Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar – 5

Sayın Alex Sayfa 26’da Narsisizmin farklı türlerini anlatmaya girişiyor. Bir tane tablo var, fotoğrafını çektim (Şimdi tekrar çizmek için neden uğraşayım, kusura bakmasın artık), aşağıda görebilirsiniz.

S.27

Türler1Gördüğünüz gibi 5 kategoriye ayırıyor: Fallik-narsisistik karakter – narsisistik karakter – sınırda kişilik – psikopatik kişilik – paranoid kişilik.

Kitabı okuduğum sıralarda bir işaretleme yapmışım orada; arada derede kalır cinsten. Aslında bu tablo bile N’lerin en nihayetinde akıllarını kaybedip, delirmekten korktuklarını anlatır cinsten. Çünkü varabilecekleri pek bir yer yok hakikaten. Türlerin ne olduğunu kitapta işaretlememişim; ama Alex’ten alıntılar yaparak, birkaç tanımlama ile geçersem daha açıklayıcı olur kanaatindeyim. Eğer altını çizdiğim bir yer varsa, illa ki o kısmı da dâhil edeceğim tabii ki.

1. Fallik-NarsisistikKarakter: s.29 “En düşük düzeydeki patolojik biçiminde narsisizm, egoları kadınları baştan çıkarmaya yoğunlaşan insanların davranışları için başvurulan bir terimdir.” Sanırım en acınası 🙂 N sınıflandırması bu. Tek derdi karşı cinsi etkilemek olan bireylerin kategorize edildiği şeklinde bir tanımlama, inanın bu gruba giren bir narsisist bile olsam, benim de canımı sıkar. Sonuçta adamda N bozukluğu var, ne yani bu sadece kadınları etkilemek için saldığı kokular, çıkardığı sesler, attığı taklalara mı tekabül ediyor; ya içinde bir türlü büyütemediği çocuk 🙂 Kolay gelsin bu grubun üyesi güzel narsisistik insanlara.

2. Narsisist Karakter: s.30 “Narsisistik karakterler, fallik-narsisistlerden daha büyük ihtişamlı ego imgesine sahiptirler. Sadece daha iyi değil, en iyisidirler. Yalnızca çekici değil, en çekicidirler. Psikiyatris James F. Masterson’ın işaret ettiği gibi, mükemmel biri olmaya, başkalarının onları mükemmel biri olarak görmelerine ihtiyaç duyarlar.” Sanırım narsisisizmi tam manasıyla temsil eden arkadaşlar bunlar. Bu bozukluk kanaatimce ismini bu gruptaki insanlardan aldı. Alması da lazım caaaanımmm, sonuçta en mükemmel varlıklar grubundan almayacak da nereden alacak 🙂 Canlarım benim, mükemmelliğin hayat bulmuş hâlleri sizi.

Bu grupta anlatılanlarla ilgili sarfedilen cümlelerin birininin altını çizip, üstüne de ok çıkartarak not almışım. Aman Allah’ım bir de ok çıkartıyorum, sanki birilerine ders veriyoruz, embesil adam. Sayfa 31’de sarfedilen cümle şu: “Narsisistik karakterler duygu dünyasının tamamen dışındadırlar ve diğer insanlarla gerçek, insani bir yoldan ilişki kurmayı bilmezler.” Ok çıkartarak aldığım not: [Ben bu safhayı geçtim]

Şimdilerde bundan pek emin değilim aslında. Önceki yıllarda, epey önceki yıllarda insanlarla iletişim kuramadığımı biliyorum. Onlarla konuşamadığımı, onlarla bir şeyler paylaşamadığımı… Aslında ne yalan söyleyeyim, böyle bir derdim de yoktu. Nihayetinde bir narsisist kendi kendisine yetebilmelidir. Hoş teze narsisistlerin alkışlara, tezahüratlara ihtiyacı var; ama bilmiyorum o zamanki kalıbımı narsisist olarak tabir etmek gerek mi? Emin değilim. Narsisistlerin duygu engeli olduğundan, duygular onları kırılgan ve insanî gösterdiklerinden bir şekilde sıyrılma yoluna gittiklerinden bahsetmiştim. Tabii bunu ben demiyorum, Sayın Alex ve taifesi diyor. Her neyse, duygularından arınma, onlara ket vurma yoluna gitmiş bir insan, başkalarının duygularını nasıl anlayabilir. Anlayamaz tabii ki, anlayamadığı için de doğru araçları kullanamaz. Kullanamadığı için de bir türlü insan gibi görünemez. Hoş bunlardan akıllı olanları rol yapmayı öğrenir, bunu bertaraf etmeye çalışırlar; ama onun da inanılmaz sakıncalı vardır. İlki, uzun yıllar sürer duygusuz bir adam olduğunuzu belli etmeden duygulu bir adam olduğunuzu göstermek. Sürekli pratik yaparsınız; ama bu pratiklerde sürekli hatalar oluşur ve karşı taraf her zaman bu hataları yakalar ve sizin aslında rol yaptığınıza, inanmadığınızı şeyleri gevelediğinize hüküm verir. İnanmadığı şeyleri geveleyen adamlara güvenilmez, güvenilmeyen adamlar da kolay kolay etraflarında insan bulamazlar. Hadi diyelim ki rol yapmayı öğrendiğiniz; ki hakikaten hatasız yapmak inanılmaz zordur. Seneler geçtikçe aslında bir yalan olduğunuz fikri ortaya çıkar. Ne kadar iyi rol yaparsanız yapın, her zaman kendinizle kalırsınız. Ne kadar doğruymuş gibi insanlara yalan söylerseniz söyleyin, hiçbir zaman kendinize yalan söylemezsiniz. Her zaman o kuytudaki çocuk sesini çıkartır, ne yapıyorsun diye sorar. Hakikaten ne yapıyorsun? Üzelemiyorsun; ama sanki içindeki her duygu kırılmış gibi üzelebiliyorsun; sevinemiyorsun; ama sanki içinde her duygu ateşe atılmış gibi bir zıplayıp bir kalkıyorsun vs.

Ben yalanım, ben neden böyleyim, bu tür Narsisistlerin vardıkları duraklardan biridir ve nasıl desem en kıyıcı olanlarındandır. Çoğu narsisist ya bu safhayı geçemeyip kendini öldürür, ya da  duymazdan gelip yoluna devam eder. Çok azı bununla yüzleşme yolunu seçer, çözüm arar, gözler ve neden diye sorar. Neden ben de diğer insanlar gibi olamıyorum, neden onlar gibi üzüleceksem üzülüp sevineceksem sevinemiyorum; neden onlar gibi benden bu kadar, daha fazlasını yapamam, kapasitem budur diyemiyorum; neden onlar gibi hayat benim için böyleydi, buradaydı ve ben buna şükrediyorum diyemiyorum… Neden ve nedenler. Lakin bu safhayı geçmeye sebat eden narsisistler öyle ya da böyle cevap bulurlar; ya da en nihayetinde şu noktaya varırlar: Doğdum, değiştim, değişiyorum, değişeceğim ve bu da diğer zamanlar gibi geçecek.

Sözün özü Sayın İzleyici, kendi adıma konuşmam gerekirse eğer, şu anda o yoldayım; ama orada aldığım not gibi safi bir şekilde bu safhayı geçtim diyemiyorum. Fakat şuna eminim: Doğru zamanda, doğru kişilerle, doğru araçlarla o safhayı geçtiğimi daha rahat idrak edeceğim; şu anda sadece o yoldayım.

3. Sınırda Kişilik (Abi adı bile güzel valla, özellikle bir Narsisist için, ne de olsa adamlar hep kendilerini sınır olarak gördüklerinden, bal dök yala bir grup 🙂 ) :s.31 “Sınırda kişilik olarak adlandırılan üçüncü tip narsisist, narsisizmin tipik belirtilerini açık bir şekilde gösterebilir ya da göstermeyebilir.

s.33 “Sınırda kişilikler kendilerini biri harika, diğeri tamamen değersizlik olan iki zıt görünüş arasında sıkışıp kalmış bulurlar. Bu durumda değersizlik tehdidi gerçekliğiyle başa çıkabilmek için ‘gizli’ üstünlük fantezisi çok daha gerekli hâle gelebilir. Böylece, hastanın yorumları ne kadar eleştirel görünürse görünsün, içerdeki imgeyle (fantezi) gerçek benlik arasında daha az bağlantı vardır.

Bu anlatım çok sert, hakikaten çok sert. Kibir, İslamiyet’te de uzak durulması gereken insanî hastalıklardan biri olarak tanımlanır. Bunu önlemek için de, yaratıcınla sürekli bir araya gelmen gerektiği, onun varlığının yanında seninkinin ne kadar aciz olduğunu idrak etmek gerektiği, bu acziyetinin aslında seni insan yaptığını anlaman gerektiği, ne kadar insan olduğunu anlarsan da o kadar hatalarının kabul edilebilir olduğunu bilmen gerektiği öğretilmeye çalışılır. Ama ne olursa olsun, kibrin sinsi bir yaratık olduğu ve mutfağınızda yaptığınız pastadan ikram ettiğiniz insanlara, o pastayı nasıl yaptığınızı anlatırken seçtiğiniz kelimeler ve onların hayran bakışları arasında hissetiklerinizle bile vücudunuza sirayet edebileceği anlatılır. Doğrudur da, kibir her kapıyı dener; açılan her fırsatı bünyeyi ele geçirmek için kullanır. Bunun neticisinde bir aleni kibir sahibi olanlar vardır (ki rahatsız edicidirler) bir de gizli kibir sahibi olanlar vardır ki; işte onlar yeri geldiğinde kendilerine söverler de kendilerini severler de.

Kendi üzerimden anlatacak olursam, ben bunun yapıcılarından biriyim. Tabii tamamen böyle anlatılınca, o fikirlere nereden vardığım, nelerden beslendiğim tamamen heba olup gidecek ve ben de olabildiğince narsisistik olarak görüneceğim. Belki biraz bunun önüne geçmek için nerelerden beslendiğimi kısaca izah edebilirim: Sevilmeyi hiç sevmedim (yanlıştır, herkes sevilmek ister) beni sevenlere nasıl karşılık vereceğimi bilmediğim için sevilmeyi sevemedim; yoksa ben de neden sevilmek istemeyeyim. Övülmeyi hiç sevmedim (yanlıştır, herkes övülmek ister) ama ben beni övenlere nasıl karşılık vereceğimi bilmediğimden dolayı bir türlü övgü olayını benimseyemedim vs. İşte insanların bu tepkilerine ket vurmak, beni sevmelerinin önüne geçmek, beni takdir etmelerinin önüne geçmek için, kötü biri olduğum imajını çizmeye (ya da iyi olamadığım için kabul edilebilir bir kötü olmaya) çalıştım. Beni övdüklerinde, aslında yaptığımın çok da bir halt olmadığını, bu kadar da büyütülmemesi gerektiğini belirtmeye çalıştım; ki nasıl karşılık vereceğimi bilemeyip buna bir son vermek için. Ama bu sefer de mütevazı olduğumu düşünmeye başladılar. Aslında çok temel bir gerçekten yola çıkmıştım: Bana olan övgü + ise, eğer ben bolca – serpiştirirsem +’nın bir ehemmiyeti kalmayacaktı. Zaman ilerledikçe hatalı bir durum ortaya çıkmaya başladı; kendimi çok fazla yeriyordum, kendimi çok fazla yerin dibine sokuyordum; ve inanın bunu yapmaktan keyif alıyordum. Eğer böyle bir şeyden keyif alınıyorsa bir yerde hata yapmış olmalıydım diye düşünüyordum. Biraz okuyunca buna en yakın olarak bulduğum tanımlama “gizli kibir” oldu. Yani siz, sizi takdir eden, övenlere karşı, yok caaaanımmm, ben beş para etmem, yok yok, valla öyle değil, çok basit bir şeydi, hayret benim gibi adamın bunları yapması inanılmaz şaşırtıcı gibi abukluklar yapıyorsunuz; sonra da yalnız kaldığınızda ilk yaptığınız şey: Aman Allah’ım! Ne kadar muhteşem bir varlığım ben demek oluyor. İşte alim bunu gizli kibir olarak tasvir ediyordu. Bunu ilk okuduğumda, böyle mi yapıyordum diye şöyle bir geçmiş taraması yaptım. Çok ufak tefek bir kaç durum dışında -ki onlarda ben de kendimle gurur duymuştum; ama alenen gösteremedim, karşı tarafa nasıl cevap vereceğimi bilmediğimden- böyle bir şey yoktu. O zaman başka bir şeydi, başka bir şeydim ben, ve hakikaten kendime eziyet etmek hoşuma mı gidiyordu. Geçenlerde bir öğrencimin sınav kâğıdına yazdığı gibi: “Bu adam kendine zulmedenlerden olmuş, yazık.” O başka bir şey için yazmıştı bunu; ama bir düşündüm, hakikaten yazık mıydı bana, hakikaten kendime zulüm mü ediyordum? Böyle sorular sonrasında hep şuna varırım: Varsın kendime zulmedeyim, ne olmuş! Benden başka kimsenin canı yanmasın da  varsın benim canım yansın, ne olmuş! Bu beni rahatlayor. Yanlış anlaşılmasın, gani gönüllü bir adam olduğum için demiyorum, dervişane bir tarafım var da o yüzden ağzımdan çıkmıyor bunlar, son derece sizin gibi dünyevi bir varlığım, etten kemikten, ihtirasları olan, istekleri olan, amaçları olan bir Adem evladıyım. Ama varayım kendime zulmedeyim, elbet gani gönüllülerden biri de bulur beni, hâlime acır, mani olur bana. Ya da hiçbir zaman gerçekleşmez bu; ama varsın gerçekleşmesin; nedir ki! Hayat nedir ki, bir yudum su, bir yudum çay, o kadarcık. Üfff olayı nereye vardırdık, toparlarsam eğer: Yukarıda Alex abinin dediği gibi, adam toplum içinde kendisine saydırıyor, yerin dibine sokuyor olabilir; ama bu sizin aldatmasın; çünkü onun benliği daha üst benlik ve o tüm saydırmalarını gerçeklikle bağlantısı olmadığı benliğine yapıyor ve üzerine hiç alınmıyor. Sizse adam ne kadar kendiyle barışık, hatalarını ne kadar güzel kabul ediyor, ne muhteşem bir adam diyorsunuz böyle yaratıklara. Diyor ki yemeyin abicim bunları, yemeyin. İnsan olan, adam olan, hatası varsa kabul eder; ama yok yere kendine saçma salak sözler söylemez. Bunun yapıyorsa eğer, başka bir çıkarı vardır.

… Burada keselim, yorucu oldu. Bir sonrakinde, 4. olan yani Psikopatik Kişilik ile, sayfa 35’ten devam ederiz.

Bir dene de müzik gelsin sizler için:

Reklamlar
Bu yazı Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s