Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar – 7

* Tüm yazı bitip de yukarı mı yoksa aşağı mı koysam deyince videoyu, yukarı daha iyi olur sanki. İsteyen bu tür şeyleri yazarken ne tür şeyler dinlediğimi görür gibilerinden. Videoya gelince, parçanın ismi “Warum?” Siz bilmezsiniz tabii, benim valide arada sorardı Warummm? diye

Gözlerim yaşarıyor başlıkta artan rakamları gördükçe. Neden, hiçbir şeyi uzun soluklu yapamıyorum. Bir yerde tıkanıyor. Yakınlarda duyduğum bir teoriye göre bunu bilinçli bir şekilde yapıyormuşum. Özellikle devam etmiyormuşum, böylece sürekli kendime ızdırap çektirecek sebeplerim oluyor/muş. Telaffuz edildiği anda şahsım tarafından bir miktar yok caaaanımmm şeklinde inkara yol açsa da, sonrasında (test ettim bunu durumlarla ilgili) gayet mantıklı bir teori olduğuna karar verdim acizane. Cümlenin sonuna acizaneyi de kondurunca hiç de mütevazı gözükmüyor; ama ağız alışkanlığı, idare edin. Sözün özü Sevgili Dinleyici, bir insan bu kadar ızdırap vermemeli kendine, kurtulmayı istemeli. Şahen Bey’in dediği gibi: “Kurtulmak istemediğini söylüyorsun; ama arkasından da insanlara faydalı olmalıyım derdinden bahsediyorsun. Daha kendini kurtaramamışken nasıl olur da yapabilirsin bunu?”. Henüz cevaplamadım soruyu, ölçüyorum; ama şu anda Şahen Bey’den yana ibre🙂

Kitapta kaldığımız yere geri döndük. Heee heee… En son Paranoid Kişilik’ti; ama onunla ilgili hiçbir şeyin altını çizmemişim. Şansınıza küsün.

Sayfa 39 [İMGENİN ROLÜ – 2] “Narsisistler başkalarına ilgi yoksunluğu gösterirler, fakat kendi gerçek gereksinimleri konusunda da eşit derecede duyarsızdırlar. Davranışları genellikle kendilerine zarar vermeye yöneliktir… Narsisizm insanın kendisine karşı imgesine yaptığı yatırımı gösterir. Narsisistler gerçek benliklerini değil, imgelerini severler. Zavallı benlik hisleri vardır. Kendilerini idare etmekte zorlanırlar. Eylemleri benliklerini değil, imgelerini yüceltmeye yöneliktir. Hatta bu uğurda genellikle benliklerini harcarlar.

Şimdi size yukarıda anlatılmak istenenleri denize düşmekte olan, yüzeye değen, batan ya da batmayan bir taş üzerinden anlatmaya gayret edeceğim. Kendinizi atılmış bir taş gibi düşünün (An itibariyle akıldan geçen keşke yağmur damlası deseydin, böylece buluttan çıkış noktasını doğum, yeryüzüne değdiği noktasını ölüm; ama tüm hayatın içine karıştığı için sonsuzluk, öte taraf diye tasvir ederdin oldu. Lakin sonrasında tüm yağmur damlalarının fiziksel gerçeklerden ötürü aynı ya da benzer muntazam şekillere sahip olduğunu düşündüğümden, bu taş nesnesinin bize vereceği etkiyi vermeyecekti, o yüzden taşa döndüm.) [3saniye]

Bir taş olduğunuzu farz edin, taşlar şekilli ya da şekilsiz olabilirler. Atılmışsınız, tam olarak suya çarptınız, çarpıyorsunuz; bir anda sudaki yansımanızı gördünüz. O zamana kadar hiç kimse size sen böyle eğik bir taşsın, ya da böyle güzel bir taşsın ya da bak eğik olsan bile, o eğikliğin bunlara yarayacak dememiş. Demediği için de, aslında, özünde “taş”ın ne demek olduğuyla ilgili en ufak bir fikriniz yok. Ama sudaki yansımanızı gördüğünüz anda, bu muyum, ben miyim bu, değilim; bu olmamam lazım; ne yani ben de diğerleri gibi suyun içinde batıp gidecek miyim; sadece suya değdiğim anda mı kendi şeklimi göreceğim… Mümkün değil, olamaz, bu kadar basit olmamalı. Neden benim ne olduğumu anlatmadılar, neden bir taşın ne olduğunu göstermediler bana…

Bu öyle bir yerdir ki, artık taş olmakla ilgilenmezsiniz, ilgilendiğiniz şey diğerleri gibi hoş bir dalga yaratıp batıp gitmek değildir; hatta dayanak noktası budur. Çünkü o suya karışanlar taş olduklarını bilirler; suyun yüzeyine değdikleri anda ne yapmaları gerektiğini, akışa kendilerini bırakmaları gerektiğinden emindirler. Çünkü taştırlar, öze vakıftırlar az çok, benlikleri vardır. Ama Narsisist olan bilmez özü, ondan hep esirgenmiştir bu. O da yüzeye değdiği andaki etkiye kilitlenir. Onun sayesinde denizde bir dalgalanma olur ve büyür, büyür. Hepsinin ortasındadır o, çünkü o denize/suya değdiği için oluşmuştur o dalga. Büyüdüğünü görür, an be an büyüyerek genişlemektedir. Bu onu mest eder. Sonra içini bir hüzün kaplar, çünkü gerçeklerden kaçamayacağını da bilir. Az sonra o da diğer kardeşleri gibi suyun içerisinde kaybolacaktır. Ama o, o görüntüye sahip olmak ister, o büyümeyi vücudunda barındırmak, hep orada olmak ister. O yüzden yukarıda bahsedilen “benliğini bu uğurda harcarlar lafı”, Narsisistlerin maalesef sadece bir yanılsamaya sahip olabildiklerini, ondaki azamete duydukları hayranlıktan asla vazgeçememelerine tekabül eder. En kötü tarafı ise, bunun bir yanılsama olduğunu, kaybolacağını bilirler. Ama tutanabildikleri bir taş bilinci yoktur, bir benlikleri oluşamamıştır. Bu yüzden onlar da tutunabildikleri kadar o yanılsamaya tutunurlar. Ta ki onları öldürene kadar.

Sayfa 43: “Oto-erotik davranışlar basit olarak kendini sevme gösteridir, imge formuna ya da egoya duyulan aşktır.

Ego…büyüdükçe gelişen zihinsel bir organizasyondur.Ego (zihindeki ben)…

Sayfa 44: “Bireyin tanımlandığı aktif ve gözlemleyen ‘ben’ (ego), pasif ve gözlenen nesne (beden)

Biraz açalım. Madem ki Kapitalist Sistemi yaşıyoruz, örnek onun üzerinden gelsin. Kendinizi bir fabrika gibi düşünün. Bu sistemde tüm işi yapan, tüm eforu sarf eden işçi sizin bedeniniz. O bedenin mesai saatleri içerisinde o eforu sarf etmesini denetleyen de sizin egonuz; bilinç düzeyinde siz. Eğer mayıstar/süpervayzır olarak işçinin çalışmasından hoşnut değilseniz, tam olarak sizin düşündüğünüz gibi çalışmıyorsa ne yaparsınız, onu daha da zorlarsınız. Çünkü şunu bilirsiniz, sizi de denetleyenler var. Kimdir bu denetleyenler, etrafınızdaki insanlar olsun. Siz bir fabrika olarak onlara sizin fabrikanızdan hep iyi, komik, yakışıklı erkekler çıktığını göstermişsiniz. Belirli kalitede bir erkek. Demek ki onlar da her zaman sizden bu kalitede erkekler bekleyecekler. Siz de onlara bunu vermeye gayret edeceksiniz. Lakin bu size yetmeyecek; çünkü denetçiler bazen ağızlarını, yüzlerini eğecekler. Sizle bir ilgisi olsun ya da olmasın, siz bunu ürünlerinizin düşük kalitede çıktığına yoracaksınız ve işçinizin çalışma saatlerini daha da çekilmez hâle getireceksiniz. Daha az ara verecek işçi, mesaiye kalacak para almadan; ne idüğünü bilmediği şeyler üretmeye devam edecek ve ondan sürekli, bunu hayatının amacıymış gibi yapmasını isteyeceksiniz. Ama o da etten, kemikten. Bu yüzden bazen size karşı koyacak, hastalanacak, grev yapmaya çalışacak. Ama siz ego olarak ne yapacaksınız bedeninize, nasıl olur da benim isteklerimi yapmaz, nasıl olur da böyle afra tafra taraflarına girebilir deyip acımasızca yükleneceksiniz. Çünkü size, yani Narsisistin egosuna göre bedeni onun kölesi.

Sayfa 44: “İrade ya da ego her ne kadar hisleri kontrol etmeye çalışsa da onları yaratamaz. Her ne kadar yapabileceğini düşünse de cinsel tepki, arzu, aşk hissi ya da öfke üretemez.

Tüm N’ler bu cümleyi alıp, bir yere asmalı. Kapıldıkları hata, o kadar tahakküm ettikleri, duyguları yönlendirebildiklerine inandıkları bedenleriyle ilgili bilmedikleri ya da bilmemezlikten geldikleri şey, asla o duyguları var edemeyecekleri. Onlar sadece var olan duygulara yön verebilirler. Bastırabilirler, arttırabilirler, farklı bir forma sokabilirler; lakin var edemezler. Ama bu -ebilme yetisi onları yıllar sonra şöyle bir çıkarıma götürür: Ben olduğum için, ben yapabildiğim için; istediğim anda nefret ederim, severim, arzu hisssederim; her şeyimi, bedenimi vb o duygu ne ise onun için kullanabilirim. Demek ki duyguların efendisi benim! Nah sensin embesil, sen koca bir kaybedenden başka bir şey değilsin! Hepsi senin o narin benliğini kabul etmemen, onu iyileştirmemeye çalışman, bu yüzden hep yanılsamaya yardırmandan kaynaklı. Ama unutma bil, sonun hayırlı değil, içinden çıkamayacağın bir ağ örüyorsun. Ve inan o ağ seni her saniye daha çok sıkacak; ta ki hak ettiği şeyi senden geri alana kadar.

Sayfa 45: ” Sevgi benliğin başka bir insanla paylaşılması olarak da görülebilir…” Güzel, hakikaten güzel. Azıcık düşünün şu anda sevginin ne olduğunu Sevgili Dinleyici. Sevgi sadece konuşmak değil, sevgi sadece eski anıları anlatmak değil, sevgi sadece kendinizi diğer tarafa tanıtmak değil, sevgi sadece dokunmak, bir olmak değil; sevgi öyle bir şey ki, sevgi sizsiniz, sizin özünüz. Oooo mamaaa! İşte bu yüzden tüm evren sevgi üzerine inşa edildiği dendiğinde buna inanın. Narsisistlere de acıyın! Yazık onlara, özleri sevgi, benlikleri sevgi, sevmeleri için benliklerine ihtiyaçları var; ama onlarda bu benlik yok. Bu yüzden size muhteşem görünürler, yıkılmaz, yenilmez, iyilik timsali, savaçşı, bilge, güzeller güzeli, muhtaç, kırılgan… Çünkü yanılsamalarından başka size sunabilecekleri hiçbir şey yoktur. Benliklerine ulaşamadıkları, ya da onu gözden çıkardıkları, ya da onun sesini duyamadıklarından dolayı size kendilerini ancak sizin onları görmek istediğinizi gibi satarlar. Bu gerçek değildir, siz de anlarsınız, onlar da anlar. Onları rahatsız eden şeylerden bir tanesi de budur zaten: Bir türlü gerçek olamamak. Basit kopya… Buradan sonra güzel bir yerin daha altını çizmişim – hâlâ aynı sayfa-, sanırım buna bağlamama yardım edecek: ” Narsisistlik ego, başkalarının onayı ve hayranlığı olmadan olmadığı zaman, benlik sevgisi ile bağlantı kuramadığı ve bundan beslenemediği için söner… Son noktada narsisist gerçek benliğini reddettiği gibi hayranlarını da reddecektir.

Çok detaylı anlatmayacağım, yoksa yine başını alıp gidecek. Şu hayranlarını da reddetmesi olayına değineceğim kısaca. Bu hayranlar, öyle sizin bildiğiniz gibi bu adamın fanları olmak zorunda değil. Bu hayranlar onu gerçekten seven, onun iyiliğini isteyen, onu anlamaya çalışan, ona yardım etmeye çalışanlar da olabilir. Lakin Narsisist bu tür karşılıksız özlük karşılığında ne yapacağını bilemez. Çünkü bu onun bilmediği bir alandır. Bu yüzden de dalga geçer, tiye alır, sulandırır, görmezden gelir, ya da kaçabildiği kadar uzağa kaçar. Elinden ancak bu gelir. Özler mi ona gösterilen bu hissiyatı, tabii ki; nihayetinde o da bir insan, tek derdi sevilmek. Lakin onun bildiği türden bir sevgi olmadığından, kaçmaktan başka çaresi yoktur. O yüzden acınasıdır Narsisistler, hayatları boyunca sevilme şansı defalarca kapılarını çalmışken onlar kaçıp gitmiştir; ama hayalini kurdukları da sevilmekten başka bir şey değildir.

Sonlara doğru biraz fazla -dirli -dırlı olduğu için kusura bakmayın. İlerleyen günlerde sayfa 46’dan devam ederiz.

This entry was posted in Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar, Sallamalar and tagged , . Bookmark the permalink.

One Response to Narsisistik Erkekler Üzerine Yaklaşımlar – 7

  1. nice says:

    Etkileyici. Güzel yazılar için teşekkürler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s