Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar – 3

Bir miktar aralı yazıyorum. Hem benden kaynaklı hem de değil. Tipik ev ikilemi. Ev beni ben de onu kabul edemedik. O yüzden birbirimizle çok iyi anlaştığımız söylenemez. Anlaşamadığımız için de birbirimize gıcıklık yapıyoruz. Ben olabildiğince onu yalnız bırakıyorum, ne gündüz ne akşam arayıp soruyorum; o ise benden bunun hıncını bir araya geldiğimizde çıkarıyor. Öten kalorifer petekleri; herhangi bir pencereyi açtığınızda duyduğunuz komşu sesleri. Sanki onları duyabilmem için duvarlarını incelttikçe inceltiyor. İlginç kokular, açılmayan kapılar…

Fakat bugün farklı. Neredeyse 8 saattir aralıksız birlikteyiz. Epey de yoruldum aslında; ama şu narsisistik olaya geri dönmek gerek. Bir ricam olacak, bu narsisist kelimesini yazmak çok “s”li olduğundan zor oluyor. O yüzden N. deyip geçeceğim. Siz cümlenin gidişinden bu N’nin isim mi sıfat mı olduğunu çıkartırsınız.

-İtalik olanlar Alexander Lowen’ın Narsisisizm Gerçek Benliğin İnkârı kitabından alıntılanmıştır.

s.15 “Açıklaması şöyleydi: ‘Küçükken ölüm düşüncesi beni dehşete düşürüyordu. Zaten ölmüş biri olursam artık hiçbir şeyin beni korkutamayacağına karar verdim. Sonra kendimi bir ölü olarak değerlendirdim. Yirmi yaşına varabileceğimi hiç düşünmüyordum. Hâlâ hayatta olmama şaşırıyorum.

Küçükken bir film izlemiştim. O sahnenin ilerleyen yıllarda beni bir miktar da olsa değiştireceğini biliyordum. Birkaç defa o sahneyi anlatmışımdır. Bir seri katilin doğuşunu anlatıyordu film. Bir karede seri katilin çocukluğuna dönüyor kamera. Balkonda oturan bir çocuk. Düşünceli, oturduğu yerden ileriye doğru hamle yapıyor; sonra yerine oturuyor. Ya çocuğun kafasının içindekileri duyuyoruz, ya da çocuk sesli düşünüyor. Balkondan atlayıp atlamamakla ilgili olay. Eğer atlayabilirse onu bağlayan bir bağdan kurtulacağına inanıyor çocuk. Sanki atlarsa, ona ne olmaması gerektiğini söyleyen her şeyi geride bırakacak ve özgür iradesi ortaya çıkacak, asıl o olacak. Bir süre balkonda ikilem devam ediyor. Sahne saniyelik bir kararma geçiriyor. Gözlerimizi hastane odasında açıyoruz. Bacağı alçıda olan bir çocuk.

Evet, atlamış ve bacağını kırmış. İşte o günden sonra her şeyi yapabileceğine inanıyor ve arkadaş gidip seri katil oluyor. Bu tam olarak 15. sayfadaki alıntıyla ilintili olmayabilir. Fakat iki şey söyleyebilirim burada: Alıntıdaki N’nin kurduğu cümleye bakın, ölü olmak istediğine karar veriyor, uyguluyor, 20’li yaşlarına gelemeyeceğine inanıyor. O kadar emin ki, o kadar kendine istediği şeyi yapabiliyor ki; kendini ölü olduğuna bile iman ettirebiliyor. İşte bu N’lerin ortak özelliklerinden bir tanesi, vücutlarına ve kendilerine bir canlı değil de bir makina olarak bakmaları ve sanki onu istedikleri gibi, kendi emirleri ve arzuları doğrultusunda hareket ettirebileceklerini düşünmeleri. Bir diğer nokta da, N’lerin sınırları. Narsisist, sınırları olmasını sevmez. Sınır olacaksa eğer, onu kendi koymuş olmalı. Başkalarının koyduğu sınırlar, onun için sadece balkon etkisi oluştur ve o bir tarafını kırma pahasına da olsa balkonda atlar. Çünkü onun için bu kendini sınama adına bir testtir; başka faniler tarafınfan koyulan sınırlar, ne kadar çok aşılırsa, N kendinin onlardan üstün olduğuna o kadar biat eder.

s.16 “Bir şey hissettiğini inkâr etse de bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu.

Narsisistlerin duygularına tekme attıkları; ellerinde kürekle onu canlı canlı gömdükleri vakidir. Bu zaman isteyen bir işlemdir. Narsisist ne kadar çömse gömme işlemi o kadar uzun sürer. Ölü bir civcivi gömmekle, ölü bir yetişkin insanı gömmek arasında, gömen kişilerin tek yumurta ikizi ve aynı çevresel ortamda büyüdüklerini varsayarsak eğer, güçlerin denkliğinden, zaman farkı olacaktır. Çöm N’de hisler karmaşıktır; ama yoğundur, o yüzden onlardan kurtulması bir M kadar zaman alacaktır. Oysa deneyimli bir N’de bu işlem daha kısa, m kadar (kabul: M>m) sürecektir. Her ne kadar duygularını görmezden gelse de, onları bir yerlere gömse de, odun olsa da, çoğunlukla bir yerlerde hata olduğunu bilecektir. Çünkü N’nin duygulardan kurtulduktan sonra sahip olduğu tek şey aklıdır. Ve sürekli aklı üzerine yoğunlaşması onu usta bir problem çözücü, analist hâline getirir; gözlem yeteneği sivreltir. Böyle bir bünye, diğer insanları incelediğinde, gözlemlediğinde, kendisinde bir terslik olduğunu kolayca idrak edecektir. İlk başta herkes farklıdır şeklinde bir argüman ortaya atsa da, zamanla bunun mantıklı bir yargı olmadığını görecek; belki de herkes yanlış ben ve benim gibiler doğru çıkarımını ortaya atacak; ama buradaki absürdlüğü de kısa vadede idrak edecektir. Elinde pek bir şey kalmayan N, kendisine dönecek ve bende bir sıkıntı var diyecektir. Bazıları demeyebilir de… Ama mutlaka her N, yeteri kadar fani zamana sahip olduğu hayat içerisinde kendisiyle yüzleşmek zorunda kalır.

s.16 “Herhangi bir duygunun bilinç düzeyine çıkmasına izin verirse kendini korumak için inşa etmiş olduğu devasa duvarın üzerinde bir çatlak yaratacağına bilinçsiz bir şekilde inanmıştı.

Evet… En bariz, en eğlenceli ve en acınası kısım. N, ufaklığında yaşadığı duygusal travma ya da ona benzer şeyler yüzünden bir şekilde elinde kalan özü koruma adına duvar ustası olmaya karar verir. Yuva yapan kuşlar gibi etrafta ne bulduysa koruma hattı kurma üzerine inşaya girişir. Lakin topladığı malzemelerin dayanımı aynı olmadığı için inşa ettiği duvarlar çok geçmeden yıkılır. Acısı daha fazladır bu noktalarda. Acısını dindirmek için onlarca yoldan hangisi kendi fıtratına uygunsa ona yoğunlaşır. Örneğin ben, sürekli bir şeyler inşa etmeye çalışırdım, ya da olmadık şeyler denerdim ya da dağlara giderdim ya da kendimi başka bir dünyada gibi hayal ederdim ya da aslında bu dünyada yaşamadığımı düşünürdüm. Zamanla bunlar doğal bir hâl alır ve N, her malzemede duvar yapılmayacağını öğrenir. Lakin şartlar değiştikçe olaylar da değiştiğinden, canının yanmaması için yaptığı duvarlar hep eksiktir. Ne yaparsa yapsın, olayları ne kadar önceden tahmin etmeye çalışırsa çalışsın, her zaman bazı ihtimalleri unutmaktadır ve bu ihtimaller yüzünden yine acı çeker. Fakat buradaki acı normal insan acısıyla eşdeğer tutulmamalı. Şöyle düşünün, bir dolabınız var, size diyorlar ki elinizdeki tüm kesici malzemeleri o odaya doldurun. Dolduruyorsunuz, ama size bunu salık verenler ekliyorlar, kapının önünde duracaksın, eğer bir şey olur da kapı açılırsa içeriye tıkıştırdığın tüm kesici aletler vücuduna saplanacak. İşte N’nin duvarı her yıkıldığında başına bu gelir. Normal insanların canı yandığında t süre acı çeker ve düzelirler. Eğer bir Narsisistiğin canı yanıyorsa, bu t süresi, daha önceki tüm acıların bileşke süresidir ve çok yakıcıdır. İşte yıllar yıllı bu türlü ruhi ızdıraplardan geçmiş Narsisist, duygularını inkar etme safhasından önce, duyguları bastırma yöntemini kullanmaya başlar. Bu ona hem artılar getirir hem de ondan bazı temel büyüklükleri götürür. Örneğin bu bastırma sürecinde N, filmlerden, dizilerden, çevresindekilerden esinlenir. Korku hissini mimiklerinden söküp atar, hatta inanın, heyecanlamasını da kontrol altına alır. Heyecanlanmaz, korktuğunda kalbi deliler gibi çarpmaz, sevindiğinde yüzü gerçekten gülümsemez, üzüldüğünde ya da üzülmek istediğinde ya da öyle yapması gerektiğinde gerçekçi ifadelere bürünemez. Gerçekçi ifadeler için de uzunca yıllara ihtiyacı vardır. Ama bir gün mutlaka korkmayan, kaçmayan, gülmeyen, sevmeyen, üzülmeyen bir adam olur. Bu adam, kendi vücudunu kontrol altına alabildiği için muzafferdir; başkalarının korktuğu, kaçtığı yerlerde hiçbir şey olmamış gibi kalabildiği için onlardan üstündür, büyüktür, uludur, devrilmezdir. İşte Narsisist, bunları kaybetmemek için hiçbir duygunun tekrar yüzeye çıkmasına izin vermeyecektir. Çünkü bir defa olursa bu, elindeki tüm yüce ifadeler çatlayıp gidecek ve geriye, zamanında işkencelerden vücudunda onlarca iz kalmış, senelerce küçük bir dehlizde, nem içinde kalmış ve çürümüş çocuk kalacaktır. Bu çocuğun kokusu, ölü gözleri, narsisiste kim olduğunu hatırlatacağından, N asla ve kata duyguların baştan çıkarıcılığına kulak vermeden yoluna devam eder.

s.17 “Duygular insan yaşamının temel gerçekliği olduğundan, bir insanın duygularına erişememek deliliğin işaretiydi.

Aferin len Alex, Narsisistik dünyaya hoş geldiniz:)

[Sayfa 18 öncesi not, burası biraz ağır gelebilir. Eğer Narsisist olduğunuzdan şüpheleniyorsanız burayı okumayın, azcık incilerinizi dökebilir :)] Buraya 3 yıldız vermişim, yazmadan evvel okudum, hakikaten muhteşem.

s.18 “Erich duygularını aşırı derecede kısıtlamış olsa da, bu tür bir duygu eksikliği ya da inkârı bütün narsisist bireylerin tipik özelliğidir. Narsissizmin bir başka görüntüsü de Erich’in kişiliğinde açık bir şekilde ortaya çıkan imge yaratma gereksinimidir. Kendisini ortaya koyarken ‘başkaları için iyi bir şeyler yapmaya çalışan biri’ cümlesini kullandı. Ancak bu imaj gerçekliğin tahrif edilmesiyle ortaya çıkmıştı. ‘Başkaları için iyi bir şeyler yapmak’ ifadesi, iyi niyet belirtmesine karşın kötülüğün sınırında gezinen, başkaları üzerinde güç kullanma alıştırmalarını temsil ediyordu. Örneğin, iyi bir şey yapma kisvesi altında kız arkadaşını istismar ediyordu. Kendi aşkını gösteren herhangi bir tepki vermeden onun aşkını elde ediyordu. Bu tür istismarlar bütün narsisistik kişiliklerde yaygındır.

p<Burada akla bir soru geliyor: Biri, Erich’in güç kullanma konusunda muhteşem olduğunu söyleyebilir mi? Sonuçta kendisini bir ‘şey’ olarak tanımladı, bu insanın kendi imgesine yönelttiği ağır bir darbedir. Fakat kendisinin aynı zamanda o şeyi kontrol eden çok gururlu bir süper güç olarak görüyordu. Kibirli ego bütün narsisistik kişiliklerin ortak özelliklerindendir. Özgüven ve başarı eksiklerini kayıtsızlık perdesi arkasında gizlerler.

Burada, eğer Alex abinin yazdıklarından kendinizle alakalı çıkarımlara varacaksanız dikkatli olmanızı öneririm. Örneğin, yukarıda yazanlar çok mantıklı gibi görünebilir ilk okuyuşta, fakat bazı durumlar var. Misa, benim içinde büyüdüğüm toplumda ego, kibir sevilmeyen büyüklüklerdi. Sadece bana öğretilen davranışlarda değil, ailemde ölüp giden onca insanın ardında hep, başkaları için yaşadılar gibi bir anlam vardı. En önemli iki tanesi: Sabri ve Rahmi. Sabri babamdı, Rahmi de amcamdı. Bu adamlarla ilgili onlarca güzel hikâye dinledim. Ne kadar yüce gönüllü oldukları, ne kadar başkalarına yardım etmek için yaşadıkları, ne kadar komik oldukları, ne kadar onurlu adam olduklar vs. Ama nihayetinde 28 yaşında ikisi de öldü. 5-8 yaşları arasında, bana anlatılan bu hikâyelerden, etrafımda gözlemlediklerinden, okuduklarımdan anlamlı bir şey çıkardım: Yaşamak istiyorsan, birileri seni sevsin istiyorsan, birileri seni özlesin, senin varlığının, senin de bir insan olduğunun bilinmesini istiyorsan kendini değil onları mutlu et ve bir gün çek git; ya bunu ölerek yap, ya da başka şekilde. Çünkü anladığım kadarıyla onlara verdiğin acı bile sana olan sevgilerinin bir ispatı oluyordu. Tabii ki bunlar çarpık gelebilir, ama 5-8 yaş arasında olduğumu ve dünya üzerindeki hiç kimse tarafından sen varsın denmediğimi bilmeniz gerek. Sonraki yıllarda başkaları için yaşama, bir hiç olma olayı daha da ilerledi. Üzerine epey bir şeyler koydum; hem tasavvufi anlamda hem de Batı Edebiyatı anlamında. Bazı noktalarda yoldan çıktığım kati; ama nihayetinde hasarlı da olsa anlamlı bir bütünlük oluşturabilmiştim. Hatta lise yıllarında verdiğim örnek şuydu: ” Ben bir bilardo masasındaki toplardan biriyim [sanırım o sıralar bilardo oynamayı yeni öğrenmiştim ve hoşuma gitmişti :)] bir gün mahir bir ıstaka, hepimizi ait olduğumuz yere doğru itecek ve bende hayatta bir ‘şey’ olarak yapmam gereken şeyi yapacağım. Tabii böyle bir şey olmadı, olduysa bile benim haberim olmadı. Ama Sayın Alex’in yukarıda Erich denen hayali kahraman üzerinden tanıladığı şey eksik ve manipülatif. Çünkü bir narsisistin hangi kaynaklardan beslendiğini tam olarak bilemeyeceği gibi, Alex’in yaşadığı toplum kapitalizmin anavatanı Amerika. Bu yüzden gönüldür, ruhani varlıktır, önce sen yan ki yanmanın ne olduğunu bilesindir, bir Mevlana’dır, Yunus’tur, Neyzen Tevfik’tir, Erkan Oğur’dur yetiştirmemiştir. Maddeci bir toplumun bireyidir Alex ve o yüzden bir narsisistte gördüğü, benliğini hiçe sayma hadisesini genelleştirmekle hata etmekte, bizim gibi daha ruhani toprakların çocuklarına haksızlık etmektedir.

Alex, varsa diyeceğin bir şey de ha, çekinme 🙂

Size farkı göstereyim mi, çok basit:

1. Kapitalizm –  Alex’in yetiştiği topraklar:

Yalan değil, buna da hastayım, ama farkı gösterelim diye bir tarafa hafif bok atmak lazım işte, yapacak bir şey yok 🙂

2. Gönülizm – Benim gibi puştların bile yetişecek yer bulduğu iklim:

Tabii buna delicesine hastayım 🙂

devam edecek

Reklamlar
Bu yazı Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s