Bize bir hikâye anlat buba

Bizim oralarda babaya buba derlerdi. Şimdilerde diyorlar mı bilmiyorum. Buba, bubaa, bubaaa bize bir masal anlatsana. Tabii, bubanız olarak bugün size bir tane hikâye anlatacağım. Aslında yazıyla bir şeyler yapmak istiyordum; ama az önce (3 gün önce artık) bir çocuk bulmaca sayfasına farklı bir şeyler yapmaya çalışıyorken aklıma düştü. Sonra düşününce aslında yıllardan beridir böyle bir şey yapmak istediğimi hatırladım. Ancak şimdi çıkıyor.

Bu yazdığım, lise yıllarımdan, birçok şeyi öğrenmemde faydası olmuş, yıllarca birçok farklı şekilde ismini telaffuz etmiş olduğum Kemal için, Kemal Uğurlu için gelsin. Geçenlerde bir arkadaşımın vasıtasıyla hatırladım Kemal’i.

“İyi dinleyin çocuklarım, bu anlatacaklarım yıllar evvel yaşanmış bıdıbıdı, ümit dolu bir hikâyedir. Her şey anlattığım gibi olmamışsa da, zihnim beni yanıltmıyorsa anlatacaklarıma yakın bir şekilde gerçekleşmiştir.”

3ve7’nin Hikâyesi

Günlerden pazardı, gökyüzü alabildiğine açık. 3, 7 ve 0 şehri çepeçevre saran yeşil dağların sırtlarındaki bayırlarda delicesine koşuyorlardı. 3, 7 ve 0 aynı mahallede oturan, Dokça konuşmaya başladıklarından bu yana sürekli birlikte vakit geçirmiş mahalle arkadaşlarıydı ya da kılişe repliklerdeki gibi “kardeşten de öteydiler”.

Üçlüden biri tökezledi ve yüzüstü yeşilliğe çakıldı. Diğer ikisi, yüzükoyun kapaklanan arkadaşlarını fark etmediler ilk başta. Lakin arkadan gelen üçüncü sesin eksikliğini bir süre sonra anladılar. Şöyle bir baktıklarında, ortaca büyüklükteki otların içinde ayakları havada arkadaşlarını gördüler ve gördükleri gibi yanına koştular. Hem koşuyorlar hem de bir yanda bağırıyorlardı iyi misin, hoş musun lan diye. Yanına vardıklarında soluk soluğaydılar. Yerde yatan 0’dı, götünü iteklediler. Sıfır homurdanarak “Durun be..!” dedi. 7, biraz sinirli, biraz da umursamaz bir şekilde: ” Lan Sıfo, oğlum sen ne cenabet adamsın lan, adam koşarken düşer mi..!” Bir an sorduğu sorunun ne kadar aptalca olduğunu düşündü; ama Sıfır o sırada yerden kalkıyordu. Burnunun üst derisi yüzülmüş, biraz da kan oturmuştu. Arkadaşlarına dönüp: “Bir şey var mı yüzümde?” diye sordu. Bu soruyu sorduğunda dizleri yemyeşil olmuş pantolonuna bakıyordu, içini çekerek: ” Ayvayı yedim, anam anamı belleyecek…” dedi.

3 ve 7, 0’a orasını burasını tozdan, topraktan arındırması için yardım etti, ah gözünün çapağını yidiğim arkadaşlık! Yürümeye başladılar, 0 biraz aksıyor gibiydi.

Yeşilkent’in etrafı dağlarla çevrilidir ve o dağların birinde, şehre bakan, sanki dağdan ayrılmak istercesine, dağa dikey bir şekilde uzanmış bir kayalık vardır. Balkon, teras gibi. Üç kafadar bazı günler yaşadıkları şehre tepeden bakmak için buraya gelirlerdi. Şu anda da gittikleri yer…

Ben daha cümleyi kuramadan gökyüzünde kulakları yırtarcasına bir ses işitildi. Sanki Zeus abi Olimpos’tan bu tarafa doğru gelmiş, du bir bakayım şöyle bir ıslık çalsam bulutların tepesinden ne olacak demişti. Devasa bir ciğerden çıkan, tiz bir ıslık sesi ve gittikçe yaklaşıyordu. 3, 7 ve 0 etraflarına baktılar, sonra da hep birlikte kafalarını kaldırıp göğe. İşte 0, koca kafasını kaldırdığı anda tepesine bir şey düştü ve üçüncü boyuttan ikinci boyuta geçti. İnanın, dümdüz oldu! Çimenlere, toza toprağa, tam olarak Sıfır’ın hangi parçalarının olduğu belli olmayan şeyler yapıştı; ve yoğun bir kan kokusu havaya karıştı; kraterden bahsetmiyorum bile.

Şok anları ilginçtir. Etraftaki insanlar olsun, olayın başına geldiği kişi olsun tam olarak ne olup bittiğini idrak edemez. Sesler kesilir, insanların çığlıkları manasız ve amaçsız bir hâl alır. Kişi bir kendine bir de etrafına bakar; düşünceler o denli hızlı hareket eder ki, kişi hiçbir şey düşünmediğini sanır. Etraftaki eller dokunmaya başladığı anda, onlarla birlikte gerçeklik de geri gelmeye başlar ve ondan sonra acı belirir. Öyle yanar ki can, öyle acıtır ki; içteki öfkenin herkesi yakıp kül ettiği düşünülür. Çocukken yenilen sütlaç, ilk defa biri sevildiğinde hissedilenler hücum eder; hatta kabız olunduğu anlar bile geçer akıldan. Şok elbirliğiyle daha gerçekçi hâle gelir. Kan, vücut parçaları, insanlar, çığlıklar, tiksinmeler, olay yerinden kaçmaya çalışan anne ve çocuğu.

İşte 3 ve 7’i de bunları hissetmişti. Olay yeri incelemelerine göre Sıfır’ı öldüren ve 8,4 metre çapında bir krater oluşmasına sebebiyet veren şey, bir örstü. Takip eden günlerde yöre halkı, bu cinayetin arkasında Amerika olduğu, İsrail oyunu olduğu, gökte bizimkilerin bir deney yaptığı ve istenmeyen bir sonuç oluştuğu ve onlarca akla hayale gelmedik şeyler söyledi. Gazeteler haftalarca bu konuya yer ayırdılar. Onların yazdıkları da kahvehanelerde konuşulanlardan pek farklı değildi. Hatta resmî bir ağız olan Genelkurmay Başkanlığı, o saatlerde hava sahasında yabancı bir cisme rastlanmadığı, örsün nereden nasıl düştüğüyle ilgili bir ilgi ve bilgilerinin olmadığını deklare etmişti. Televizyon yorumcuları farklı boyutlardan, eğer zamanında Pluto’yu fotoğraflamasaydık başımıza bunlar gelmeyecektilerden dem vurdular. Sözün özü çocuklarım, 0’ın başına öyle bir talih kuşu kondu ki, ya da daha doğrusu düştü ki, bir torbanın içinde defnedilmek durumunda kaldı. 7 çokça düşündü, hakikaten cenabetti 0, yoksa kimin başına gökten örs düşerdi, çizgi filmiydi lan bu!

Bu 0 için gelsin:

Burada size 3, 7 ve 0’ın ülkesinin bir taslağını göstermem gerek. Anlatımda bu taslak bol bol kullanılacak. Bu arada unutmadan söyleyeyim, 0’ı öldüren ve koca bir krater açan noktaya, belediye töreniyle sonrasında, 0’ı anmak ve hatırlamak için “Sıfır Noktası” ismi verildi.

3ve7_1– bölüm 1 sonu

This entry was posted in Sayko Öyküler, Türk Beyin Takımı and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s