17’nci Dünya Zeka Oyunları Şampiyonası ve Türk Beyin Takımı

Yıllarca, değişik platformlarda TBT Seçmeleri izlenim yazıları ya da WPC (Dünya Zeka Oyunları Şampiyonası) yazıları yazdım. Biraz fantastik, çokça kurgu barındıran yazılardı bunlar. Siteler göçtü; buhranlı zamanlarda ben sildim, ya da çöp ettim, emin değilim; geriye pek bir şey kalmadı bu yüzden. Lakin bir ay kadar önce 2008’te Belarus’ta yapılan 17’inci Dünya Zeka Oyunları Şampiyonası ile ilgili yazıyı buldum. Epey çok sayfa, 20 kadar 🙂 Farkındayım böyle izlenim olmaz olsun; ama o gün bugündür niyetim vardı buraya çakmaya. Eğer bu tahmin ettiğim yazı ise, son derece doyurucu olacaktır. Üslubum epey ilginç geldi, psikopatça bir dille yazmışım; daha güzel tabirle kara mizah tadında. İmla noktalamalara baka baka ilerliyorum orjinal yazıda. Peyderpey çakacağım buraya. Aşağıda başlangıç kısmı bulabilirsiniz.

Yazının bulunduğu belgede tarih: 09.11.2008

Başlıyoruz hafiften. Bu arada not: Twitter dışında herhangi bir sosyal mecra hesabım yok; o yüzden yazı eğer hoşunuza gitmişse, lütfen paylaşınız. Denks.

6 parçadan müteşekkil bu yazı dizisinde tüm parçalar birleştirildiğinde ortaya anlamlı bir bütünün çıkması beklenmektedir. Yok eğer çıkmazsa ya da okuyucu çıkartamazsa bu bizim suçumuz olmadığı gibi, herhangi bir şikayet de dikkate alınmayacaktır.

Merak edenler olabilir. Şahsımın takımda olmadığı düşünüldüğünde orada ne işimin olduğunun. Efendim, bakanlıktan rica ettiler, elime bir zarf ulaştı, zarfta şuna benzer bir şeyler yazıyordu: Sayın Serkan, elimizdeki denetçilerin büyük bir kısmı farklı ülkelerde görev başındalar, geriye kalanlarsa olimpiyatlardan yeni döndüklerinden,  istirahat iznindeler; kala kala bir siz kaldınız. Eh ne yapalım dedik, bu da işimizi görür deyip sizi seçtik. Sizden ricamız orada gördüklerinizi uygun bir dille buradakilere aktarmanızdır.

TBT 2008

Foto by Ferhat Ç., soldan sağa: Kamer A., Barış Ç., Mehmet Murat S., Gülçe Ö., Salih A., Volkan D., Serkan Y.

Üst makamlardan gelen bu isteği geriye çevirmek yakışıklı olmaz deyip bakanlığa bir mesaj attım. OK. yazmıştım mesajda, şimdilerde anlaşmak bu kadar kolay.

Bir yaka kartı çıktı zarftan, oradaki masraflarım için bir miktar ruble(devlet akıllı) ve uçak bileti. Neyse lafı fazla uzatmaya gerek yok. Takımın şampiyonaya gitmeden önce İstanbul’da kamp yapacağını öğrendim. Tebdili kıyafet ziyaret etme hevesiyle gittim. Ama tabii arkadaşlar hemen tanıdılar bizi. Kamp şu isimlerden oluşmaktaydı: Volkan Dilber(captain), Mehmet Murat Sevim(takım), Salih Alan(takım), Gülce Özkütük(takım), Barış Çakmak(takım) ve Volkan Hoca’nın verdiği unvanla teknikdirektör Serkan Yürekli. İlk günün gecesi Ferhat Ç. de oradaydı. Ne yapılması ne yapılmaması gerektiği hakkında konuşuldu. Ferhat, Kamer ve Tunay cumartesi(25 Ekim) günü gideceklerdi Belarus’a. Şampiyonanın organizasyonunda Vladimir Portugalov’a (yazının ilerleyen kısımlarında bu şahıstan Vada diye söz edeceğiz) yardımcı olmak için. Fakat gidişte bir sorunla karşılaşmışlar, Konsolosluk tarafından ülkeye giriş tarihi olarak bizim giriş tarihimiz olan 27 Ekim verilmişti. Sonrasında yapılan hata düzeltildi.

Kampın ilk gününde erkenden kahvaltı yapıldı. Çünkü Volkan Hoca disiplini seviyordu. Bana gece yatıya geçilmeden önce öğrencileri kaçta kaldıracağımı, kahvaltıda neler yenmesi gerektiğini anlatan bir çizelge verdi. Eğer buna riayet etmezsem teknikdirektörlük vasfından azledileceğimi ve kapı önüne konacağımı bildirmekten kıvanç duyduğunu ekledi. Ben de onun sözünden zerre dışarıya çıkmadım.

Bize tahsis edilen odada çalışmalara başladık. Kaptan, İstanbul’a teşrif etmeden önce bazı takım bölümlerindeki soruları hazırlamıştı. Yarışmada çıkacak soruların büyük kısmını içeren dosya da Sayın Cihan Altay ve Gülce tarafından farklı olarak hazırlanmıştı. Dahası Salih ve Murat da ilk bölümde kullanılacak olan diyagramları yönergelerde geçen 32 sayısını dikkate alarak tahmin etmişler ve olası soruları hazırlamışlardı. Ben ise, sanırım ben de bir şeyler yapmıştım; ama tam hatırlayamıyorum.

Kamp Programı

6:00 Kalkış

6:00-6:30 Temizlik ve Tırnak – Mendil Kontrolü

6:30-7:30 Kültür Fizik Hareketleri

7:30-8:30 Kahvaltı

8:30-9:00 Serbest

9:00-12:30 Çalışma

12:30-13:30 Yemek

13:30-18:30 Çalışma

18:30-19:30 Yemek

19:30-20:00 Serbest

20:00-00:00 Çalışma

00:00-02:00 Genel Tekrar

02:15 Yatış

Volkan Hoca cumartesi günü benden bir miktar çikolata almamı istedi. Öğrencilerin zihni fakültelerinin gelişimi ve pratiğe dönük çalışmasında faydalı olacağını belirtti. Hatırlarım ki yıllar yıllar evvel, devletin önceden tespit ettiği sınav mekanına validemle birlikte yollandık. Okulun bahçesi önündeki yolda, diğer aileler gibi bekleşiyorduk. O zamanlar herhangi bir çalışma yapmamıştık tabii. Dahası köy mektebinde eğitim hayatına devam etmekteydik. Yani bilgi ve birikim yönünden pek kayda değer şeylere sahip olduğumuz söylenemezdi. Validem elimden tutup yolun karşısındaki bakkala götürdü. İstediğin çikolatayı al dedi. Allah Allah dedim. Böyle dememin sebebi ülkenin içinde bulunduğu darboğaz ve bu darboğazdan etkilenen sıkıntılı ailelerin varlığındandır. Aldım ben de. Annem bunlar zihnini açar, soruları yaparsın dedi. Afiyetle yedim çikolataları. Reklam yapmak gibi olmasın ama biri ülker çikolatalı gofretti, diğeri de sanırım dido adlı çikolata idi. Tabii herhangi bir etkisi olmadı. Ee tabii benzini olmayan arabaya son model motoru çakmakla o araba uçmuyor. Eşek altın semerle de eşek, semersiz de. Aynen böyle oldu, fazlası var azı yok. Saygıdeğer Validemi saygıyla ve sevgiyle anıyorum, kulakları çınlasın.

Yakınlarda bildiğim bir toptancıya gittim. Sonuçta takımın parasıydı, asgari parayla azami fayda  sağlayacak seçeneği değerlendirecektim. 3 kutu çikolata aldım ve geldim. Hocam aferin Serkan dedi, şimdi dozlarını ayarlayalım. Belirli saatlere böldü, doktor olduğu için vücudun bu çalışma temposuyla hangi zaman dilimlerinde karbonhidrat takviyesine ihtiyaç duyacağını biliyordu. Çizelge tamamlandıktan sonra bunu harfiyen yerine getirmemi belirtti. Eğer öğrenciler buna itiraz ederlerse çikolatayı damardan vereceğimizi bunun hoşlarına gitmeyeceğini iletmemi rica etti. Ben de dediğini yaptım, zaten itiraz eden de olmadı.

İki gün hocamın başkanlığında verimli bir çalışma dönemi geçirdik. Evleri İstanbul’da olanları pazar akşamı serbest bıraktı. Barış, Murat, Gülce ve ben pazar akşamı ayrıldık. Öylesine yağmur vardı ki İstanbul’da şairin dediği düştü bir kenara:

Yağmur çarpar yere şiddetli

sesi toprağa saklanır

insanlar kasvetli

şehirde

deliklerine göç eder

[Bölüm 1 Sonu]

Bölüm 2 için TIKLAYIN

Reklamlar
Bu yazı Türk Beyin Takımı, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s