15’inci 24 Saat Zeka Oyunları Yarışması – Bölüm 5: Huzur

Ve son bölüme geldik. Bu bölümde sizlere puan tablosunu ve kendi bölümümü sunacağım. Hatta zamanım kalırsa önceki yılların puan tablolarını da paylaşacağım. Bunun birlikte yarışma sonrası kendi adıma neler oldu onlardan bahsedeceğim.

15’inci 24 Saat Zeka Oyunları Yarışması Puan Tablosu

15’inci 24 Saat Serkan Yürekli Bölüm Yönergesi

15’inci 24 Saat Serkan Yürekli Bölüm Soruları

15’inci 24 Saat Serkan Yürekli Bölüm Çözümleri

Nikola’nın bölümü ile şampiyona bitti. Yarışmacılar olarak oraya buraya dağıldık. Peter ve ben odaya çıktık. Yine sigara içmek için penceredeki yerimi aldım. Hava sıcaktı, ikimiz de inanılmaz yorgunduk. Peter bir ara uyudu; ama telefon çaldı kanaatimce geri uyandı (Emin değilim). Akabinde de sorular sormaya başladım ona. Ne iş yapıyorsun, Slovakya’da durumlar nasıl, inançlı bir adam mısın (Sanırım herkese soruyorum bunu 🙂 ) Sorularımdan bir tanesi şuydu: Peter, biz hayatımızı boşa mı harcıyoruz? Nasıl diye cevap verdi. Soru çözüyoruz, soru tasarlıyoruz; önemli bir şeyler yaptığımıza inanıyoruz. Ama bunun yanında ömrümüz elimizden gidiyor. Sence hakikaten fark yaratacak bir şey yapabiliyor muyuz? diye daha açık bir şekilde sordum sorumu.

Serkan, ben üniversite öğrencilere matematik dersi veriyorum. İnan çoğu düşünmenin ne demek olduğunu dahi bilmiyorlar. Tek yaptıkları ezberlemek. Biliyorsun bizim alanımız insana düşünmeyi öğretiyor; yaklaşımı öğretiyor. İşte ben de bu yüzden öğrencileri bu alana yönlendirmeye gayret ediyorum. En azından düşünme becerilerinde elle tutulur gözle görülür gelişim kaydetsinler. Evet, biz faydalı bir şey yapıyoruz; iyi bir şey yapıyoruz.

Ben de ona, benim ülkemde de böyle dedim. İnsanlar düşünmekten ziyade ezberlemeyi tercih ediyorlar. Doğru, sadece onaylanmaydı derdim. Nereye giderseniz gidin, hangi işi yaparsanız yapın, en nihayetinde yüzleşmeniz gereken şey: Ömrümü bununla tüketmekle doğru muyum oluyor. Ferhat defalarca şunu söylemiştir: Serkan biz manevi yoğunluğu olan bir şey yapıyoruz. Bu yüzden bu işte aldığımız haz, ya da verdiğimiz fayda diğer şeylerle kıyaslanamaz bile. Belki çok içindeyiz ve bazen bu yüzden kokusunu alamıyoruz. Ama inan, hayatımızı, hakikaten adayabileceğimiz bir şeyle tüketiyoruz. O da insanlarımıza, küçük yaştaki insanlarımıza faydalı olma.

Evet Sevgili Dinleyici, okuldan, eğitim yuvalarından ve öğrenci olmaktan nefret etmiş bir varlık olarak, hayatımın yine o sokaklara çıkması ne garip bir tecelli. Amerikalıların dediği gibi kozmik şaka 🙂 Lakin yüzlerce öğrencinin yarışmasını izlemek, yüzlerce öğrenciye seminer vermek, onlarla sohbet etmek, gözlerindeki ışıltıyı görmek… İşte bu sarf ettiğiniz, tükettiğiniz zamana değer dedirtiyor insana. Sanırım öyle 🙂

O gün saat 3 civarında Adam’ın arabasına atladık. Avusturyalı arkadaşı tren garına bıraktıktan sonra benim kalacağım yere doğru yol aldık. Adresi falan yoktu, normalde yer ayırtmıştım da, öyle düzenli bir insan evladı değillimdir. Önceden çıktı alayım ya da bir kenara not edeyim; lazım olur filan diye. Weiner Studio demiştim, o da navigasyona aletine girdi ve yollandık. Yolda epey bir sohbet ettik. İstanbul’un Budapeşte’ye hiç benzemediğini, inanılmaz gürültülü olduğunu ve insanların ölümüne bir acelesi olduğunu anlattım. Oysa Budapeşte’de tam tersiydi. Her yer eski bina olduğu için Adam’a, sizinkiler zamanında epey bir taş varmış herhalde, maşallah her şeyi taştan yapmış adamlar dedim. Güldü, sizin orda nasıl diye de sordu. Çimento sağ olsun dedim.

Kalacağım yere geldik. Ama şöyle bir şey var. Burası eski bir bina, avlusu var, odaları var, ya da daireleri var. Tüm daireler avluya bakıyor. Burayı apart olarak kiralayan şirket ya da şahıs burada ikamet etmiyor. O yüzden size diyor ki bir görüşme saati belirleyelim ( o gün bazı değişikliklerden belirlediğimiz saate uyamadık) ve gelmeden yarım saat önce bizi arayın. Tabii biz oraya vardık, Adam arabasını park etti, 13 numarayı bulduk. Adam’a dedim ki, adamları aramamız lazım. Sende numarası var mı dedi, yok ama bilgisayarımda var. Bilgisayarı açtım, numarayı söyledim, aradı, karşıdakiyle Macarca konuştular ve Adam bana görevli geliyor dedi. Adam’a birkaç defa beklemene gerek yok dedim; ama o kalmakta ısrar etti. Biz de sohbet etmeye devam ettik. Ona da inançlı bir adam mısın diye sordum, pek değil dedi. Kiliseye gider misin dedim, yok dedi; ben daha çok bilime inanıyorum. Kaderle igili birkaç şey söyledi, sanırım kaderin konumlandırmasıyla ilgili problemi vardı. Dinden, işlerden, hayattan, aşktan falan konuştuk. Tam aşktan konuşulacak adamım ya 🙂 Ahahaaa.

O sırada Nora geldi, görevli kız çocuğu. Adam ayrıldı, Nora bana rehberlik etti. Daha önce burada kaldığımdan bahsettim, ooo o zaman aşinasın dedi, evet dedim. Birkaç form filan doldurdum, Nora ayrıldı ve ben kendimle kaldım. Herhalde yaklaşık 30 saat olmuştu uykusuzluk (Hoş bir ara otel odasında sızdım, yalan değil)… Ama uykum yoktu, yorgundum, boynum, sol kolum ve bacağım inanılmaz ağrıyordu. Hatta uzanırken kramp da girdi; epey ilginçti. Çünkü sol ayak parmaklarından biri gerildi, oradaki kas ya da sinir yukarılara doğru gidiyor herhalde, sol bacağımı kilitledi. Üfff ne biçim acıyor, kalktım yerimden hopluyorum geçsin diye. Ama epey bir sürdü namıssız! Hep boynumdan diye yorumladım, boynumda ufak bir sıkıntı var da. Sonra uyumuşum, yorgunluktan ve vücudumdaki ağrılardan sürekli uyandığımı hatırlıyorum. Akşamın bir vakti kalktım. Açtım, dışarı çıkayım hem bir şeyler alayım, hem de Costa Cafe‘ye gideyim kahve içeyim dedim. Dediğim gibi bulunduğumuz mahalle aşinayım; bu seneyle birlikte 5-6 senedir Macaristan’a bu yarışma için gittiğimi düşünün işte 🙂

Kahvemi içtim, açık bir market buldum, yumurta, peynir falan aldım. Odaya geldim, peynirli yumurta yapayım dedim. Peyniri biraz fazla kaçırmışım herhalde, inanılmaz kötü oldu, öyle böyle değil. Bir miktar vakit geçirdikten sonra tekrar uykuya daldım.

Bir sonraki gün sabah kalktım. Normalde pazar günü göndereceğime söz verdiğim gazete, dergi işleri vardı. Tabii yorgunluktan gönderememiştim. Normalde erken saatte dışarıya çıkıp dolaşacaktım. Lakin göndermediğim işleri tamamlayıp göndermem gerekiyordu. Tahminimden daha fazla sürdü. Hatta bir ara, lan serkan ne salak adamsın oğlum sen, Türkiye’de yapsaydın bu işleri, şimdi Macaristan’da küçük bir odada bunlara kasmayacaktın, dışarıda dolanıyor olacaktın dedim.

Öğleden sonra saat 2 gibi bitti, 3 gibi de odadan çıktım. İnanılmaz rüzgarlı bir gündü. Güneş tepedeydi; ama alabildiğine rüzgar, fırıl fırıl esiyordu. Yürüdüm de yürüdüm. Yolumun üzerinde sağ tarafta kalan bir Bazilika var. Tam onun karşısında da yarı cafe yarı pub bir yer. Dışarıya oturdum, bir şeyler söyledim. Sonra da manzarayı seyre koyuldum. İşte onu sizlere anlatamam. Anlatabilirim de vurucu olsun diye anlatamam dedim. Bilmediğiniz bir yerdesiniz. Bir sandalyeye oturmuşsunuz. Sol tarafınızda arabalar park etmiş, kenar bir sokak var. Sağ tarafanızda ise ana cadde var. İnsanlar, arabalar geçip duruyorlar. Hemen önünüzde ağaç, Türkiye’dekine benzer. O ağacın dalları arasında Bazilika’yı onun tepesinde de Güneş’i görüyorsunuz. Düşünceler ardı ardına geçiyor. Herhangi bir konu bütünlüğü yok, sadece bırakmışsınız. Bir 6 yaşındasınız, bir 29; bir o anı düşünüyorsunuz, bir bu anı. İşte arayıp da bulamadığım şeylerden bir tanesi. Düşüncelerin kendilerini özgür hissettikleri, beni sadece bir aracı olarak kullandıkları anlardan. Huzur mu, kanaatimce epey yaklaştığım anlardan bir tanesi. Kendi kendime gülüyorum, üzülüyorum; bir ara elimi hay aksi şeklinde sallıyorum; bir ara sinirimden bir yere vurmamak için zor tutuyorum kendimi. Kendinizi düşünce transına geçmiş biri olarak hayal edin. Hani derler ya, öleceğiniz anda hayatınız gözlerinizin önünden bir filmi şeridi gibi akar diye; o misal.

2 saat kadar oturdum orada. Sonra ayaklandım. Nereye gideceğimi biliyorum. Yollar geniş, alabildiğine hem de. Binalar eski ve büyük; insanlar renkli ve kocaman. Kahveciyi es geçtim, meydana vardım; biraz sağ tarafımda Tuna’nın aktığını biliyorum. Çünkü ben bilsem de bilmesem de akmaya devam ediyor. Sola doğru kıvrılıyorum. İnsanlar, binalar umrumda değil. Onların dilini bilmiyorum, kültürüne aşina değilim; evimde değilim bir defa; ama rahatım. Her şeyden bağımsızım çünkü; hiçbirine ait değilim. Yürümeye devam ediyorum, rüzgar hâlâ sert esiyor. Sol tarafımda, parmaklıklar ardında büyükçe bir binanın merdivelerinde oturmuş insanları görüyorum. Acaba ben de gidip bir dinlensem mi diyorum; ama ne gerek var deyip yoluma devam ediyorum.

Yiğenciklerime çikolata alacağım. Maalesef bu bir aile geleneği. Maalesef dememden kasıt şu, kendinizi zorunlu hissediyorsunuz. Ne var biliyor musunuz, zorunluluk değil. Kaç yaşıma geldim, Osman dedemin, Mestan abimin, Gönül yengemin bana getirdiği çikolataları ya da ananemin getirdiği oyuncakları, turşuları unutmadım. O anları ne kadar mesut bir şekilde beklediğimi size anlatamam. Yine anlatırım da uzatmaya gerek yok. İşte yiğenciklerim de büyüdüklerinde, dayım vardı benim, bize bunları gönderirdi ya da getirirdi desinler; tatlı bir hatıra olayım derdindeyim. İşte Sayın İnsanlar yatırım yapmak böyle bir şey 🙂

Çikolataları alacağım dükkanın oraya geldim; ama öncesinde bankaya uğrayıp para çekmem gerek. Lakin tam bankaya doğru yollanmışken bir görüntü beni benden alıyor. Büyükçe bir caddede yürüyorum, ortasından tramvay geçiyor. Hemen ileri Tuna’nın sola doğru kıvrıldı bir yer. Şehir sahipleri diğer yakayla bu yakayı birleştirmek için bir tane köprü inşa etmişler. Baktığım açıda, Güneş’in battığı açıda, Tuna’nın hemen yamacında, köprünün uzandığı diğer tarafta koca bir kayalık, ufakça bir dağ var. O dağın eteklerine, tepesine evler yapılmış. Köprü onun olduğu tarafa bağlanıyor. Dağın Tuna’ya bakan tarafları sarp, o yüzden hiçbir şey inşa edilmemiş, salt kaya…

Bulunduğum tarafta, köprünün bize ulaştığı noktada, sağ tarafta banklar var, bu manzarayı seyredalmış. O banklardan birine oturdum. Şu anda dinlediklerimi dinliyorum kulağımda. Hava hem ışıltılı hem de soğuk. Yamaca ve Tuna’ya bakıyorum. Hiçbir şey anlamıyorum, güzelse eğer bu manzara güzelliği karşısında hiçbir şey hissetmiyorum. Tek yaptığım bakmak. Sonra içime göçmeye başlıyorum. Yan tarafımdaki bankta iki yaşlı çift oturuyor. Ecevit şapkalı ve kalın kenarlı gözlükleriyle amca bana bakıyor. Üzgün olduğumun farkındayım. İçinden ne gerek var be evladım, bak daha gençsin, nedir çektiğin çile, boşver diyebilir; diyor, emin değilim. Ama üzgünüm. Üzgünlük toplu taşıma aracı gibi bir şey. Beyninizde başlayıp damarlar vasıtasıyla ilerleyebiliyor. Kalp denen kısma geldiğinde artık kendimi tutamıyorum. Bırakıyorum kendimi. Koca adamım, benim ülkemde dedikleri gibi erkekler ağlamaz 🙂 Ama ben erkekten ziyade insanım, erkek diye tarif etmek beni daha sığ bir tabakaya hapsetmek olur, ya da herhangi birinizi. İnsanım ben ve bazen insanlığım dışarıya çıkacak yerler buluyor.

Tuna’nın sularının seviyesini arttıramamışımdır büyük ihtimalle 🙂 Biri gelip de nedir derdin diye sorsa, bilmiyorum derdim; içim acıyor, ben bildim bileli kendimi hep içim acıyor. Herhalde bu yüzden. Amca dikkatli dikkatli bana bakıyor. Sanırım öyle. Çünkü ne zaman kafamı çevirsem kocaman gözlükleriyle gözleri bende. Bir süre orada kalıyorum. Karşıdaki kayalık, evler, etraftaki insanlar, önümde akan Tuna nehri, yiğenciklerimin çikolataları. Ama her şey önemini yitiriyor.

Ayağa kalktım, demir parmaklıklara yaklaştım. Aşağıya baktım, hemen ayağımın altında Tuna yok. Duna ile aramızda bir yol var, o yoldan arabalar geçiyor. Su her zaman korkutmuştur beni. Bir süre O’na bakıyorum. Üzüntüm azalmış olsa gerek, çünkü bir görevim var benim: Yiğenciklerime çikolata almak 🙂 Bulunduğum yerden ayrılıp bir bankamatik bulup görevimi ifa ediyorum.

Son olarak Sayın Seyredalanlar, 24 Saat gördüğünüz gibi benim için sadece bir yarışma değil, bir yüzleşme, huzura yaklaşma 🙂 Tabii tüm bunlar sizi neden ilgilendirsin, ilgilenirmez tabii. Sizinle ilgili diye yazmıyorum, 5’inci bölümde bunlar olması gerekiyordu, bu yüzden.

Selam ile – serkan –

Reklamlar
Bu yazı Puzzle Competitions içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s