Tefrika Dergisi

Zamanında epey bir takip etmişliğim var edebî alandaki dergileri. Kanaatimce o zamanlar yazar olabileceğime inancım vardı. Okurdum, bazılarını inanılmaz beğenirdim, hatta adam bunu nasıl akıl etmiş der, biraz da olsa kıskanırdım. Diğer bir kısmı ise, amanın, emeğe saygısızlık etmek gibi olacak ama, içler acısı olurdu. Bir de edebiyat dergisi, adı üstünde, hem edepli, hem edebî, hem bir duruşu var, olmalı yani. Bu yüzden ince eler sık dokurlardı yayınlayacakları yazıları kabul etmek için, en azından benim kafamda oluşan şey o olurdu. Birkaç defa yazı, çizi göndermişliğim var; ama yayınlanmadı bu kalburüstü dergilerde. Nedenini düşümdüm, neden acaba, neden adamlar beğenmediler. Bildik şekilde yazmadığım için mi, çok mu bayağıydı, bende yazı ışığı yok muydu, bir şeyleri zorlayacak bir kıvılcıma sahip değil miydim, çok mu hızlı yazıyordum? Demek ki değilmişim, önemli değil 🙂

Seneler geçtikçe yazı yazma işi de sekteye uğradı zaten. Bir şeyi tek kelimede, tek cümlede anlatabilen biri değilim. Bir cümlenin ilk harfini yazdığım anda, kafamda onlarca cümle beliriyor, hepsi bu harfe eşlik etmek, onun yamacına sokulmak istiyor. Önceleri nasıl yazdığımı bilmiyordum; ama sonraları bunun bir adı olduğunu da öğrendim: bilinçakışı (nereden bölündüğüne göre değişiyor anlamı 🙂 ). Bir şeyi kurgulamama, önceden düşünmeme gerek yok; zaten her şey kafamın içerisinde. Tek yapmam gereken onların belirli bir örgüde dışarıya çıkmalarına müsaade etmek. Lakin hayatım boyunca birkaç şey bana inanılmaz acı vermiştir, işte onlardan bir tanesi yazı yazmak. Sadece yazı yazmak değil hadise, yazdıktan sonra defalarca okumak, düzeltmek; ama yine memnun kalmamak. Sonrasında, yazıyı bir miktar kendi başına bırakmak, çöken çöksün, geriye kalan homojen bir yapı oluştursun diye. Tabii ki acı verici tarafı bu süreç değil. Bu sadece sabretmekle ilgili kısmı. Acı veren tarafı yazının içine girmek, sonrasında da çıkamamak. Hakikaten çıkamıyorsunuz. Uzun saatler boyunca yazdıktan sonra, o karakterlerin havasından çıkamadığımı, onlar gibi hissettiğimi anımsıyorum. Belki de onlar benim gibilerdi, ve ben kendime göstermediğim taraflarımı onlar üzerinde görünce sıkıntıya gark oluyordum.

Güldüren bir üslupla yazabildiğim çok vaki değildir. Kelime oyunları bolca yapabilirim, uzunca kurgular çekebilirim; pek bir dikkatli okuyucunun fark edebileceği örgüler vücuda getirebilirim; çoğunlukla yalın ya da gerçek ya da ona benzer bir tonda yazmaya çalışırım ve ağırlıklı olarak da kötücül bir havası olur. Ama Tefrika Dergisi öyle değil! Ne yalan söyleyeyim öncesinde böyle bir dergiye hiç rastlamadım. Edebî alanda, mizahî bir üslupla kaleme alınmış yazılar. İlk defa hangi sayısına denk geldim bilmiyorum, şimdilerde 7’nci sayısı çıktı.

Ankara’dan dönüyorum, uçak sahasında bir kitapçı gördüm, ne de olsa 50 dakika havada kalacağım, ne yapacağım, bari bir şeyler okuyayım dedim. Kırmızı bir kapağı, maymundan bir suratı vardı, anaa bu ne be dedim. Şöyle bir içini gözden geçirdim, bir şeyler vadediyor gibiydi. Aldım, okudum, hakikaten sağlam şeyler vardı. Sayfasını buldum, tvütünü buldum. Akabinde de kendime misyon edindim, yazacağım bu dergi hakkında, gördüklerime diyeceğim (tabii onlarca adam görüyorum da, okuyan adamlara tavsiye edeceğim – okuyan dediğim okullarda okuyan değil, biliyorum be öyle anlamadığınızı, laf olsun işte)

Bir pazar günü ben de yazayım dedim; ama ne yazacaktım? Benim gibi bir adam ne yazabilirdi ki, birilerine öykünerek  ana başlığa “Çocuk gelişimi edebiyatı” dedim. 1-2 saatte yazacağımı yazdım, ama akabinde olmadı dedim; genel havaya hiç uymuyordu bu yazdığım. Bir şeyler yapayım demiştim; ama olmamış gibiydi. Yine de gönderdim. Her zaman yaparım bunu, iş nihayete erdikten sonra salim kafayla ne yazmışım, nasıl yazmışım diye okur, sonra hataları görür, ulan adam, göndermeden önce okusaydın ya derim. Öğrenemedim, seneler geçti bilemedim. Ama bu bilmek ya da öğrenmemek değil, bir şeyleri bozuk bırakmak; bozuk bir zihinden ancak bu çıkıyor işte 🙂

Arada söyleyeyim, yoksa uçar gider, hani analar çocuklarının bokundan bile bilirler ya, bu çocuk ilerde büyük adam olacak; baksana bokundan bile belli. Ya da işte bu çocuk hakikaten ilerde büyük adam olacak, bakışlara, laflara baksana kardeşim. İşte bu dergi, yani Tefrika Dergisi, inanın, eğer batmazsa (Türkiye’de dergicilik zor değil, kol gibi!) [Kül Öykü vardı, o da iyiydi, ama ne oldu, battı] çok büyük adam olacak. Ahan da söylemedi demeyin, ben böyle dergi görmedim kardeşim; komik lan, hem de edepli bir komik, hem de mizahi olurken edebî alanda söyleyecekleri var gibi. Oğuz Atay’ın üslubunun dergiye dönmüş hâli (henüz tam değil de, o yolda işte, mizahi, kara değil eflatun mizahi)

Yazdığım yazının uygun olmadığını bile bile, bile bile lades olmak için gönderdim 🙂 Akabinde, bir tane daha gönderdim, ama onu yenice yazmamıştım. Eskilerde sözlüğe yazdıklarımdan biriydi, dili bol argo içeriyordu; ama iyiydi, hakikaten iyiydi. Öyle yazdıklarıma kolay kolay iyi demem; bu iyiydi. Argolarından arındırayım dedim göndermeden önce, ama olmazdı, sadece yayınlanması için yazıdan ödün vermek olur diye olduğu gibi bıraktım. O sıralarda farklı bir şey daha yazmaya başladım. Hiç fena gitmiyordu, ama bitirmedim. Basit bir şey aklıma geldi çünkü: Hepsini bir sonraki sayı için gönderirsem, bu adamlar şimdi hepsini birden beğenmez, hiçbirini dergiye koymazlar. O yüzden bunu bekleteyim diğer sayı için. Beklettim de. Yarısından fazlasını yazdım, ne olduğunu aşağıda belirteceğim, acele etmeyin.

İmdi, ne zaman mizahlı bir çocuk olduğuma gelirsek. Hasta olmadan hemen önce. 28 yıllık bir hastalığım var, en şiddetli zamanları geçti sanırım diye düşündüm uzun yıllar. Lakin o da benim gibi canlı, sürekli kılıktan kılığa giriyor. Hâlâ ne zaman gelip de boğazıma çökeceğini biliyorum. Bir süre birlikte yaşamaya alıştık dedim; ama o puşt silahlarını kuvvetlendirmeye uğraşıyormuş. Büyüklerimizin dediği gibi: Barış zamanları savaşa hazırlık zamanlarıdır, o yüzden barış insanlığın olduğu hiçbir yerde yoktur.

Hastalığımın evreleri var: Sessizlik-yorgunluk-tekkafalılık-mizahilik-keskinzekalılık-bıkmışlık-kendinetahammüledemezlik-ölüpdegideyimsecilik vb. Bugün örneğin komik olduğum bir gündü. Genelde bu komikliğin ardına sarsıntı gelir. Her neyse, belki de eskisi gibi cereyan etmiyordur. Söylemek istediğim şu: Sayın Tefrikacılar, benim sizin istediğiniz gibi yazı yazmam için hastalığımın tam doğru zamanını denk getirmem, oradan da yazı yazabilecek bir boşluk oluşturmam, oradan da elimde sağlam bir malzeme olması, oradan da o kafada bunları yazmayı istemem lazım. Farkında mısınız bilmem, annem bile benden bu kadar zor bir görevi başarmamı istemedi. Evet aynen, anneyle ilgili sorunlarım var:)

Tefrika

Şimdi geleyim Tefrika Dergisi’nin 7’nci sayısı için ne gönderdiğime. Sadece adlarını yazacağım, ama ahdettim, burada bir kategori açacağım, adı da : Tefrika’da Yayınlanmayanlar olacak 🙂

1. 55 Derece 59 Dakika Karınca Eğikliği – Çocuk Gelişimi Edebiyatı (reddedildi, yerden yere vuruldu, acımasızca dövüldü 🙂 yok be geyik yapıyorum)

2. Şakacı Kaba Et – Argo Edebiyatı (kabul edilmedi)

3. Algıda Seçicilik: Börgır Davası – Gazete Küpürü Hikâyeleri (henüz bitmedi)

4. Muammayı Kredi Kartı ve Eşek (Sadece hissedip fikir beyan ettim, hepiciği kafamın içinde)

Sözün özü Sayın Okuyucu, Tefrika Dergisi yazdıklarımdan birini öyle ya da böyle yayınlayacak, hatta sonrasında bağımlı olacak; ben de o zaman olmaz diyeceğim 🙂

Okuyucu al oku, okut; böyle güzide bir derginin genç yaşta ölmesi değil, yaşaması lazım. Hatırladın mı Gezi zamanında duvardaki güzel, düşündüren, güldüren yazıları; işte bu dergi Gezi’nin başka bir formu, git al, üşenme, üşündirtme.

Tefrika resmî sayfa: http://tefrikayayinlari.com/

Feyz-i Tefrika: https://www.facebook.com/tefrika

Tvütlük Tefrika: https://twitter.com/Tefrikadergisi

*** Ey Tefrika, hayatımın 2 saatini çaldın, alttaki resmi sana ithaf ettim:

Küllüksüz adamın vişne tohumları isimli çalışma

Visne

Reklamlar
Bu yazı Tefrika Dergisi içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s