Yazı’ya Geri Dönüş

“Sayko Öyküler”e başlamıştım; lakin insanlar sanırım henüz bu kadar açık olmaya hazır değil. O yüzden şöyle yapacağız, biraz süsleyeceğiz, biraz ima yollu anlatacağız ve Edebiyat’ın edepten geldiğini düşünerek edepli olacağız.

Burada yayınladığım Sayko Öyküleri sildim; dediğim gibi sizler pek hazır olmadığınızdan ötürü. Bunun yerine, yine zamanında yazdığım yazıları yayınlayarak başlayacağım. Akabinde yenileri de yazarım büyük ihtimalle. Nasıl kategorize edeceğime tam emin değilim: Denemeler mi olacak, Yazılar mı olacak, Hikâyeler mi olacak, Sallamalar mı olacak… En güzeli Sallamalar. Yazdıklarını ancak bakkal defterlerine layık gören bir insan evladı olarak, edebiyatın alt kollarını terennüm edemem burada kategori olarak. Yazdıklarıma ne deneme, ne hikâye ne de başka bir şey diyebilirim. O yüzden Sallamalar şeklinde bir kategori oluşturacağım.

Aslında burada ufak bir “keşke” var. Keşke “Sayko Öyküler Bilgilendirme” postunu silmeseydim. Gayet yerine oturuyordu. Her neyse, şöyle bir şeye takıldım; kanaatimce bu var: Orhan Pamuk en büyük ödülünü alırken babasının bavulundan bahsetmişti. Babası da yazıyordu; ama asla bir X Pamuk olup da yazar olmayı düşünmedi ya da şansı (şansa inanmadığımı belirtmek isterim) olmadı. Lakin onun yeteneği oğluna geçti. Oğlu da bunu değerlendirip bir güzel, çok ödüllü yazar unvanı aldı. Benim oğlum yok, ya da kızım. Sahip olduklarımının bir sonraki jenerasyona geçeceği de şüpheli. Hakikaten benim de bir bavul dolusu yazmalarım var. Bunlardan bir kısmı köyde (Allah bilir anam nereye istiflediyse🙂 ), bir kısmı bir zamanlar tanıdığım ama şimdilerde tanımadığım insanlarda, bir kısmı “kara defter“de…

Ahmed Hamdi yazmaya başladığında (ciddi olarak) 40 yaşlarındaydı; Peyami Safa 28-30, Oğuz Atay ancak 3-4 kitap sığdırabildi kısa ömrüne. Elinden ödül aldığım, en son seferde bana: ” Sen hakikaten yazmak mı istiyorsun, yoksa kaçamak mı güreşiyorsun; yazmak bir kaçış olsa da senin anladığın gibi değil…” diyen Ali Teoman  gibi (babamla aynı hastalıktan göçtü bu hayattan)… Hâlâ geç değil benim için de. 14 senedir erteliyorum; ya da acemilik eğitimi alıyorum. Ama yazmaktan vazgeçtim 2-3 sene kadar evvel, beni yolumdan döndürüyor diye. Ufak koridorlarda küçük kâğıt parçalarına notlar aldım; karanlık koridorlarda yazacağım hikâyelere hayat verdim; ama vazgeçtim bunları yapmaktan. Neden mi…Bilmiyorum; sanırım söylenmesi gereken her şey söylendiği için (Biri söylemişti buna bana, ve büyük ihtimalle benden neleri alıp götürdüğünün farkında değildi), sanırım insanların kalbini boş yere karartmamak için; sanırım yeni bir şeyler ortaya dökemeyeceğimi bildiğim için… Lakin yazmak benim içimde var, büyük ihtimalle, eğer babam yazabilseydi ve şu hayatta yaşayabilseydi yazacaktı. Onun bana teslim ettiği yetiyi bir sonraki nesle teslim edip de, onların bir “Babamın Bavulu” sunumu yapmasını arzu etmiyorum. Bu yüzden elimde avucumda ne varsa eriteceğim; benden sonrakilere (eğer olursa) hiçbir şey kalmayacak. Daktilom bile var (Teşekkür ederim Gülçe).

Demek istediğim Saygıdeğer İnsanlar, artık kendimi ifşa edeceğim gibi (Sayko Öyküler değil, ona pek hazır değilsiniz) eskisi gibi harf olarak göreceğim hayatı. Burada da “Sallamalar” altında bunlara yer vereceğim.

Saygılarımla,

Poe[Resim Kaynak: http://dorduncuodam.blogspot.com.tr/2012/06/insan-ruhunun-kasifleri-edgar-allan-poe.html%5D

Zümrenizin küçük bir parçası olmaya gayret eden insancık

This entry was posted in Sallamalar and tagged . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s