Kapıcının Abidin Dino Sevgisi 20 TL

Kaynak: Gazete haberi
Vaka: hırsızlık
Mağdurlar: Feryal G. – Cengizhan K. ve Abidin Dino
Zanlılar: Onur S. – Davut Ö. – Mevlüt D. – Azime D.

Gazete haberine göre vaka: Feryal’in tabloları ile Cengiz’in gümüşleri çalınıyor. Uzun araştırmalardan sonra ve meşakkatli, Feryal tablolarını art p. isimli galerinin kataloğunda görüyor ve polise haber veriyor. Polis, galeri sahibi Onur S.’yi sorguluyor. Onur S. Tabloları, Davut Ö.’den 4 bin dolara aldığını söylüyor. Sonrasında, Cengiz’in şüphelendiği kapıcı Mevlüt D. sorgulanıyor ve sorgusunda tabloları karısıyla birlikte iç ettiklerini ve Davut Ö.’ye 20 TL karşılığında sattıklarını itiraf ediyor. Davut Ö’nün mesleği kâğıt toplayıcılığı.

Tahlil: Bilmediğin şeyi neden çalarsın. O vakit çaldın, insan bir bakar ben ne çaldım, bu nedir, ya da bu resimleri bilen tanıyan var mıdır, olmadı duvarına as, ne de olsa apartmanda oturan insanlar gelip de kapıcıya misafir olmayacaklar. Olurlar mı, mümkün değil.

İnternet denen bir meret var, ara tara, sor soruştur, milyarlar kazanabilecekken 20 TL’ye satma! Tabii yaptığın mantıklı aslında, yani tabloları kağıt niyetine, tanıdığın, büyük ihtimalle sizin mahalleye de kağıt toplamaya gelen Davut’a satman. Ama Davut akıllı adam. Düşünmüştür adam, bu kapıcı bu resimleri nereden buldu? Büyük ihtimalle kapıcı Davut’a, bunlar bir boka yaramaz şeyler, geçenlerde birileri taşınıyordu, sen de bilirsin belki 16-a’daki Sevval Hanım. Kızının tayini çıktı Bolu’ya, onu yalnız bırakmamak için göçtüler. Bunları da sokağa bırakmışlar, aldım ama yakışmadı pek bizim eve. Hemen sen aklıma geldin, öyle ucuz gibi görünüyor ama biliyorsun renkli renkli güzel şeyler, senin işine yarar, olmadı antikacılara filan satarsın.

Davut yine de şüphelidir adamın hâl ve hareketlerinden. Biraz acemice hareket etmektedir Mevlüt. Zaten hiçbir şey onun başının altından çıkmamıştır. İşte bu noktada Azime devreye girer. Azime, küçük bir ailenin küçük bir kızı olarak dünyaya gelmiş, herhangi biriyle evlendirilmek üzere yetiştirilmiş bir kadındır. Fazlasına gerek yok. Ama her sıradan ve zorluk çekmiş ve içinde bir miktar da olsa bu tür kadınlara özgü olan, fırsattan fırsat doğurtmak düsturu hayli gelişmiştir. Genç kızlığında etrafından bu şekilde görmüştür ya da içinde büyüttüğü nefreti ya da siz ona ne derseniz deyin, bu şekilde bir taraflara yönlendirmektedir.

Evlere temizliğe gider. Zor iştir başkalarının pisliğini temizlemek; ki insanların kendi pisliklerinden bile bazen tiksinip de temizlemekten imtina etmesi gibi, o daha kallavisi ile uğraşmakta, başkalarınınkileri temizlemektedir. Her başkasının pisliğini temizleyen gibi kireç bir benzi, yumuşamış ve sarkmış bir suratı, nasırlanmış elleri ve basma entarisi vardır.

Ev kadını ya da zaten işi kendi evinde de ya da apartmanında da (kocasının görevinden dolayı) temizlemek olan bu kadına temizlik çok da yaraşır. Sabahtan başlar işine, ucağı bucağı temizler, belki bazen kaytarır diyeceğim; ama hayatı haline gelmiş bir işten kaytarmaz. Ve her insan gibi parlak ve değerli olan şeyler ilgisini çeker. Ne de olsa ev sahipleri zengindir, hem nereden bileceklerdir onların çaldığını, hem bilseler bile onlar çoktan elden çıkartmış olacaklardır. Elbet satacak birilerini bulurlar.

Azime kocasını azmettirir, kocası da üzerine düşeni yapar. Tamam gümüşler para eder, satacak birileri de kolay bulunur, uzakta bir yere gidip satmak lazımdır, ki geri gelmesinler bulmak için. Ama nedendir bu tablolar?

Abidin Dino

[Resim Kaynak: http://www.grafiksaati.com/Ressamlar/Abidin%20Dino/AbidinDino1.jpg%5D

Birkaç gün tabloları seyrederler. Akşam yatakta birbirlerine kıçlarını dönüp yattıklarında tablolara ne yapacakları vardır akıllarında? Acaba değerli midir, hem değerli olsa bir kapıcı ve onun karısı buna değer verecek olan insancıklara yaklaşabilirler mi ya da onlar bu kapıcı kılıklı adamın yanlarına yaklaşmasına izin verirler mi? Ya damatlıklarını giyse, ki damatlık dediğimiz şey de bayramdan bayrama giyilen, çok fazla yıpranmamış siyah kumaş bir pantolon, az giyilmiş siyaha yakın tonda bir ceket, kosla reklamlarındaki kadar olmasa da beyaz denebilecek bir gömlektir. Bu bile yetmeyecektir zenginlerin çemberine girebilmek için. Zaten zenginin çemberine girmek sadece elbise ile değil, dille de olur. Çünkü bu memlekette ve çoğu memlekette olduğu gibi zengin ile fakir aynı dil ailesine mensup olmalarına rağmen bambaşka konuşmaktadırlar. Dillerini farklı şekilde kullanırlar(ne anlaşılıyorsa artık)

Mevlüt, Davut’a vermiştir ceketin ucunu ve Davut da şüphelenmektedir. Lakin onu pek de ilgilendirmez aslında. Ailesine ekmek götürsün… Havaalanına yolcu kapmış taksici gibi sevinir. Çünkü Davut, kâğıdın izlediği yolu, fabrikasından, çöplüğüne, kırtasiyesinden, antikacasına kadar bilmektedir ve hakikaten de tanıdığı birileri vardır.

Teşvikiye uygundur. Çünkü zengindir, Avrupa Yakası’dır orası. Onur S’yi bulur. Bir sanatseverin yaşayacağı en büyük bahtiyarlığa sahip, yani ismi ile müsemma bu şahsiyet ağzının suyunu silerekten değerli kâğıt niyetine alır Davut’tan. Davut’un banka hesabı yoktur ki Onur S. havale etsin. Bir zarfın içinde, üzerinde Davut Bey’e yazılı ve küçük bir not düşülmüş: “Sanatın ve Sanatçının dostu”, parayı takdim eder sekreter hanım. Sekreter hanım da biraz işkillenmiştir, Onur Bey gibi müstesna bir insanın kâğıt toplayıcısı gibi görünen bu adamla ne işi olur diye; ama senelerin verdiği tecrübe, asla ve asla patronun işine ve ilişiklerine takılma/takma olduğundan, zarfı adamın hayli kıllı ellerine tutuşturduktan sonra masasının yolunu tutar.

Mevlüt ve Azime o gün bir kilo et alır, şöyle kırmızı olan tarafından, az yağlı, hatta yağsız, löp et olsun demiştir kasaba. Bu alenen Yeşilçam etkisidir Türkiye toplumu üzerinde yeşermiş. Güzel bir yahni ile geceyi kapatırlar. Hatta ne zamandır yapmadıkları bazı eylemlere bile girmeye niyetlenmişlerdir. O olmuyorsa bile, en azından bugün birbirlerine kıçlarını dönmeden yatmak istemişlerdir.

Davut Ö. oğlu Hasan’ın kendisi gibi kâğıtlara sahip, onlara hükmeden bir adam olmasını istemektedir. Ama kalem tutanından. Tek evladıdır. O günün akşamında bankalar kapanmadan oğlu için açtırdığı hesaba yatırır parayı, birazını saklar ama. Dövizcileri gezer, en fazla verende bozdurur. Birkaç bir şey alır, her zaman almadığı şeylerden, muz alır, oğluna çikolata alır, belki de karısına da bir şeyler alır, kendisine de iyisinden bir sigara. Karısı, eve gelip de bunları gördüğünde hayrola adam, ne o boş kağıt yerine kağıt para mı verdiler diyecektir. Ki biz buradan kadının öyle boş bir hatun olmadığını anlıyoruz. O da, yok avrat diyecektir, bugün işler iyiydi, ben de ölümlü dünya, koy götüne, biraz da biz sefasını sürelim dedim şeklinde karşılık verecektir. Zaten küçük insanların sefa sürmek dedikleri şey budur. Bu olmalıdır, bizler bu yüzden küçük insanlarız.

Ama yahni de çıkar, gelecek parası da çekilir, polis el koyar, sahibine iade eder. Mevlüt ve Azime tutarken mapus yolunu, o tabloları çalmayacaktık diyeceklerdir.

“çalmayacaktık, zaten bir bok etmedi, keşke sadece gümüşleri çalaydık!”

Haberin orjinali

Yazım tarihi: [19.12.2009]

Reklamlar
Bu yazı Gazete Küpürü Hikâyeleri içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s