Gretel bir punduna getirip, yok ateş harlanmadı, yok fırında bir problem vardı deyip, cadıyı fırının içine girmeye ikna eder (strateji). Sonrasında seyreyleyin cümbüşü…

Tüm tutsaklar serbest kalır, bu iki kardeşin manyakçasına kafalarını kullanmaları karşısında hayrete düşerler ve sorarlar (soru Almanca dilindedir, ama yazar çevirir Tardis gibi)

– Hacı abi nasıl oldu da bu kadar şeyi akıl ettiniz?

Hänsel ve Gretel usulca birbirlerine bakar ve kıkırdar:

” Sen de Meraklısına Akıl Oyunları Dergisi Abonesi olsaydın, hiçbir cadı sana kumpas kuramazdı!”

O yüzden Saygıdeğer Okuyucu, ormanlarda kaybolmamak için, cadılara yem olmamak için, arada kaynayıp gitmemek içim yarından tezi yok Meraklısına Akıl Oyunları Dergisi’ne abone olun. Olup da bu dergide cadılarla nasıl savaşılacağı yazmıyor derseniz, bana mail atın, ben size nasıl anlatıldığını izah ederim.

Bir Meraklısına Akıl Oyunları Dergisi masalımızın daha sonuna geldik; onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

This entry was posted in Meraklısına Akıl Oyunları Dergisi and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s