Yozgat Kadışehri İlçesi Zeka Oyunları Projesi İzlenimleri – Bölüm 3

Nerede kalmıştık; ha evet eğitim diyorduk. Şimdi, eğitim olayına girmeden önce bazı kafalara duhul etmek gerek. Eskilerin dediği gibi yiğidi öldüreceksin hakkını vereceksin. Bunun ne demek olduğunu bilmiyorsanız eğer, gidin Brad Pitt abimizin Truva filminde Hector ile olayını ve sonrasını, onunla yalnız kaldığındaki muhabbetini izleyin.

Yaklaşık 22 sene evvel, ortamda Sudoku varken, Kakuro varken, Türk Beyin Takımı da vardı. Bu adamlar Türkiye’de yıllardır zeka oyunları, akıl oyunları gibi iki farklı isimle anılan alanın altını doldurmaya gayret eden adamlar. Bunun için seminerden tutun da, atölyeye kadar onlarca şeyi yaptılar ve yapıyorlar. Tek dertleri zeka oyunlarının memlekette bir değere sahip olmasıydı. Yaptıkları yarışma sayısı, ulaştıkları öğretmen, öğrenci sayısının haddi hesabı yok. Zeka oyunları bir ders oldu, amma velakin durduk yere olmadı! MEB, haydi zeka oyunlarını bir ders yapalım, bak bunda böyle şeyler var dedi de olmadı. O zaman bir düşünmek gerek. Seçmeli Zeka Oyunları Dersi müfredatına hayat veren adamlar kimler, şimdilerde müfredatta ABC Bağlamaca diye, Sihirli Piramit diye, Tapa diye oyunlara isimlere ve cisimlerini veren adamlar kimler. Tabii ki bu bizim tapulu alanımız değil; lakin saygı duymak ve bu kadar senenin emeğine değer vermek gerek. Lakin burası Türkiye, herkesin 1 günde uzman olduğu, bir tarafından olmadık değerler uydurdukları bir ülke. 1000’den fazla öğretmen yetiştirdik zeka oyunları alanında ve bunları doğrudan seçmeli zeka oyunları dersini baz alarak yetiştirdik. Bizden eğitim alan adamlar kitap yazdılar, hatta bazıları Türkiye’deki ilk zeka oyunları kütüphanesini kurduk dediler (ben bile yeni sayılırım TBT’de eskilerinin yanında, benim sahip olduğum zeka oyunları kitap silsilesi bu adamları kaçla çarpar kaça böler). 2005’te Zeka Oyunları Dergisi’ni çıkartırken kütüphanemizin önünde fotoğraf çektirmişliğiz vardı, bu ilk kütüphane diye goygoy yapanlar daha Sudoku’nun S’sini bilmiyorlardı. S for Sudoku diye sorular da var, ukalalık olsun diye dedim🙂.

Demek istediğim şu: Zeka oyunları alanında iki tane oyun bilebilirsiniz, birkaç strateji oyununa hakim olabilirsiniz; amma velakin bu sizi bu alanın uzmanı yapmaz. Biz insanlara olabildiğince kapılarımızı açıyoruz, onlara fırsatlar sunuyoruz; lakin Türkiye’deki insanların çoğu o değeri kimin oluşturduğundan çok uzman sıfatıyla arzı endam edip ceplerini doldurma niyetinde. Lakin, biz bunu görmüyor değiliz (hükümet sözcüleri gibi konuşmaya başladım ha, Hafazanallah…), şu anda bu kadar esnek davranıyorsak bildiğimiz ve yaptığımız onlarca şeyin olmasından ötürü. Bu alan bizim öz evladımız, ve öz evladımızın iyi yetişmesini istiyoruz. O yüzden ne yaparsanız yapın, ne adına yaparsanız yapın, zeka oyunları, akıl oyunları diyorsanız, geleceğiniz, ya da varacağınız nokta her zaman Türk Beyin Takımı, yani biz olacağız. Çünkü bu isim 1 günde, 10 ayda, 12 yılda doğmadı; 22-23 sene emek harcandı ve benim gibi birçok insan (benim üçüncü jenerasyon olduğumu hesaba katın) hayatlarını, en değerli varlıkları olan zamanlarını ortaya koydu.  -demişim dün gece. Tam “kalay havasında” olmuş ha! Artık kime çekmişsem…

TBT

Olaya geri dönersek eğer. Kadışehri Belediye Konferans Salonu’nu doldurmuş öğretmenlerle eğitimlerimizi yapıyoruz. Her zaman aynı kombinasyondan oluşur sınıflar: Ne gerekvarcılar – Hemen kapıcılar – Anlayıphemenyansıtamayıcılar – Birtürlüidrakedemeyiciler – Anlamamaktaayakdireyenler. Bu sınıftaki ortalama ise çok daha iyiydi. Özellikle TBT olarak Anadolu’da yaptığımız eğitimlerde gördüğümüz, oradaki öğretmenlerin daha aç olması, daha açık olması. Bu harikulade bir şey! Hayatlarında belki ilk defa böyle bir eğitim alıyorlar; ama aralarda dışarıya çıkmıyorlar, çözmedikleri oyunların üzerine yoğunlaşıyorlar; onlara verilen dergileri karıştırıyorlar. Zeka oyunlarının zeki insanlar için olduğu algısının palavra olduğunu bir kez daha hep beraber ispat ediyoruz. Zeka oyunları, zeki, ya da akıllı insanlar için değil; herkes için! Her kim ki zeka oyunları sadece akıllı, zeki adamlar içindir diyorsa; bu alanın özünü anlamamış demektir. Hoş çok fazla adam olduğunu da zannetmiyorum özü anlamış. Çünkü biz bu ülkenin insanı olarak, özden çok şekil şemalle ilgileniriz. O yüzden ozanlara, düşkünlere, işin özünü kapmış ama kendinden geçmiş insanlara mecnun, meczup, düşkün, deli deriz🙂 Ne mutlu özde kendi özünü bulup akıp gidenlere!

Uzun zamandır eğitim vermediğimden ötürü bir miktar da paslanmışım, yalan değil. Bu kadar sene eğitim sırasında hiç kimseye öpücük atmadım; ama iki tane erkek öğretmenimize verdikleri cevaplardan ötürü öpücük attım:) Havsalam şaşmış.

Dediğim gibi ilk ünitedeki mevzular ABC Kadar Kolay ve Apartmanlar‘dı. Bunlar anlaşılması zor oyunlardır, eğer insanlar ilk defa zeka oyunlarıyla iletişime geçmişlerse. Ama Kadışehri ilçesi ve köylerinden gelen öğretmenler muhteşem bir iş çıkarttılar. Ben bu insanlara bunu muhteşem anlattığımdam ötürü değil, onlar muhteşemdi.

13 Aralık Cumartesi günü, o salondaki öğretmenlerle 2. ve 3. üniteleri de tamamladık. Anlatabildiğim kadar anlattım, o süre zarfında onlara faydalı olacak ne varsa vermeye gayret ettim. İlla ki tam anlamıyla yapamamışımdır; ama eminim epey bir şeyler ortaya çıktı. Oyunların İngilizce isimlerinden, oyunların nereden geldiklerinden, öğrencilerine nasıl aktaracaklarından, olayın onların oyunları hızlı çözmesi değil, olayı öğrencilerine aktarmalarının ehemmiyetli olduğundan vb birçok şeyden bahsettik.

Tabii ki bu bir Kadışehri Kaymakamlığı, TBT ve ORAN Kalkınma Ajansı Projesi olduğundan eğitim sonu anketinde değerlendireceklerdir. Benim açımdan, Anadolu’da yaptığımız güzide eğitimlerden bir tanesi olarak işlendi. Bu da çok reklamvari olmuş; ama bu paragrafı oluştururken amacım hani ben iyi hoş diyorum da öyle olmayabilir deme adınaydı.

Kadışehri’nin genç, dinamik ve projeji Kaymakamı Ali Doğan Bey’le, Mahsut Bey’le ve eğitimimizde yer alan okul müdürlerinden biriyle akşam yemeği, çay seansına başladık. Kaymakam Bey’e eğitimle ilgili bilgiler verdik. Eğitimden, daha yapılacak onlarca şeyin olduğundan bahsettik. Pastane’de çay eşliğinde başlayan muhabbetimiz Cem(l)al Bey’in (inşallah ismini yanlış hatırlamıyorumdur: Cemal ya da Celal) lokantasına kadar devam etti ve orada yemekle taçlandı. İlk bölümde bahsetmiştim zaten, pastane ilçedeki tek pastane. Kaymakam Bey selam verek içeriye girdi, oradakiler de devlet büyüğüne saygıda kusura etmeyerek selamına karşılık verdiler. Çaylarımız güzeldi, çaylarımızı getiren arkadaş, gençten, saçları güzel (Kaymakam Bey, “Ne güzel saçların var senin” dedi) hafif sarışın bir arkadaştı. İsmini hatırlayamadım. Çay servislerini bu arkadaş yaptı, mekândan ayrılırken kaç yaşındasın dedim, 18 dedi, oğlum daha genç gösteriyorsun bu kadar yaşlı değilsin dedim, gülümsedik🙂.

Cel(m)al Bey’in lokantısında ortaya karışık bir kebap tabağı ve muhteşem bir salata servis ettiler. Pastanede yarım bıraktığımız muhabbetler burada da sürüyordu. Hayatımızı değiştiren cümlelerden, o cümleleri sarf eden insanlardan, sonradan açılmaktan, iyi olanlara değil, üstün olanlara değil, orta ya da daha kötü olanlara hizmet etmeliyiz ki, onlar da kendilerini bulsunlardan bahsettik. Planım o akşam geri dönmekti. O günün öğlen saatlerinde yemeğimizi yine Cel(m)al Bey’in yerinde yemiştik. Kadışehri İlçesi Proje grubu, eğitimden birkaç arkadaşla birlikte. Ziraat Mühendisi olan, bekar hocamız, orada servis yapan garsonlardan birine sürekli Enişte diyordu. Hayırdır diye sordum, arkadaşı Urfa’dan everecektim; ama buradan evlendi. Lakin hep enişte derim dedi. Fasulye’yi çok seven bu hocamız, Cem(l)al Bey tarafından da el üstünde tutuluyordu. Arada, dışarıda sigara içerken Tuba Hanım’ın (Proje ekibinden) eşi Sinan Bey, akşam eğitimden sonra Yozgat’a gideceklerini, istersem beni de otogara bırakabileceklerini söyledi. Bir miktar düşününce makul geldi, olur dedim.

Lakin akşam Kaymakam Bey’le yaptığımız yemekli ve çaylı toplantı, masadakilerin de katılımıyla inanılmaz akıcı geçiyordu. En son saat 5 buçuk demiştim Tuba Hanım’a… Ama sonrasında konuştuğumuzda, teşekkür ettim, beni bekledikleri için; lakin eğer onlarla birlikte gidersem Ankara’ya gecenin köründe varacağımdan affımı istedim. İşte insanın kısmetinde ne varsa onu yaşar misali. Bir süre sonra Maksut Bey, iş bitiren (sonradan kısa sürede yaptıklarının bir kısmını öğrenince böyle demek daha doğru olur) Kadışehri Belediye Başkanı‘ndan bir telefon aldı. Kaymakam Bey’e durumu izah etti. Kendisi de, Serkan Bey’i de götürün, eminim daha öncesinde böyle bir şeye şahitlik etmemiştir. Ben ık mık edecek oldum; ama nihayetinde benim için de farklılık olacaktı. Fakat farklılık olacak şeyin ne olduğunu tam anlamıyla idrak edemedim. Bir düğün müydü, sıra gecesi mantığında bir etkinlik miydi, bir atışma olayı mıydı..?

Kaymakam Bey’le ayrıldık, Başkan geldi. Arabanın kapısı açtığımda, içerde Asım Bey’i gördüm. İnanılmaz kıvrak, durduğu yerde durumayan bir öğretmen olan bu güzide adam, yerini almıştı. Gülümsedi, merhabalaştık. Rotamız komşu ilçe Saraykent‘ti. Yol esnasında tam olarak ne için gittiğimizle ilgili birkaç şey sordum; ama tatmin edici bir cevap almadım. Söylenen: adam komikti, şairdi, ozandı ve adı da Ahmet Köroğlu’ydu.

Sonrasında Ahmet Köroğlu ve Saraykent Grubu

Saraykent[Kaynak: http://www.illerarasimesafe.com/sarikaya-yozgat_saraykent-altinsu-koyu-altinsu/fotograflar%5D
This entry was posted in Türk Beyin Takımı and tagged , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s