Dengesiz Yaratıklar Ansiklopedisi

Narsisistik insan evlatlarıyla devam edecektim. Lakin şartlar kitaba ulaşmama el vermiyor. Kendisi bir bavulun içinde; bavulsa bir evin. Bense bir başka bavulun içinde; ama ne aynı bavul ne de aynı ev. Lakin kavuşmamız yakın; kavuştuğumuzda birbirimizle alakalı fikirlerimizi ayan beyan ortaya atacağız.

Burada yazacaklarım da uzaktan da olsa, narsisistik canavarlarla ilintili. Sonuçta hiçbir narsist dengeli değil; öyle olsalar bile ancak dengeli olarak gözükmek istedikleri için dengeliler.

Son 16 saattir (hepsi olmasa da çoğunlukla) bu ablamızı dinliyorum. Kendisi hakikaten sağlam bir aktrist.

Dengesizlik, önce bunu bir tanımlamak lazım. Türkçe dersi tadında olsun; o yüzden büyük TDK abimize başvuralım. Diyor ki: “Bir kimsenin tutum ve davranışlarında beklenmedik değişmeler olması, istikrarsızlık”. Türkiye ekonomisinden ya da demokrasisinden(!) bahsediyor gibi.:)

Sonrasında Oğuz Atay’a öykünerek, dengesiz yaratıklar bahsini açalım:

Bu yaratıklar, nefes almak isteyip de istememek arasında dururlar. Lakin sizin de dikkatinizi çektiği gibi, nefes almak istemdışı bir hareket olduğundan, bundan kurtulamazlar. Birçok defa bu kurtulamamadan ötürü, nefes alma hadisesine tamamen son vermek isterler. Bazıları bunda başarılı olur, bazıları ise kendince sebepler bularak bu dengesizlik hâlini sürdürür.

Dengenin tam olarak ne olduğunu bilirler; ama buna hangi yolla ulaşacaklarına emin değildirler. Onlara göre insan iyi ve kötü olmalıdır. Ya da denge kanunu bunu söyler. Kötü olmayı kendilerine yediremediklerinden genel itibariyle, iyi olurlar. Bu kadar iyi olmak kötü olmakla eşdeğerdir deyip kötü olduklarını söylerler; aynı durum tersi için de geçerlidir.

Ne özel hayatlarında ne de özel olmayan hayatlarında belirli bir standartta yaşayabilirler. Birileri gelip onlara dese ki: Önce kendine değer vermelisin; ki başkalarına da verebilesin. Yahut önce kendini sevmelisin; ki sevgiyi babaocağında öğren, sonrasında da diğer insanlara ver bu sevgiyi. İnanın tüm iyi niyetleriyle bunu yapmaya çalışırlar. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, hep bir şeyi eksik yaptıklarını bilirler. Bu yüzden bu yaratıklar, duvar ustası, gece bekçisi, çöpçü olurlar. Şundan emindirler: Bir duvarda bir tuğlayı bile eksik bıraksalar önemli değil. Çünkü o duvarlar içinde kalan insanlar, en azından orada o gediği istemeseler de, dışarıya bakabilecekleri, izleyebilecekleri bir pencereye sahip olmuşlardır. Ya da bir gece bekçisi gibi, karanlığın içinde, kimse onları görmeden onlar herkesi görürken (İnsan olanları izlemeyi severler; en çok hasret çektikleridir onlar) gezinmeyi severler. İnsanlığın yılmaz bekçileri; gözleri sürekli açık olmalı. Eğer ki kapalı bir anda, bir insana, sırf onların gözleri kapalı olduğu için zarar gelmişse, kendilerini affetmezler; zaten aradıkları da budur: affedilmemek.

Neyi aradıklarına bir türlü karar veremezler. Dengeyi mi ararlar, yoksa yaşamak için sebep mi? Dengede huzur olduğunu düşündüklerinden dengeyi arzularlar. Fakat bu da kesin bir bilgi değildir. Ne zaman dengeli olmaya çalışırlarsa, işler içinden çıkılmaz hâl alır ve bir süre sonra da bunu bırakmaya yeltenirler. Bu noktaya gelen dengesiz yaratıkların söylediği cümle, her zaman birbirine benzer olmuştur: Beni böyle kabul etsinler, ya da etmeseler de umrumda değil. Bu aslında sonun başlangıcıdır; çünkü ancak çok azı ölmeden, ya da daha doğru söylemek gerekirse kendini öldürmekten kurtulabilmiştir. Çünkü basit bir gerçeği kaçırırlar; kendilerini çoğunlukla öldürmelerinin sebebi de budur zaten: İnsanlar birbirlerini oldukları gibi değil, birbirlerinin nasıl olmaları gerektiğini düşünerek kabul ederler.

Kurtulanlar, yaşamak için “neden” gerekli savına tutunurlar. Buna aile, sevgi, para, makam, arkada hoş bir seda bırakmak, kahve, çay ne isterseniz diyebilirsiniz. Bu sebepleri arttırmaya gayret etmeden, kendilerince en sağlamına tutunurlar. Fakat bu da yeterli değildir bu yaratıklar için. Çünkü, eğer benzetmeye çalışırsak durum tam olarak buna benzer: Bir eliniz bağlı ve bir binanın tepesinde aşağıya sallanmaktasınız. Kafanızın hizasında duran 33 tane ip çeşidi var; siz elinizi öyle bir iple bağlamalısınız ki, çatıda duran ve ne iş için orada bırakıldığı bilinemeyen demir kazığa, orada ipleri yemek için bekleyen Fare yemesin ipi. Lakin Fare için leziz olmayan sadece birkaç tane ip olduğunu söylenmiştir (Bu da kesin bir bilgi değil, sadece kulaktan kulağa aktarılmış; Fare, dengesiz yaratık hangi ipi seçerse seçsin yiyecek olabilir). Bir ipi seçip bağlarsınız bileğinize sıkıca. İpin adı “aile” olur. Ama Fare en çok, aileleri yemeyi sever. Birkaç lif kalana kadar Fare tarafından yenmemiş, eğer kuvvetliyseniz yeni bir ip seçmeye yeltenirsiniz ya da sadece bırakırsınız kendinizi boşluğa. Eğer yeni bir ip seçecek kadar azimliyseniz, yeni ipin adı “aşk” olur(-ebilir). Sımsıkı sarılırsınız ona; ama Fare’nin favorilerinden biridir aşk: tatlı, tuzlu, mayhoş, yer yer de acılı. Bu sefer de yırtabilirsiniz; ya da ne gerek var geriye kalan 30 küsur taneyi de denemeye dersiniz, her şeyi Fare’ye bırakırsınız, boşluk sizindir.

İşte Saygıdeğer Okuyucu, dengesiz yaratıkların hâli buna benzer. Her gün, onlar için hızlı bir şekilde akan suda, tutanmaya çalıştıkları kayanın aşınması demektir. Ya bu acımasız Fare’ye karşı daha farklı kayalar, ipler seçeceklerdir; ya da aşınan kayadan kopup giden ipleriyle birlikte kaybolup…

Dengesizlik her anlarında vardır. İnkar etmemek gerekir. Bazı noktalardan hakikaten insandırlar. İnsan olmuşlardır, iksir işe yaramış, onları ete kemiğe büründürmüştür. Ama bu onlar için o kadar kısa sürer ki! Buna sebep olan, vasıta olan makbul araçlar ortadan kalkmasa da, acınası dengesiz yaratıklar şuna iman etmişlerdir: Gidecek, bu da gidecek, tekrar yaratık olacağım, eski hâlime geri döneceğim. Kaybetmek istemezler sahip oldukları anı, o yüzden içlerine çekerler, derilerine kazırlar; gözlerine nakşederler, şarkılara, türkülere dökerler. Ama hepsi kifayetsizdir, bekledikleri gibi olur. Belki de aslında, sırf bu şekilde bekledikleri için oluyordur. Sonraki yıllarda (eğer yaşabilmişlerse) insana dönüştüklerinde ve tekrar insan gibi hissettiklerinde, bu sürecin son bulmasını beklemeden kendileri son verirler. Böylece zamanında tattıkları o acıyı bir kez daha tatmak zorunda kalmayacaklardır: insandan yaratığa dönüşmede bedenin ve ruhun çektiği ızdırap. O yüzden kendilerinin insan olmalarına müsaade etmezler ki, ızdaraplarını tekrar tekrar çekmesinler. Bu eylemin manasını sonradan anlarlar: oduncuk

Oduncuk, şurada da bahsedildiği gibi, hissiz, empatisiz; ölmek demektir. Diyen en güzel demiş ki, bol bol güldüm: Herkes Pinokyo gibi tahtada… Bir kere oduncuk olduklarını anladıklarında bu acınası varlıklar, emin adımlarla o yolda ilerlemeye gayret ederler. Ama bu seçtikleri yol, yolların en acılı ve en zor olanıdır. Hoş onlara göre ilk başta bu, acısız, kaybetmeyecekleri, istedikleri gibi rol yapıp insan olabilecekleri bir yoldur. Fakat yolda ilerledikçe görürler ki, hissedemiyorlar. Hissedemedikleri için bir türlü insan olamıyorlar ve insan olamadıkları için hissiz, hırçın yaratıklara dönüşüyorlar ve çirkinleşiyorlar. Neyi yanlış yaptıklarını, kendilerinde neyin eksik olduğunu bir türlü kavrayamıyorlar. Dengesiz Yaratıkların ölüme en çok yaklaştıkları zaman dilimidir bu: koku, sevgi, bağlılık, acı, hiçbir şey yok. Eski acılarına sahip olmak için her şeyi vermeye hazırdırlar; akılları onlara oyunlar oynamaya başlar. Kendilerini diğer insanlardan tamamen farklı bir boyutta, tecrit edilmiş hissettikleri zamandır bu. Sanki aralarında şeffaf bir zar vardır ve onlar bu zarı yırtıp diğer insanlara bir türlü ulaşamamaktadırlar. Rol kesmede Oscar’lık oldukları dönem de bu zaman dilimine rastlar. Söyledikleri yalanları asla yalan olarak algılayamaz karşı taraf; çünkü yalan söyleyen dengesiz yaratık için, içinde yaşadığı hayat yoktur; hayat yoksa doğru da yalan da olamaz; var olsa bile doğru da yalan da olabilir; yalan da yalan olabilir. O zaman her yalan aslında doğru da olabilir. Bu yüzden hiç sekmeden yalan söylerler, oyunlarını oynarlar. İnsanlıktan en uzak oldukları dönemdir. Canavara, toplum zararına işleyen yaratıklara dönmeye en yaklaştıkları vakit. Bu noktada bazıları hakikaten canavar yoluna girer; bazıları erteledikleri ip seçmeme durumuna geri döner ve kaderlerini kemirgen Fare’ye teslim eder. Bir kısmı ise, yollarını devam etme kararı alır. Hoş karar almaları o kadar kolay olmaz. Ama doğruya doğru, insanlık içinde en kolay karar alabilen gruptur dengesiz yaratıklar grubu. Çünkü onların nazarında her şey yapılabilir ve kararlar sadece ufak hamlelerdir; büyük hamleler  o hamlelerin doğurduklarıdır. O yüzden değersiz olanda zaman kaybetmeye gerek yok diye düşünürler. Epey ironik, ne oldukları düşünülürse.

Devam edenler de, yıllar yıllar sonra şunu düşünürler: Aynı yerdeyim. Dengesiz yaratıkların en büyük laneti budur: Ne yaparlarsa yapsınlar, her zaman başladıkları yere geri dönmek.

“Yumuşacık yatak,

serilmiş cam dibine,

tavana dikti gözlerini yaratık

25 sene evvel gördüğüne benzer

budaklar var yer yer tavanda

25 seneden sonra, ne kadar yaşamaya çalışmışsa da, yine aynı yerde

budaklı tavanın altında

mırıldanmaya başladı

kafasında bir görüntü canlandırarak

” tahtalara vurdum, çıkaran olmadı

sevdiklerimin sesi duyulur kalmadı

sorgucular gelecekmiş, hem de hiç ışık olmadan

soracaklarmış bana sen kimsin?”

arada kaldım…

hakikaten ben kimim?

ya da ben neyim?”

This entry was posted in Sallamalar and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s