Escape Planet

Kokoreçimi yedim. Şimdilerde alışkanlık hâline getirmeye başladım bu eylemi. Yakında duba gibi olacağım, tek korkum bu! Bir arada insanlık olarak ne kadar cani olduğumuz aklıma geliyor. Gece kokareç yemek ne abi! Bu evi kesin değiştirmem lazım, yakında bir yerde kokoreççi olmayan bir yerlere geçmem lazım.

Çoğunuz bilmez, zeka oyunları alanına girmem de, şu anda kokareç yemiş olmamın da tek bir sebebi var; bu sebebe bağlı olan iki sebebin sonucu olarak ortaya çıktı. Work ve travel yapın hadi gari çocuklar diyor ya Amerika, işte biz de 3 arkadaş olarak yaptık bunu. 2004 yılıydı, okulu bırakmanın hazırlıklarını yapıyordum. Arkadaşlarım, zaten her türlü yanlış bir adam olduğumu sıklıkla dile getiriyorlar; neden onlar gibi adam olamadığımı bana detaylı bir şekilde anlatıyorlardı. Tabii ki iyiliğimi istiyorlardı, ne de olsa pek de haksız sayılmazlar.

Bir gün, Maslak’taki kampüste Chingiz’le karşılaştım, o kadar seneden sonra ilk defa denk geliyorduk. Ne yapıyorsun dedim, Amerika’ya gitcem dedi, hadi dedim, inanamadım. İşte dersten çıktıktan sonra Levent’teki aracı firmaya gideceğim vize vs işlerini konuşmak için dedi. İyi dedim, ben de geleyim senle. Nasıl dedi, ben de geleyim Amerika’ya. İyi gel dedi, gittik de 🙂 Okulu da bıraktık hep beraber (annem bilmez bunu, aramızda kalsın). Bıraktıktan kastım, üçümüz de İTÜ’deydik, buradaki arkadaşlardan birine vekalet verdik okullarımızı dondursun diye. Donduramadan ben gelmek zorunda kaldım, diğer ikisi orada kalıp hayatlarını devam ettirmeye devam ettiler. İki tane devam olunca, süreklilik vurgusu ne kadar da artıyor canım (!). Sayın Okuyucu, tam o noktadır benim şimdilerde kokareç yememin, ya da zeka oyunları alanında, ya da escape alanında olmamın. Şahen Bey’in dediği gibi, “Tanrı’nın yolları bazen olabildiğince anlaşılmazdır.”

Kelebeğin etkisi misali, ya da suya düşen damlanın bıraktığı etki misali; pek de sevmiyorum bu etki olayını; ama bahsetmiş olayım diye ettim. Mümkün değil benim bünyeden bir Coetzee çıkmaz! “Utanç”ın ardında, adamla ilgili, kitapta sarf ettiği hiçbir kelime gereksiz değil, her kelimeyi bir şeyler anlatmak için kullanmış gibi bir tanımlama vardı. Ne zaman gereksiz yere harflerin anasını bellesem bu aklıma gelir.

Her neyse, sadede geleyim ben. Nedir bu “Escape Planet“? Valla motamot çevirecek olursak eğer, kaçış gezegeni gibi bir manası var. Ne yalan söyleyeyim, ismi pek tutmadığımı belirtmek isterim. Abi alınma ha, diyeceksin ki “Lan oğlum sen bunun Ankara tarafını icra etmiyor musun, neden isme x atıyorsun?” Bana göre abi, nihayetinde zevk ve tını meselesi. Bana hoş gelmiyor olması, herkese hoş gelmediği anlamına gelmez ki! Hem sen kızmasın bana, kızsan da belli etmezsin, işte yazı yazıyoruz, yazı yazarken de olabildiğince dürüst olmak gerekir ya, bu kuralı icra ediyorum. Valla kötü bir niyetim yok! [iç ses: Yine sadede gelemedin be kardeşim, gel artık şuraya!] + [kendi sesim: geliyorum be, az bekle]

Bildiniz mi odadan kaçış oyunlarını, 1-2 sene evveline kadar millet patır patır bilgisayarda oynuyordu. Hatırlayamadınız mı? Tamam, tamam, alın birkaç link, hatırlatma amaçlı: Link escape room

İşte, Google Efendi de “room escape, odadan kaçış vs” diye ararsanız bunların bilgisayar ortamında oynanan versiyonlarına denk gelirsiniz. Amaç mı ne, abi siz de hiç bilmiyorsunuz valla! Amaç, odadaki eşyaları kullanarak şifreleri çözmek, akabinde de odadan dışarıya çıkmak. Ha sorarsanız eğer, eee çıktık, ne oldu? diye, ben de size eee yemek yedin ne oldu diye aynen cevap veririm. Eğlence işte, bunun nedeni mi olur. Kim neden arar bilir misiniz eğlencesinde… Eğlenmeyi bilmeyenler. Onlardan biri olduğum için biliyorum bunu ha.

Oyun adamı Ferhat Çalapkulu (ulan biri de şöyle benim yazdığım gibi yazılar yazsın da benim adıma da yer versin, referans göstersin; bir kaynaklık alan bile işgal edememişiz bu yaşımıza kadar) kuruverdi Escape Planet’i. Kendi elcağızıyla ördü odada yer alan oyunların mantığını, zincirini. Adam güzide bir iş çıkardı ortaya, ne de olsa senelerin oyuncusu.

İlk oda Sherlock Holmes odasıydı, bitirmiş, daha Talimhane’deki merkezi faal olarak açmamışlar, infaal (kelime oyunu oluyordu neredeyse) olarak açmışlar, gel bak çözebilecek misin dedi bana. Vay anam, sen misin onu diyen, bir hışımla gittim Taksim’e. Biraz erken gitmişim sanırım, odayı deneme saati gelene kadar biraz takılayım dedim oralarda. Azıcık fazla takılmışım sanırım. Vardığımda odaya, oda (da ayrı yazılırsa da oluyor ha anlam, ne güzel!) bana yabancı geldi, ama ambiyans falan harikuladeydi. Adamlar mangırdan kaçmamışlar, canavar gibi oda yapmışlar.

Oda

[Odadan bir görüntü]

Harıl harıl çalışıyorlar o sıra, ekibinde sağlam adamlar vardı Ferhat’ın (abimizin). Misal Melis, kendisi sırf bu iş için gazetecilik hayatını noktaladı ya da Özgür, sırf bunun için Galatasaray Üniversitesi’nde yapmakta olduğu yüksek lisansını bıraktı ya da Gizem, o da İTÜ’deki kariyerine son verdi. Düşünün böyle bir ekibin neler yapabileceğini!

Ferhat, Escape Planet’i kurduğunda, odadan kaçış alanındaki ilk oyundu, evden kaçış mantığının ise üçüncü temsilcisiydi. Ama burası Türkiye, herkes tüccar, herkes girişimci kardeşim. Bu adamlar artık nerede öğreniyorlarsa bunu, ya da eğitim sisteminin neresinde varsa… Sanırım her Türkiyeli girişimci olarak doğuyor. Ama bu girişimcilik genel anlamıyla ileriye yatırım yapmaktan ziyade anı koklamakla ilgili, anı yaşamakla ilgili. O yüzden Türkiye’deki insanların hafızası berbat, çoğu şeyi hiç yaşamamış gibi yollarına devam edebiliyorlar. Her neyse konudan sapmayalım, döndüm geri…

ce-melis-10

Serkancığım o kadar laf ettin de, nedir abi bu odadan kaçış? Şimdi güzel kardeşim, gayet yerinde bir soru, eyvallah. Sizi bir saatliğine bir odaya kapatıyorlar. Bu oda gelişigüzel bir oda değil. Sadece bunun için tasarlanmış, giydirilmiş. Ses düzeneğinden tutun da, kamera sistemine kadar her şey var. Böylece an be an sizi izleyebiliyorlar, ekibinizle eğer bir şeyleri çözmekte zorlanıyorsanız, Hızır gibi imdadınıza yetişip, isterseniz onda oyalanmayın, şu tarafa odaklanmanız daha iyi gibi güzide tavsiyeler veriyorlar. Siz de oda içinde oraya buraya koşuşan ekip arkadaşlarınızla aldığınız direktiflere göre hareket ediyorsunuz. Sandıkları açıyor, şifreleri çözüyor; o şifrelerin içinden çıkan başka şifreleri de çözmeye çalışyorsunuz. Hepitopu bir amacınız var: odadan kaçmak. 1 saatte kaçtınız kaçtınız, kaçamazsanız eğer, sizi kaçırıyorlar dışarıya. Anladın mı abi, açıklayıcı oldu mu? Ağzına sağlık biraderim, gayet açıklayıcı oldu. Ama sanki bir odada 1 saat vakit geçirmek bir miktar sıkıcı gibi geldi bana… Haaa haaa haa güleyim de kuşlar yemesin seni. Yüzlerce ekip girdi çıktı bu odalara, eğer ESCIMDB olaydı ne olurdu biliyor musun notu, 8.4 civarı bir şey. Çoğunluk 1 saat geçtiğine inanmıyor. Farklı boyutlar misali, zaman odanın içinde daha hızlı akıyor. Einstein olsaydı, kesin bir formüle dökerdi abi bunu.

Alın size odadan kaçmış, mutluluktan gözyaşlarına boğulmuş ekiplerden bir dene:

Ekip

Kısa keseyim artık, demem o ki, henüz böyle bir tecrübeyi yaşamadıysanız ya da başka diyarlarda yaşadıysanız, İstanbul, Ankara ya da Bursa’daki Escape Planet mekânlarını ziyaret edin, eğlenceyi 1 saatte de olsa yudumlayın.

Resmi web sayfası: http://www.escapeplanet.com/

Tvüt adresi: https://twitter.com/EscapePlanet

Feyz kipi: https://www.facebook.com/escapeplanet

Bundan sonra Ankara maceralarıyla devam edecek, bekleyin anacımm

Reklamlar
Bu yazı Escape Planet içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s