Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar – 4

Anamla konuşuyoruz, ne yapıyorsun diyor, nasıl idare ediyorsun, yemek yiyor musun, soğukmuş oralar üşüyor musun, kendine bakıyor musun, lekelerin için doktora gittin mi; aman ihmal etme, bak bizim sülaleyi biliyorsun. Neredeyse 22 senedir evden uzağım🙂 10-11 yaşlarında yurt hayatım başladı; ki ne anlatılır ha, öyle böyle değil. Hâlâ merak ediyor hatun; kanaatimce hayatım boyunca hiçbir hatun beni bu kadar merak etmedi🙂 Hakikaten dedikleri doğru, ağlarsa analar ağlar gerisi yalan ağlar.

Neden böyle bir giriş yaptım, bu narsisistik erkeklerle ilgili yaklaşımları epey ara vererek yazabiliyorum. Çünkü annemin dediği gibi, evine alışabildin mi, yalnız ne yapıyorsun…Ona alıştım diyorum; ama aramızda kalsın pek alışamadım. Yalnız kalmaktan çekindiğimden değil; bildim bileli böyleyim, yalnızlık dert değil. Eve alışamadım, Gülçe’nin dediği gibi nedense isteyerek bir işlemin sonunu getirmiyorum. Bu kendine eziyet etmek isteyen insanların yaptığı gibi. İçimdeki hıncı birinden çıkarmam gerekiyor; en yakında kendim olduğundan, kendimden çıkarıyorum. En temizi ha, valla! Hem kendinizi daha iyi anlamanızı sağlıyor, hem de boşuna başka insanlara eziyet etmenizin önüne geçiyor.

Olayımıza geri dönersek, son 2 gündür evdeyim; geriye kalan günlerde evde değildim, cümlenin gelişinden de anlaşılacağı gibi. Dün pek havamda değildim; biliyorsunuz yazmak için de hava olması gerekiyor; sonuçta o da canlı bir varlık ve havaya ihtiyaç duyuyor. Bugünse o hava bende mevcut, eve gelene kadar da yazacağım diyordum. Ne yazacağımla ilgili en ufak bir fikrim bile yok, buna bilinç akışı tekniği diyorlar, Allah ne verdiyse ortaya çıkartıyorsunuz. Benim gibi hem ucundan kıyısından mühendislik eğitimi almış, hem de zeka oyunları tasarımcısı olan bir adam için son derece uygun. Bırakıyorsunuz, akıyor, sonrasında da bir tabla üzerinde kili döndüren usta amca gibi ona şekil vermeye çalışıyorsunuz an be an.

Gördüğünüz gibi buraya kadar kitapla ilgili tek kelam etmedim. Eğer yeniyseniz, size tavsiyem önceki narsisistik yazıları okuyun. Haydi başlayalım:

s.18 ” Narsisist kendi dünyası hâline gelir ve bütün dünyanın kendisi olduğuna inanır.” Bu cümlenin altına şöyle bir not almışım: “Sonrasında hep haklı çıkar, çünkü tüm mantık baştaki kabullerden doğar. Ve tüm kabuller N’nin dünyasından alınmış değerlerdir.” Azıcık olayı açalım. Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar verebilmeniz için bir çok yetkili merci kullanırsınız. Örneğin yetiştiğiniz ailedeki durum, kavramalara ne atfettiğiniz, mantıklı düşünmeyi ne kadar konumlandırdığınız, analiz yeteneğini ne kadar geliştiği, insanlara ne kadar değer verdiğiniz, kendinizle ne kadar barışık olduğunuz; vicdana inanıp inanmadığınız… İnanın karar verirken bunlar ve bunlar gibi onlarca şey etkindir. Bir dönem sürekli haklı çıkıyordum; emin değilim hâlâ ondan kurtulabildim mi? Şimdi bu doğruya eğilelim: Bir insan sürekli haklı çıkabilir mi? Dünya şartlarında, ya da bulunduğumuz evrende imkânsız. Neden, sürtünme diye bir kavram var. Bize mühendislik derslerinde asla %100 verime ulaşmayın (salak mısın lan, ulaşamazsınız tabii dediler) ya da faydayı sağlamaya çalışmayın diye öğrettiler. Bir mühendisin en temelde görevi %34’lük verimi %35’e daha az maliyetle çıkartmak olmalıydı. Düşünün, siz A veriyorsunuz sisteme (bu sistem bir portakala sıkacağı olabilir, bir aşık olabilir vb) size ise ürün olarak bir tane küçük a veriyor. Peki A-a nereye gitti? Eee dedik ya, sürtünme var. Hayatımızın var olabilmesi için sürtünmemiz gerekiyor. Zannediyorsanız ki ne alakası var len, pehhh hergün onlarca basınç altında yaşamaya çalışıyoruz, o kadar yerçekimine karşı koyuyoruz, yüzey gerilimlerini yenmeye çalışıyoruz. Sürtündükçe sürtünüyoruz, yeter ki hayatımıza devam edelim. Örneğin 10 metre yürümek için 35 metre yürüyebilecek enerjiyi sarfediyoruz, 25 metrede tükettiğimiz enerji, sanki bir devletin aldığı vergi gibi doğanın oluyor. Hayatımızı o 25 metreyi elde etmek, o enerjiyi bize verecek besinleri kazanmak için harcıyoruz; doğa da vergisini kesiyor ve diyor ki: Ahan da bu kadarı benim hakkım.

Ez cümle hatalı olduğumu anladım; ama nerede hatalı olduğumu bir türlü bulamıyordum. olayları zihnimde canlandırsam da sürekli haklı çıkıyordum. Burada bir yanlış olmalıydı… Elbette yanlış vardı, kendimi haklı çıkarttığım durumlarda kıstas aldığım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin evrensel değerleri, ya da herhangi bir dinin temel vecibeleri değil, kendimce vardığım temel doğrulardı. Bu doğrular da hep benim haklı çıkmama hizmet ediyorlardı. Sonrasında yardım aldım ve az da olsa kurtuldum bu illetten. Dediği gibi: Bir insanın ahmak olduğunu anlamak istiyorsanız, onun sürekli kendisinin haklı olduğunu varsaydığını düşünün ve hakikaten bir ahmak ancak bu şekilde süzme bir ahmak olabilir. O yüzden genellersek Narsisistik erkekler genelde ahmak erkeklerdir.

s.19 ” N’ler kendilerini gerçek benlik imgeleriyle ifade edemezler, çünkü bu onlar açısından kabul edilemez bir durumdur. Fakat gerçekliği nasıl görmezden gelebilir ya da inkâr edebilirler?” Bu cümlenin altına aldığım not: “Benim gibi insanlara duyduğum tahammülsüzlük, onları tehlikeli görmem, onlara dayanamam. Aynaya baktığımda içeride başka birinin bana bakması.”

N’ler ezik insanlardır. O kadar eziktirler ki, kendilerini o hâlde görmekten ölesiye tiksinirler. Onun orada bir yerde olduğunu bilirler. Ama kendi imgelerinde, kendileri muhteşem insanlardır. Uludurlar, akıllıdırlar, sevecendiler, yardımseverdirler, konuşkandılar, hitabetçidiler, çözümbulucudurlar… Lakin orada ezik yaratığın, yani asıl benliklerinin, asla nefes almasına izin vermedikleri özlerinin olduğunu bilirler. Nasıl farkında olamazlar yazarın dediği gibi? Burada bir paradoks var: Adamlar o kadar muhteşem ki, sürekli ne kadar kokuşmuş olduklarını biliyorlar. O yüzden bunu bir türlü oturtamıyorlar içeride. Hangisi kendileri, kokuşmuş olan mı, yoksa parlak olan mı? Kokuşmuş olarak isimlendirdikleri öz benliklerini asla bir kenara atamazlar, ne yaparlarsa yapsınlar hep oradadır. Onun varlığını hissederler, her zaman değil. Bazen hırçınlaşırlar, çünkü kendi görüntülerinin aslında ne olduğunu daha iyi idrak ettiklerinde (bunu herhangi bir şey tetikleyebilir) mutsuz olurlar, sinirli olurlar, nasıl ben böyle bir yaratık olurum derler. Sonraki süreçte akıllı olanları, kokuşmuş tarafı “kötü” olarak yaftalar. Böylece onu bir kere etiketledi mi, kendisi iyi olacak (yani parlak tarafı, yere göğe sığdıramadığı tarafı) asıl benliği, unutulmaya terk ettiği benliği kötü olacaktır. Ve sonrasında Narsisist en eski insanlık savaşına yer açacaktır: İyi ile kötünün savaşı. Kötü olarak yaftaladığı öz benliğini kendisini alaşağı etmeye çalışan bir düşman olarak tanımlayacak (Akp’nin paralel diye düşman devşirmesi gibi) onun üzerinden de, sanki onunla savaşıyor gibi yaparak sürekli olmak istediği, o yenilmez, bükülmez, gururlu, onurlu, muhteşem adam olmaya çalışacaktır. [Ara not: yok yemiyor bu da. Neden mi, çok basit: Termodinamiğin 1. kuralına göre giren kütle çıkan kütleye eşittir. Yani insan, asla bir şeyi var da edemez, yok da edemez.]

Ayna olayı, ben daha gencecik bir adamken, 13-14 yaşlarında, aynadaki yansımamda yakaladığım bir şeydi. Ama artık öyle değil, o zamandan kalan ezber bir cümleydi, not alırken onu da telaffuz etmişim.

Bence bu, bir narsisisti en güzel ifade eden cümleler topluluğu:

s.20″ Eğer beden benlikse, gerçek benlik imgesi de bedensel imge olmalıdır. İnsan ancak cisimleşmiş benliğin gerçekliğini inkâr ederek gerçek benlik imgesini bir kenara bırakabilir. Narsisistler bir bedenleri olduğunu inkâr etmezler. Gerçekliği kavrayışları bu kadar zayıf değildir. Ancak bedeni zihnin bir aracı, iradelerinin bir uşağı olarak görürler. Beden sadece onların imgeleri doğrultusunda çalışır, duyguları devreye girmez. Beden bir araç olarak etkili bir şekilde işlev göstermesine, bir makine gibi çalışmasına ya da karşısındakini bir heykel gibi etkilemesine karşın “hayat”tan yoksundur. Ve benliğin tecrübe edilmesini sağlayan şey de bu canlılık hissidir.

s.22 “İnsanlara ve durumlara yönelik tepkilerinde kendilerini dizginleme yoksunlukları vardır. Aynı şekilde geleneklere ya da usullere uymak gibi bir mecburiyet hissetmezler.

Bunu yanlış anlamayın, normalde bu adamlar her türlü kendilerini dizginlerler. Ama bazı durumlar vardır ki, etraflarında kimin olduğu, neyin olduğu önemli değildir. Önemli olan onların kendilerini o duygu üzerinden ifade etmeleridir. O yüzden sizin yanınızda bir şeyleri açıklığa kavuştururken alabildiğince küfredebilirler, ya da hüngür hüngür ağlayabilirler ya da öfkeden kudurabilir, orayı burayı yerle bir edebilirler. Dediğim gibi önemli olan siz ya da duygu değildir; N’nin kendini rahatlatmak için bir an yakalamış olması ve etrafındaki her şeyin silinip yalnız onun kalmış olmasıdır. O da hep yaptığı gibi tek kişilik oyununu sahnelemeye başlar.

Bir öncekinde de bahsetmiştim, bir kural koyulacaksa N kendi kurallarını, sınırlarını koyar. N için kural demek sınır demektir. Bilir ki, eğer sınır varsa, kural varsa, kendisinden kuvvetli yaratıklar var. Buna bir yere kadar tahammül edebilir; ama daha fazlası değil. Mantıken kendinden kuvvetli varlıklar olduğunu bilir; ama içten içte bu kuvvetli yaratıkların ortaya attığı kurallara uymak zorunda olduğunu kabul etmez.

7-8 yaşlarındaydım sanırım, burada bahsedeceğim ve o an ile ilgili algım yamultulmuş, farklı yorumlanmış olabilir; ama nasıl biliyorsam öyle anlatacağım. İşlediğim bir kabahatten ötürü komşu kızı, o anda evlerinde misafir olan anneme beni şikâyet etmek için olanca hızıyla evlerine koşuyor. Ben de onu durdumak için ardından. Yakalamıyorum. İkimiz de hayattan geçiyoruz, o soba yanan odanın kapısını açıyor ve anneme: “Yenge, serkan böyle böyle yaptı…” diye bir ağız dolusu anlatıyor. Sanki Hitler’in serkan olduğunu tüm dünyaya ifşa ediyor gibi ve bunu yapabilmesi için sayılı dakikaları olduğunu sanması gibi. O hızla giriyorum ben de odaya, kızın annesi, babası, ablası, annem hiçbirini kaale almadan, onların varlığını umursamadan bir sürü şey diyorum. Kızın üzerine yürüyorum… İçimde zerre kadar korku yok, çekinme yok, sanki her şey benim, herkes benim. Tabii sonra çanıma ot tıkıyorlar🙂 Ama önemli olan o yaşta hiçbir otoriteyi gözümün görmemesi. Ve inanın bir anlık değildi o, hep böyle oldu. İşte Narsisist, otorite bilmez, kanun tanımaz, anarşist deseniz o bile olamaz; bir dava adamı olmak mı, yanından bile geçmez, çünkü tüm dava kendisidir. Ama nedense, hep buna benzer bir mantıkta görür, yapıcı olduğum kadar yıkıcıyım; yıkıcı olduğum kadar da yapıcı. İnsanlar işte, onların yıkmaktan çekindiği şeyleri yıktığım için bana sempati besliyorlar, onların olamadığı kadar cesur olduğum (aslında cesur falan değildir, öyle görünüyordur sadece, yoksa Heman’ın Titrek’i gibi tirim tirim titrer) için bana imreniyorlar diye hüsnü kuruntulara gark olur. Yavrum, yazık hakikaten ha bu narsisisytlere, acınasılığa bak!

s.23: “Öte yandan narsisistler, “havalı ve soğukkanlı” görünmek amacıyla duygularını minimize ederler. Benzer şekilde isterikler suçluluk duygusunun ağırlığı altında ezilen bir görüntü verirken, narsisistler bu duygudan muafmış gibi görünürler.

Ne dingil be bu narsisistler, embesilin önde gideni, hayatı ıskalayan, ezik insan müsvetteleri deyip bitireyim… Bir dene de müzik lazım, hadi bu olsun:

Narsisisitsiz bir yılınız olsun!

Değiştirme: Anathema’dan One Last Goodbye’dı; ama tam o sırada Behind Blue Eyes denk geldi, sözleri daha uygun gibi geldi, o yüzden değiştirdim.

This entry was posted in Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar, Sallamalar and tagged , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s