2016 Türk Beyin Takımı Seçmeleri Üzerine İzlenimler II ve Sonuçlar

Dün itibariyle 28 Ağustos’da yapılan seçmelerin sonuçları açıklandı. Bu yazıyla birlikte onlardan da bir miktar bahsedeyim.

Birkaç kişinin dediğine göre önceki yazıyla ilgili, ki şöyle bir şeydi: “Ya serkan, abi oku oku bitmiyor; bu kadar mı işsiz güçsüz adamsın kardeşim, yazık değil mi bize” O yüzden diğerinden devam etmek yerine, yeni bir tane post açıp oradan yardırmak daha anlamlı geldi; ki ben de onu yapacağım şimdi. Ama aynı mantıkta yazacağım bunu da; yani aralara gelince yayınlayacağım; sonrasında da aradan sonra gelip devam edip, sonraki araya kadar yazacağım gibi. İlkinde ne yaptıysam bunda da onu yapacağım. Bu sebebe binaen, hafiften başlayalım; ama başlamadan önce gidip bir dişlerimi fırçalayayım. Aynen, yazmadan önce insan dişini fırçalamalı; nihayetinde yüz yüze konuşuyoruz; mutlaka dişlerime bakacaksınız ben konuşurken.

… 8 dakika sonra

Tamamdır, oh rahatladım😀 Az sonra Necla teyzeceğim balık verecek. Necla teyzeceğim bu sıralar bana sürekli farklı farklı yemekler veriyor. Lütfen uğraşmayın sürekli bir şeyler veriyorsunuz dedim; yok dedi sen de benim oğlumsun, gayet de az sayıda veriyorum hem diye de düzeltti beni. Ne söylendiğini anlayan insanlardan pek hoşlanıyorum yav. Nezaketen demiştim; ama o hiç de oralı olmayarak düzeltti, tam benim yapacağım şey😀 Neyse bu akşam ayıptır söylemesi hamsi yiyeceğim, üfff ne biçim ha!

Şimdi bir önceki yazının bitişinde aldığım notlara bakaraktan ilerleyeyim.

Programın VII. Bölümü – Öğle Arası II

Biz masaca poğaçaları yuvarlıyorken Ferhat yönerge anlatımını kantinde yapacağız dedi. Allah Allah dedim içimden… Sonra herhalde taaa en üst katta olduğundan insanları uğraştırmayalım diye düşündüler gibi bir sonuca bağladım. Lakin hemen ardından daha güzel bir sebep buldum. Hemen ardından bulmadım bu arada, ilk yazıyı yazarken buldum, bu daha güzel bir sebep😀 Aramızda çokça yaşlı insan olduğundan, Ümit ve Murat abilerim olsun örneğin, Ferhat onları düşünmüş olacak ki, bu adamları yukarılara kadar yormayalım demiş olmalı. Neticede adamların kullanabilecekleri sınırlı güçleri var, eğer bunu da merdiven falan çıkmakla heba ederlerse TBT Seçmeleri’nde iyi yapamazlar diye düşündü sanırım😀

Dediğim anda Necla teyzeceğim balık tabağımı verdim, sizin ruhunuz dinlencedeyken ben tabağı hüplettim🙂 Ahan da budur:

Necla Teyzenin Balık Tabagi

Lakin aramızda değil artık, benim bir parçam hâlini aldı baluklar😀 Necla teyzeceğim güzel bir kadın, büyük ihtimalle 60 yaşlarında, annesiyle birlikte yaşıyor. Orjinal sarı saçları var ki, çok tatlı. Bana tabağı verirken şunu dedi: “Bazen komşular anne yerine geçer” Üfff be, Necla Teyze var ya, ben senin nüfus hanene yazılayım, valla. Ama yok o zaman benim orjinal valide üzülür. Himmm devletimize sesleniyorum buradan, lütfen ikinci hatta üçüncü bir anne edinme hakkı tanınsın vatandaşlara, böylece bir anneye sahip olmak muhteşem bir şeyken birden fazla anneye sahip olmanın karşılığı tarif bile edilemez. Hem yine böylece Türkiye’deki insanlar hiç yoktan daha mutlu olur, birkaç anneye daha sahip olduklarından. Evet Saygıdeğer Devlet Büyüklerimiz, lütfen bu öneriyi dikkate alın, Meclis’e getirin ve Resmi Gazete’de yayınlanmış olarak görelim, şöyle ki:

Kanun no: 12.828         Kabul Tarihi: …

MADDE 1 -(1) Bu Kanunun amacı Türkiye’de her bireyin en az bir tane anneye sahip olmasını sağlamaya dönük, toplumun gelecekteki refahı ve mutluluğunu arttırmaya yönelik, devletin âli çıkarlarına hizmet etmesinin mümkün görüldüğü bir şevklendirmedir.

(2) Kanun, isteyen bireylerin mahkeme başvurarak birden fazla anneye sahip olmasını sağlamaya yöneliktir.

MADDE 2 – Kanun kapsamınca Türkiye’de doğmuş ya da Türkiye Vatandaşlığı’na sahip her birey bu haktan yararlanabilmektedir.

… [Hayali bir çalışmadır, şimdi gidip de serkan resmi gasteyi sabote etti gibi bir şey doğmasın, o yüzden gerçeğe dayandığı söylenen filmlerde olduğu gibi kurmacadır, gerçeklikle bir bağlantısı yoktur diyeyeyim ve daha fazla madde yazmaya çalışmayayım.]

Konumuza dönecek olursak, Necla teyzeceğim teşekkür ederim, pek lezizdi, sizin sayenizde an itibariyle anacığımı özledim, ilerleyen saatlerde uşağı bir arayım da sorayım ne yapıyor diye.

(5 dakika ara)

1buçuk saat kadar bir ara vermiş oldum; dediğim gibi bazıları sözünde durur, bazıları sözün üzerinde.

Kantinde yapılan yönerge toplantısında çok kalmadım. Oysa bu benim beklediğim yönerge anlatımıydı. Neden, çünkü Sudoku’daki gibi sonunda anca yetişebilmiş değildim, bu da ortalığı karıştırmak için epey bir zamanımın olacağı anlamına geliyordu. Lakin yapmadım. İlk defa açıklıyorum, evet ilk defa… Ben iyi bir adamım. Yıllarca kötü bir adam rolü yapmış olsam da, insanları kendimden uzak tutmak, sevilmemek için böyle bir güdüyle hareket etmiş olsam da, artık öyle değilim. Evet itiraf ediyorum, baştan bu yana hep iyi bir adamdım🙂. Sadece bunu göstermek ya da kabul etmek istemiyordum. Nereden vardım bu olaya? Şuradan Saygıdeğer Okuyucu, orada kalmadım, şaklabanlık yapmadım çünkü sandalyede oturuyordum. Çok açık olmadı değil mi? Tamam, eğer ben orada kalıp şaklabanlık yapsam, ona buna laf atsam, ayakta bekleyenlere ayıp olacaktı. Kantinde yeteri kadar sandalye olmadığı için ayakta çok farklı yaş ve cinsiyet gruplarından insanlar vardı. Eğer ben o şekilde davranmış olsam bana diyeceklerdi ki, baksana düdüğe, oturduğu yerden komik olmaya çalışıyor. Kalktım ve zehirlenmeye gittim. Böylece biri benim yerime oturabilir ve ihtiyacı olan dinleme hadisesini gerçekleştirebilirdi. Dediğim gibi iyi bir adamım canım:D

Zehir dönüşü bizim veletleri gördüm: Ekin, Efe, Serdar. Yanlarına yanaştım, muhabbet ettik. Ekin dedi ki (bu adamı şu kadarcıktan bilirim, görmediniz değil mi elimle işaret ettiğim şu kadarcık ölçüsünü😀 ehee, mantıklı) “Abi ilk bölümde geçeceğim seni.” Arada bizim veletler böyle şeyler derler. Sanırlar ki beni geçtiklerinde gelmiş geçmiş en iyi çözer olacaklar. Tamam be, biliyorum böyle düşünmediklerini. Boynuz kulak mevzu işte, yapacak bir şey yok. Ama bir süre daha var beni geçebilmelerine. Çok şey öğretemedim daha onlara. Ama öğrendiklerinde, sadece beni değil, çokça adamı geçecekler. Neyse Ekin’le iddiaya girdik. Ekin dedim, bak oğlum kim erken çıkarsa 1 TL kazanır. Evet boş zamanlarımızda çocuklara kumar alışkınlığı vermeye gayret ediyoruz😀 ahahaa. Yok, bu numarayı bir gün önce bizim dünya datlısı çocuğumuz Kaan’dan öğrenmiştik. Adam hiç durmadan onlarca mantıklı cümleyi ardı ardına ekleyebiliyor. Hiç sesi çıkmaz normalde; ama bir anı yakaladı mı, size rafting maceralarını, ABD’teki hadsiz gecelerini (Evet daha 13 yaşlarında :D), şelaleden düşüşünü, arabanın altına giren taşı vb her şeyi anlatabilir. Kaan, okulunda diğer öğrencilerle çok ilginç durumlar için iddiaya girdiğinden bahsetti, 1 TL’sine hemi de. Ve çoğunlukla kazanıyormuş. Çok mantıklı gelmişti o anda, alışkanlıklar zaten böyle ufak ufak, zararsız zararsız başlar. O akşam misal hemen Serdar’la girdim bir iddiaya, hooppp çocuğumun 1 TL’sini iç ettim😀 İşte Ekin’le girdiğimiz iddianın temelinde yatan da buydu: Kim önce ilk bölümden çıkarsa 1 TL kazanacaktı. Tabii Ekin’e bir soru sordum: Şşş uşak, dakika başına 1 TL mi, yoksa toplamda mı 1 TL😀 Yok abi dedi, toplamda 1 TL.

Biraz da kantinde goygoy yapıp salonun yolunu tuttum. Kitapçıklar dağıtıldı ve TBT Seçmeleri’nin ilk bölümü, Klasik Akıl Oyunları. Yönergeler için buradan buyrun

60 dakika süremiz vardı. Artık daha ciddi bir şekilde yarışmam gerekiyordu. Çünkü son 2 senedir seçmelerde takıma giremiyordum. Bu önceki yıllara göre daha kötü bir çözer olduğumdan değil, yarışmalar 2 bölümden oluşuyordu, ağırlıklı olarak kolay sorular oluyordu ve ufacık bir hata sizi alıp takım dışında bırakıyordu. Bu sene artık öyle olmaması lazımdı; bu yüzden gayet ciddi bir şekilde başladım.

İlk soru Amira Battı’ydı, hemencecik ilkini çözdüm. İkinciye baktım, bir şey göremedim; sonra sütunlardaki parçaları gösteren rakamları topladım 16, rakam olmayan sütunlar da da 3 tane var toplam 19, işte dedim bir tane daha olsa buradan gidilir. Satırlara yaptım bunu, orada yakaladım. Yukarıdaki rakamsız 2-3 tane satır toplam gemi parçası sayısından yalan oldu, sıfır değerini aldı. Buradan çıkar dedim, ama bana mısın demedi. Sonra da, 4’lü gemiyi yerleştirme işine baktım, bir satıra yerleşebiliyordu dışarıda 5 ipucu yazan. Ama o satırda sağa sola oynama imkanı da vardı. Ben de dedim ki, kardeşim bunu öyle bir yerleştireyim ki, sadece ipucu verilmiş sütunlarda yer alsın; altta yatan fikir 19 toplamından hareket etmekti. Kesin doğru bir yaklaşım değildi; ama soru nasıl çözüldü belli değil😀 Bittiği anda diğerlerine göre baya bir süre avantajım oluşmuştu. Bu iyiydi.

İki senedir Apartmanlar sorularını sürekli patlatıyorum, neden bilmiyorum. İlki kolaydı, şıp diye yaptım. İkinciyi yaptım patladı, bir satırda iki tane 5 oldu. Sildim bir daha yaptım, bu sefer başka bir yerde iki tane 5 oldu. Salak dedim, salaksın sen. Sonra dönerim dedim ve ABC Kadar Kolay’a geçtim.Bundan da iki tane vardı, ilkini pat diye yaptım. İkinci biraz ilerledi durdu. Eeee mantığı görmek için bekleyemem ya dedim, sağ tarafta diğer B’leri sıkıştıracak bir ipucu vardı, sıktım; sonunda patladı. Hooop burası o zaman böyleymiş B burdaymış deyip çözdüm gitti. Hazine Avı’na geçtim, komşuluk işini takip etmede baya iyi olduğumdan, kısa zaman içinde, 3-4 dakika büyük ihtimalle, ikisini de çözdüm. Çadır vardı sırada. İlki küçük ve kolaydı, 1 dakika sürmemiştir. İkincisi büyük ve numarası olandı. Orta sütundaki numarayı gördüm, oradan da çat diye çıktı soru. Sonraki tür Işın Ağı’ydı, bunları da hemencecik çözdüm ve geçtim.Bir sonraki ABC Bağlamaca’ydı. Son kısımda ufak bir bağlama hatası yaptım (Durmuş da aynı hatayı yapmış), hemencecik son çiziktirdiğim kısmı sildim ve oldurdum.

Buraya kadar gayet iyi gelmiştim ve kanaatimce en fazla 20-25 dakika geçmişti. Bu da bana bölümü bitirip, TBT Seçmeleri’ne güzel bir başlangıç yapabileceğimi gösteriyordu. Toplamada iyiyim hakikaten, o yüzden Kakuro sıkıntı çıkarmadan çözüldü. Çit’e geçtim. Kesin olan birkaç bir şey yaptım, sonra göremedim. Ufak ufak denemeler yapacak mecalim de yoktu, sıkıcı oluyor baya. Tek çözümlülük yiyen bir yer gördüm, onu yakalayınca (sol üst köşede) soru alta doğru bir miktar çözüldü; ama yine tıkandı. Orta kısımda 3’lerin durduğu güzel bir yer vardı, yine tek çözümlülükten bir numara yaptım, oradan gitti soru. Üff nasıl ilerledi belli değil, ama son çizgide iki tane kapalı alan oluştu. Bu iyi bir şeydi, bir yerden bir şeyleri kopartıp tek bir kapalı alan hâline getirebilirdim. Ama o yeri bulamadım, çünkü sol tarafı biraz oldurmak, zorlamak için sıkmıştım. Bulamayınca sol tarafı sildim. Mantıkla çözdüm, yine aynı şey oldu. Orta kısmı sildim bir miktar, sol taraftan aldığım gazla oturtayım dedim; ama olmadı. Geri dönerim dedim sonra, diğer soruya geçtim. İşte bu girişimde o zamana kadar elde ettiğim bütün avantaj uçup gitmişti ve Çit pahalı bir soruydu, 19 puan.

Kendoku’ya geçtim, bu da matematiksel bir soru olduğundan çok kolay bir şekilde yaptım, herhalde en fazla 1buçuk dakka falan sürmüştür. Adalar’a geçtim. Birkaç karalamadan sonra alttaki 10’un numarasını gördüm. Diğer rakamın sağından mı solundan mı çıkacak kestiremedim. Ufak bir denedim, patlayınca dedim ki: serkan sen malsın. Oğlum zaten ayan beyan ortadaymış neden denedin ki! Hakikaten ortadaymış, ama sanırım biraz moralimi bozmuştu Çit ve hâlâ aklım ondaydı. Neyse, 10’u büyük çoğunlukla koyunca, bir süre daha göremedim diğer numarayı; sonra yakaladım 9’un nereye gelmesi gerektiğini ve soru oradan bitti. Bitmedi de, kolay kısmı kalmıştı artık, onunla birlikte de bitirdim olayı. Domino’da inanılmaz iyiyimdir, ya da 2012’de de öyle sanıyordum, hâlâ da öyle sanıyordum; altı üstü Domino. Göremezsin, güzel bir yeri sıkarsın olur biter, bu kadar. Şöyle bir hesap yapalım, sanırım son 20-25 dakika kalmıştı. Benim de geriye bir Apartman, bir Domino bir de olamamış bir Çit sorum vardı; bir de cevapların anahtara girilmesi. Kesinlikle biterdi bu süre zarfında, neden, çünkü Domino’yu yapmam en fazla 3-4 dakika sürecekti, oradan Apartmana geçecektim, o da büyük ihtimalle bir o kadar sürecekti. Kalan 12-13 dakika da, saf mantıkla Çit’i çözüp, her şeyi kontrol edip teslim edebilirdim; gayet iyi görünüyordu.

İlk hamlemi yaptım, kesin birkaç Domino’yu işaretledim. Sonrasında 1’lerin ve 3’lerin tüm kombinasyonlarına baktım, bir şey çıkmadı. Güzel sıkmalık bir yer vardı, sıktım, ilerledi ve iki tane 1-5 olup patladı. Ooo süper dedim, o zaman diğeri olacak. Ama pek ilerlemedi. Bir şey de göremedim. Sıkacak yer de bulamadım, bu iyi değildi tabii.Yine sağ alt köşeyi zorlamalık bir yer sıktım, gitmedi. Vazgeçtim, başka bir yere baktım, bir şey bulamadım. Akabinde biraz daha inceledikten sonra yine sağ köşeyi sıkıştırma amaçlı bir sıkış yaptım ve soru oradan ilerledi ve akabinde çözüldü. Bir ohh çektim; ama sıktığım için, sorunun doğru çözüldüğünden emin olma adına, bütün dominolar var mı diye kontrol etmem gerekti. Aşağıdaki domino listesinden var olanları sildim, silmediğim 5-6 tane kalmıştı, artık emindim sorunun doğru çözüldüğünden; ama maalesef bir tane daha 6-2 dominosu çıktı. Emin olmak için baktım, patlamıştı namıssız soru. Domino gibi birbirini inanılmaz etkileyen ve küçük bir alana sıkışan sorularda patlama öyle birkaç yeri silerek düzeltilemez. Bunu biliyordum, ya devam edecektim, ya da diğer yapamadıklarıma geri dönecektim. Burada epey bir vaktim zayi olmuştu, hiç iyi değildi bu. Apartmanlara geri döndüm, yavaş yavaş çözdüm, sürekli yaptığım hatanın nereden kaynaklandığını gördüm.

Herhalde artık bir 10 dakika falan kalmıştı. Bütün çözdüğüm soruları cevap anahtarlarına geçirdim, epey de dikkatli olmak lazımdı; nihayetinde bir yanlış kare ya da sayı doğru çözdüğünüz sorudan sıfır puan almanıza sebep olabilirdi. Kalan 5 dakika, Çit mi Domino mu dedim, Çit’i seçtim. Yanlış bir seçimdi aslında, çünkü doğru bir sıkışla Domino 1 dakikada bile çıkabilirdi. Ama işte bazen böyle olur, bazen doğru kararlar alırsınız, bazen yanlış. Çit’e geri döndüm, sildim büyük kısmını, birleşen ve iki kapalı alan oluşturan kısımdaki çizgileri değiştirdim, tek bir kapalı olmasını sağlayacak şekilde. Ve inanın, tek çözümlülüklerle birlikte inanılmaz ilerledi; ta ki sol altta çapraz duran 2 ve 3’e, 2’nin 3 öldürmesine kadar. 2’den ötürü, 2’nin çizgilerinin konumlarından ötürü ya 3 olmuyordu, ya da kapalı alan bir türlü kapanmıyordu😀 Amanın çok az zaman kalmıştı artık, biraz daha uğraştım, ama süre bitti dediler.

200 puanlık bölümde, gayet bitirebileceğim ve rahat bir 200 puan alabileceğim bir bölümde iki sorum dışarıda kalmıştı, 19 ve 18 puan, 37 puan. Hiç iyi olmamıştı; ama çok da kötü de değildi. Burada kızdığım alabilecekken alamadığımaydı. Ama yapacak bir şey yoktu nihayetinde.

[Ufak bir ara, 23:18]

Programın VIII. Bölümü – İkinci Bölüm

Ara bir miktar uzun sürdü, 00:53 gibi geri geldim. Bu aralarda ne mi yapıyorum, kahve içip soru kontrol ediyorum. Grandmaster Puzzles için üçüncü ebook’u bitirdim de, son kontrolleri kaldı onları yapıyorum. Sanırım yarın akşama kadar bitirmiş olur, Thomas’a gönderirim. Soru kontrolünden sıkıldığımda da buraya gelip yazıya devam ediyorum. Aynen, kısır bir döngü içerisine kısılmış ufak bir hayat. Olsun, kısır döngü iyidir; ta ki sizi kısır edene kadar. Bir sonraki kitap Çit ve Türevleri olacak; hoş Çit’i çözemiyoruz, ama kitabını yapıyoruz. Halihazırda bir kısır döngümüz vardı, şimdi bir de ironiyi ekledik. İronik kısır döngü, himm hoş oldu sanki. İronik kısır döngü deyince, sanki paradoksu çağrıştırıyor gibi; nihayetinde paradokslar ironik kısır döngülerdir. Valla aynı matematikçiler gibi ispat yaptım. Aynen, onlar da böyle ispat yapıyorlar. İlk önce diyorlar ki X’in böyle olduğunu farz edelim. Eğer yazdıkları harf dizisinde X hakikaten belirledikleri gibi davranıyorsa, bakın işte X aynı kabul ettiğimiz gibi çıktı, o zaman X budur diyorlar. O X’ten hareketle bir Y tanımlıyorlar, aynı şeyi Y için ispat ediyorlar ve bu böyle sürüp gidiyor😀

Bölüm bitince Aziz’e sordum ne yaptın diye, 40 puan civarı dışarıda dedi; bende de 37 dışarıda kaldı dedim. Hatice baya kötü yapmış, 133 puan alacağım dedi. Ama artık o da baya bir tecrübeli çözer olduğundan, çok da sıkıntılı gözükmüyordu, ikinci bölümde hallederim kafasındaydı. Kendine güven böyle bir şey işte, işler ne kadar sarpa sarmış olursa olsun, her zaman bir çıkış olacağına inanmak ve o çıkışa ulaşmak için elinden geleni yapacağını bilmek. Çıkışa ulaşılmasa bile önemli değil; özgüven ulaşmaktan gelmez zaten; özgüven ulaşabileceğine inanmaktan gelir.

Diğer sınıflardaki gençlerin yanına gittim ne yaptınız diye. Hızlıca konuştuk, nihayetinde zehirlenmem lazım, süre de kısıtlı😀 Durmuş iyi yaptım dedi, 20-25 puanı dışarıda kalmış. Baya iyi dedim, daha farklı ne diyeceksem. Avantajım var gibi bir şeyler dedi; ben de katılmadığımı, 10 puanın bir avantaj olmadığını, tek yapması gerekenin ilk bölümde yaptığını ikinci bölümde de tekrarlamak olduğunu söyledim. Zehir arasından sonra sınıflardaki yerlerimizi tekrar aldık. Normalde bölümün son sorusu Termometre ve Mağara. Bölüm başlamadan önce Koz abimiz bir önceki bölümde Adalar’ı Mağara gibi çözmeye çalıştığından bahsetti😀 Yaşlılık işte. Sanırım ya da kendi ya da bir başkası bu bölümdeki Mağara’yı da Adalar gibi çözme gibi bir şeyler dedi. O sırada Ümit abimiz bana laf attı, serkan artık Termometre’yi çözersin, bak yüksek puanlıymış dedi. NŞA’da sıradan gidecektim; ama abimiz bir tespitte bulunmuş, yalancı mı çıkaralım şimdi onu, dediği gibi yapacaktım bölüm başladığında.

İlk soru Yıldız Savaşları’ydı. Mantıkla da sallamayla da güzel çözülen bir sorudur kendisi. Yıldızlar değmeme olayından birbirlerini sürekli sıkıştırma eğiliminde olduklarından, soruda herhangi bir çözüm mantığı yakalanamıyorsa, domino etkisi yaratacak bir yer sallanır ve valaaaa. İlkini hızlıca çözdüm, basitti zaten. İkinci biraz kasıştı, birkaç işaretlemeden sonra gitmedi. Bölgelemelere baktım, bir yer buldum; ama onun da pek faydası olmadı. Yukarıda bahsettiğim gibi, burada bir yıldız olursa, ahan da böyle yapar dedim ve oldu😀 Biraz bal da lazım canım, balsız olmuyor bu işler. Bir sonraki soru Zincir İşlem’di. Zaten matematiksel bir soru olduğundan, bunu herhangi bir an yaparım dedim ve Ümit abimin önerisini dikkate alarak bölümün son sorusu ve iki büyük puanlı sorudan biri olan Termometre sorusuna geçtim. Çok sürmeden epey bir işaretleme yaptım, bir yerde yukarıdaki 1’den ve yanındaki 4’ten ötürü giriş çıkış olayı vardı, onu da görüp biraz daha işaretledim; ama sonra soru sıkıştı. Termometre soruları da sallanır, fakat bir karalama sorusu olduğundan, salladığınızda işaretlemeniz, kesin yaptıklarınızla karışmaması için net ve nezih olmalı. O yüzden hiç de mantığı falan görmeyi beklemeden, yine bir şeyleri sıkıştırsın diye hafiften salladım ve sonunda patladı. O zaman diğeriymiş dedim, soruyu bitirdim, bütün ipuçlarını kontrol ettim, tamamdı; 30 puanı kolaylıkla haneme yazdırmıştım. O zaman dedim, diğer büyük puanlı soru olan Mağarayı çözim dedim ve kolaylıkla çözerim gibi bir mantığım vardı; ama pek öyle olmayacaktı.

Soruya başladım, sonradan da göreceğim bir hata yaptım, ama tabii o sırada fark etmedim. Bu hatadan oluşan soru yapısı yukarıda bir tek çözümlülük durumu yarattı, onu da kullandım; alta yöneldim, bağlanmaya baktım, sorunun yarısından fazlasını bitirmiştim ve kısa bir zaman geçmişti. Lakin alttaki 6-7’lerden 7, sekiz tane gördü ve patladı. Yanlış saydım dedim, yok sekizdi. En son yaptıklarımda bir ihtimal mi atladım dedim, hayır. İşte o zaman, ilk başta yukarıda 10’un 4’le olan durumunda bir ihtimali atladığımı gördüm. Soru baştan sona yanlıştı; silmekten başka çare yoktu. Canım sıkıldı mı, evet, ama devam etmek lazım. Sildim, kesin olanları yaptım, nttt, yerinden bile kımıldamıyor. Sıkacak bir yer aradım soru ilerlesin diye bulamadım. Hafif bir gerildim. Çünkü daha 3 soru çözmüştüm, Mağara’yı bir kez patlatmıştım ve ikinci girişimim de pek iyi gitmiyordu. Ufak bir sıkış yaptım, azıcık gitti durdu; yok olmaz burası dedim. Tekrar mantığa döndüm, birkaç bir şeyle ilgili birkaç ihtimali daha eledim. İleri geri bir şeyler yaptım, kanaatimce kesin işaretlemeler yapabildim; ama soru yine de bana mısın demiyordu. Dakikalar dakikaları kovaladı, birkaç tane başarısız deneme girişimim oldu; onlardan birinde aynı 7 bu sefer altı olarak patladı ve bende ampul yandı. Her iki patlamada da bu 7 abi, aynı sütundaki diğer sayı abiyle birleşmiyordu; tamam dedim, madem iki durumda da böyle bir şey oldu; o zaman bu 7 bu adamla birleşsin. Biliyorum çok da sağlam verilere dayanmayan bir hareket; ama oldu, yedi ( 7 yedi, güzel olmuş :D); çözdüm soruyu😀 Bütün sayıları kontrol ettim ve hobaaaa, 32 puan daha geldi😀

Hızlıca Farklı Komşuları yaptım, ikisi de olabildiğince kolaydı, iki soruyu yapmam 3 dakikadan fazla sürmemiştir. Kropki’ye geçtim, ikisi de ufaktı. İlki epey bir kolaydı, sıkıntı olmadan oldu. İkincide de güzel numara vardı, yaptım; ama patladı. Soru küçük olduğundan ve numarasını yakaladığımdan ötürü, Sudoku mantığı hatası yaptığıma kani oldum, o yüzden tekrar çözmek çok kolaydı ve soruyu son dakikalara bıraktım bu sebeple.

Kropki’den sonra geriden sırayla başa gelme işinde vazgeçtim ve Galaksi sorusuna geçtim. İlki hemencecik oldu; ikinciye baktım, sınır çizgilerini çizdim. Yukarıda yer alan bölgenin geniş baktığınızda iki durumu vardı; biri olmadı, diğer çat diye oldu ve çözüldü gitti soru.Yol sorusuna geçtim, ikisi de çat diye oldu. Patika Oluşturma’ya geçtim. 18 ve 24 puanlık iki soruydu. İlki üfledim oldu, bilmiyorum neden, ama oldu. İkincisi biraz daha uğraştıracak gibiydi; ama bu tür sorularda uğraşılmaz. Tam sallamalık sorulardır bunlar. Güzel bir yer buldum, öyle böyle sıkıştırmıyordu diğerlerini sıktım oradan, sağ üstteydi. Yol sağ alta indi ve patladı; ama inanmadım. Neden mi? Çözer içgüdüsü işte. O kadar güzel gider ki soru, kesinlikle inanırsınız çözümün o olduğuna, ben de buna inanıyordum. En son sağ altta yaptığım çizimlere baktım, bir yerin bir ihtimalini kaçırmışım, onu düzelttim ve hoppala yavrum yaz geldi gibi çözüldü. Sıktığım için tek bir kapalı alan mı diye baktım, aynen tek bir kapalı alandı.

Baya bir zamanım vardı, kalan sorularım Zincir İşlem, Toplamlı Apartmanlar, Kropki ve Şifreli Harfler’di. Gördüğünüz gibi tamamı da matematiksel sorular. Toplamlı Apartmanları kolaylıkla yapardım, ardından Kropki’yi (Zaten numarasını yakalamıştım) çözerdim, hemen onun ardından Zincir İşlem’i temizler ve en son da Şifreli Harfler’le noktayı koyar, olayı bitirirdim. Ama evdeki hesap çarşıdakine uymuyor işte. Toplamlı Apartmanlar’ın ilk sorusunda bir sıkıntı çıkmadı. İkinciye geçtim, kesin olan birkaç rakam yerleştirdim ve orada kaldı soru. Ordan, burdan, şurdan baktım ettim, tuttum, hafif sıktım; alışılmışın dışında kombinasyonları denedim; hep son satırda ya da sütunda patladı. Olmayacak bu dedim, daha fazla zaman kaybetmeyeyim diyerekten Kropki’ye geçtim. Hemen çözüldü. Oradan Zincir İşlem’e geçtim, alt alta iki satıra gözüm ilişti, ihtimallerini yazdım;2 ve 3’ten ötürü ölen bir ihtimal vardı onu eledim; tıkandı. Ama zaten daha üst satırda bariz bir yer varmış. Onu yaptım, ve sadece en üst en alt satırdaki sayılar kaldı. Elimde kalan sayılardan şöyle gözümle takip ederek çözdüm soruyu onları yazdım akabinde ve bitti.

Sanırım bir 10 dakika kadar kalmıştı; tabii hiçbir çözümü cevap anahtarına aktarmadığım için onlara başladım. Olabildiğince hızlı ve kontrollü bir şekilde geçirdim kağıda. İki sorum kalmıştı, 5-6 dakika da sürem. Şifreli Harfler’i bu kadar süre içerisinde çıkaramayacağıma emin gibiydim; ya da o kadar toplama, çıkarma yapmak zor gelmişti. Toplamlı Apartmanlar daha cazip göründü, tekrar ona döndüm. Allem ettim, kallem ettim, ama maalesef olduramadım; kıl oldum baya. 43 puanım dışarda kalmıştı: 20 puan ikinci T. Aparmanlar, 23 puan da Şifreli harfler.

İki bölüm sonunda 500 üzerinden 37+43, 80 puanım dışarıda kalmıştı. Çocuklar kendi aralarında konuşuyor ve hesap yapıyorlardı. Söylenene göre takıma giremiyordum, çünkü Salih’ten sonra 3 kişi (Taner, Kamer, Hatice) toplamda 60 puan civarı dışarıda bıraktıklarını iddia ediyorlardı. Mehmet Durmuş da ben gibi Toplamlı Apartmanlar, Şifreli Harfler’i çözememiş bir de bir sorusu daha dışarda kalmış, 80 puan civarı dışarıda kaldı diyordu. Ne yalan söyleyeyim kızgındım, iki senedir yaptığım hatalara benzer hatalar yapmış, kritik yanlış kararlar almış ve bu beni yine takımda dışında bırakma durumuna getirmişti. Biraz da kızgınlıkla hadi be dedim, illa ki bu 3 tane adam her şeyi doğru yapmadı ya, illa bir şeyleri patlar bunların diyordum😀

Veletlerin yanına gittim, çok iyi geçen yok gibiydi; ama Sude baya iyi yaptığını söyledi, 200 küsur puan. Sonuçlara baktığımda gördüm, ikinci bölümde 239 puan yapmış; ki bu kadar genç bir insan evladı için muhteşem. Büyük ihtimalle birkaç seneye kalmadan aynı Hatice ve Fatih Kamer ya da Mehmet Durmuş gibi TBT’nin takıma girmesi muhtemel insanları içinde yer alır. Hatice 1 dakika kala teslim etti ve hakikaten hiç patlamamış, 303 puan almıştı. Dediğini yaptı, kötü geçen ilk bölümden sonra, ikinci bölümde insanüstü iş çıkartarak her şeyi çözdü ve kurtardı paçayı😀

[Bir ara, az bir gave yapim, azcık soru kontrolüne döneyim; gelirim bir ara; 01:53)

Döndüm geldim, ama neredeyse 15 saat sonra. Artık noktayı koyayım da bitsin hadise.

Programın IX. Bölümü – La Fin [Kaynak: İlo Fransızca Sözlüğü]

Ferhat çağırdı uzaktan, koşun gelin takım fotosu zamanı diye. Aşağıda göreceğiniz gibi, seçmelerden sonra gitmeyip orada burada avare avare dolanan insanların fotosudur; hepsini fişledim😀 Numaraladım, kolay takip için.

Takım Foto

1-Ferhat Ç. (TBT Kaptanı), 2-Deniz Ç. (Ferhat’ın ikİ Züper bebişinden biri; TBT Kaptan Vekili), 3-Murat Koz (Passaparola Şampiyonu), 4- Ümit Abacıoğlu (Yazar, Müdür), 5-Murat Ç. (Kaptan Abisi), 6-Aziz Ateş (Matematik Yazılımı), 7-Özer Temiz (Mıhteşem çözer Sude’nin babası), 8-Talha Baykal (Sallama ve patlamaların kralı), 9- Mehmet Durmuş (En Genç TBT Üyesi Olmuş Adam), 10-Salih Alan (On Numara Beş Yıldız), 11-Nuri Yılmaz (Seçme şekli değiştirilse TBT’den hiç çıkmayacak Adam, Müdür), 12-Taner Karabulut (Çok Üniversiteli Adam), 13-Embe Sil (İsmi ilginç olan adam), 14-Efe Alan (Basketbol oynadığı kadar iyi soru çözecek Adam), 15-Ekin Akoğuz (Asabiyetle Çalışan Adam), 16-Ali Rıza Demirtaş (Bir zamanlar AO Dergisi’nin Olmazsa Olmazı), 17-Sude Temiz (Kısa Geleceğin TBT Üyesi, çok genç daha üstelik), 18-Ömer Durmaz (Öğretmen Adam Adamı), 19-Serdar Sungun (Farkındalık Adamı; Rabırt, aynen sağındaki ikisi gibi), 20- Burak Durukan (İTÜ, bir görünüp bir kaybolan Adam), 21-Mete Akoğuz (Ekin’in babası), 22-Hatice Esra Aydemir (Boğaziçi’nin sağlam Angaralı Çözeri), 23-Murat Can Tonta (Möhteşem Yetenekli Tasarımcı), 24-Fatih Kamer Anda (Tasarımcı, Çözer, TBT’li genç adam) 25-Hakan Güvez (Uzaklardan gelen Adam), 26-Ahmet Alan (Saçlarıyla Ortalığı Yakan Sosyal Kelebek), 27-Murat Altekin (Eskilerden Yarışmacı), 28-Atamız, 29- İlay Zehra Şenay (Deliliğin Tarihini Yazacak Olan GS’li Velet)

Son birkaç kelam da taaaaaa Hopa’dan gelen Aytekin Hoca ve ekibi için. Maşallah, taaa oralardan buraya seçmeler için geliyorlar 2-3 senedir. Aytekin Hoca’nın ve Sıtkı Bey’in çok emeği vardır. Ellerine, kollarına, ayaklarına sağlık.

Bu yazıyı yazmama vesile olan, eğer paket tatil olayı olmasaydı, TBT Seçmeleri’ne katılmadığı için benim de katılmayacağım; ama paket olduğundan iptal edilemediğinden verdiğim sözün geçerli olmadığı (üzerine tartışılabilir), ince dalan, uzun boylu, naif Ozan Kaya biraderime (Ozan yamık atlamışın len denize, oğlum baya bir tarafa yatmışsın, daha güzel atla da onu koy len, dediğim) yağlı, ballı teşekkürlerimi sunarım.

Tabii ki seçmelerin hayata geçmesini sağlayan başta Ferhat Ç. olmak üzere, Erhan Seyis’e, Ebru Gezer’e, Erdal Düztaş, Ercan Sert biraderlerime, Mürsel Şenay’a, Murat Ç.’ye saygılarımı sunaraktan, yazıma son verirken; anamın ellerinden, kardeşimin gözlerinden, yeğenlerimin avuç içlerinden, ananemin puruşuk el ve yüzünden öperim.

TÜM SONUÇLAR

Çavvv

This entry was posted in Türk Beyin Takımı and tagged , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s