17’nci WPC ve TBT Bölüm 3

Bölüm 2 İçin TIKLAYINIZ

mahserin dört atlısı

Foto by X – Bu fotoya: Mahşer’in Dört Atlısı demişim 🙂

Bu olaydan sonra tatsız tuzsuz bir gezinti oldu. Pek anlatacak bir şey yok. Köy gibi bir yere gidildi. Öğrendiğimize göre burası, gelen turistlere Minsk’te bir zamanlar var olan hayatın nasıl işlediğini göstermek için yapılmış. Arada bir yeldeğirmeninde duruldu, kim tarafından yapıldığı anlatıldı, insanların içeriye girip yukarılara çıkmasına izin verildi. Değirmen taşlarının nasıl çalıştığını anlatmaya çalıştı rehber. Tabii bizim köyde çok olduğu için ben anlamakta hiç zorlanmadım. Aferin bana dedim. Oradan Dudutki denen yere geçildi. Ama bizim aklımız fikrimiz gezinti şemasında yazan “folkstyle tarzında yemek” ibaresindeydi. Renk renk evler, değişik atölyelerde çanakçılar, demirciler vb elemanlar eskiden kullanılan araçların nasıl yapıldıklarını bilfiil gösterdiler, Oleg de anlattı. Saatler geçti, akşam 5 oldu neredeyse biz soğukta açlıktan donduk. Artık dayanılmaz bir hal almıştı. Oleg en son, yemekten önce sordu bizim gruba, hayvanları görmek ister misiniz? Biz Türkiye kafilesi olarak yok dedik, ama heyecanlı arkadaşlar vardı ki evet evet dediler, hayvanlara doğru yol aldık. Sıradan devekuşları, koyunlar, geyikler, keçiler, inekler ve domuzlar… 3 tane domuz vardı, küçük boy, büyük boy ve orta boy. Büyük ile orta bir sebepten ötürü birbirleriyle dalaşıyorlardı. Bizimkilerin kanaatine göre bu onlara öğretilmişti. Ne zaman insanlar sizi ziyarete gelse onların dikkatini çekmek için bu tür artizlikler yapın şeklinde. Sonrasında yemek yenecek kısma doğru seğirtildi. Bize yer kalmadığı için Gülce ile üst kata çıktık. Üst katta bizden başka Japonlar, sonradan Sırplar vb milletlerden insanlar geldi. İlk gelen yemek çorba idi. İçinde et parçaları yüzen, biz etin ne olduğuna emin olamadığımız için yemedik. Masa üzerinde önceden konmuş lahana salatası gibi bir şey vardı, ekşimtrak, ekmekle ondan yemeye başladım. Gülçe sadece ekmek ile meşguldu. Sonradan sosisimtrak bir şeyler geldi ki, ne sosisi olduğu belliydi, onu da es geçtik. Sonradan patatesli bir şeyler geldi, onu da es geçtik. Ekmeği tüketiyorduk, çok doyurucu bir beslenme şekli. Son olarak bir tatlı geldi. Bizdeki bükmenin(gözleme deniyor) içine elma parçaları konmuş şekli. Bir miktar yedikten sonra yemek bu kadar deyip bizimkilerin yanına indik. Sonradan öğrendik ki ilk olarak gelen çorba tavukluymuş, tüh dedik; ama mühim değil. Açtık işte, geldiğimiz günden beri yemekler hep bu şekildeydi. Bence devlet diğer milli takım kafilelerine geçtiği kıyağı beyin kafilesine de geçsin, Türkiye’den bir aşçı tedarik etsin. Neyse otobüslere binildi otele doğru yola çıkıldı. Otobüslerden biri yolda kaldı, şükür ki biz sağ salim otele döndük.

Ertesi günkü yarışmanın ilk gününden önce soru cevap kısmı hayata geçirildi. Sonrasında takım üyeleri toplandı bazı sorular üzerinde duruldu, neler yapılacağı üzerine konuşuldu. İlk bölümde kullanılacak olan diyagramların hepsinin logodan müteşekkil olduğu Sayın Salih tarafından tespit edilmişti. Bu dikkate alınarak bazı sorular için önceden çıkarımlar yapıldı. Eğer ki çıkarımlardan bazıları çıkan sorularla örtüşmüş olsaydı Türk Takımı ilk bölümden en kârlı çıkan takım olacaktı; ama yine de fena neticeler almadılar. Özellikle Salih ilk bölüm açıklandığında 3. durumdaydı.

 YARIŞMANIN İLK GÜNÜ 29 EKİM ÇARŞAMBA

İnsan memleketinden uzak olunca, memleketindeki hadiselerden de uzak kalıyor. Her Türk evladı gibi, eğitim hayatımız boyunca 29 Ekim’lerde düzenli sıralar alarak, önce sol sonra da sağ ayaklarımızı kullanarak resmi geçitlerde, resmi olmayan geçitlerde(pratik) bulunduk. Maşallah! Oysa şartlar hazır olmaya İstiklal Marşı okumaya maniydi. Ama organizatörler bunu da düşünmüşler, adamlar artık nereden öğrendilerse, açılış 29 Ekim’in önemini anlatan bir konuşmayla başladı. Ferhat ve Kamer birlikte yaptılar konuşmayı. Hatta ben de bir ara acaba ezberimdeki şiirlerden bir tane patlatsam mı dedim; ama vazgeçtim. Bu kadar ince olan organizasyon sahiplerine teşekkür ediyor ve kısadan başlıyoruz anlatmaya.

İlk bölüm 30 dakikaydı. Epey bir soru olması lazım. Ben beyin takımı üyelerinin önceden yaptıkları çalışmaları dikkate alarak epey puan alacaklarına dair büyük umutlar besliyordum. Sevgili Kaptanımla birlikte bekledik yarışma salonunun önünde. Bunu da burada hemen belirtmek lazım ilk birkaç bölüm salona girilmesine izin verilmiyordu, sonrasında girdik de çıktık da. Bölüm bitip insanlar kendilerini dışarıya attılar. Dikkatimi çeken hususlardan biri sigara içenlerin gördükleri ilk kül tablasına saldırmaları oldu. Karıncalar gibi başına çonaştılar. Ama sonradan 2. bölümün başında ihtar geldi, koridorda sigara içilmesin lütfen diye. Bizimkiler ilk bölümde pek iyi yapmadıklarını söylediler. Hatta Gülçe 46 puan alacağım deyince, aman çok az dedim. Bunun için özür diliyorum, çünkü sonuçlar açıklandıktan sonra gördük ki 46 puan gayet güzel bir puanmış.

İkinci bölüm uzun bir bölümdü, 2 saat kadar. Ferhat, Kamer ve Ben Vada ve Anda’ya soru kontrollerinde yardım etmek için yukarıya çıktık. Odalarında bulamadık, başka bir yere gittik. Sonradan ulaştık adamlara. 5. kattaki odalarını 19. kattaki 1907 numaralı odaya kaydırıyorlarmış. Eşyaların taşınmasına yardım ettikten sonra yarışmanın yapıldığı kısma gittik. Kaptanımız bu süre zarfınca diğer ülkelerin kaptanlarıyla sohbet etmiş, bilgi paylaşımlarında bulunmuş. Kaptanımız bu şekilde hareket etmeyi uygun görüyordu. Hatta bana Serkan bunu iyi belle, ilerde sen kaptan olduğunda (söylediğine göre önüm açıkmış) diğer ülkelerin kaptanlarıyla hasbihal ederek, ülkelerindeki bulmaca dünyası haberlerine ulaşabilirsin hatta çok farklı şeylere de ulaşabilirsin dedi. Bir yere not ettim kaptan dedim. İkinci bölüm de bittikten sonra bizimkileri karşıladık. Herkes ne yaptığını ne beklediğini filan söyledi. Bir sonraki bölüm takım bölümüydü ve yarışmanın yapıldığı salondaki sıraların takım bölümü için hazır hale getirilmesi gerekiyordu. Bunun neden böyle olduğunu anlatmak gerek. İlk önce başka bir şampiyona salonu ile karşılaştırma yaparsak eğer, bu yarışmanın gerçekleştirildiği salon karınca ise bir başka şampiyonadaki fildi. Ebatlarını tam hesap edememiş olsam da küçük bir salon, elinizde 94 civarında çok zeki (ya da bazıları için çok fazla gelir) insan var. Takriben 50 civarında ilkokul sırası vardı, her sıraya yarışmacılar ikişer kişi oturdular, arada kartondan bir paravan olan. Takım bölümünde ise ardı ardına duran sıralar kafa kafaya verecek şekilde çevrilmeliydi. Bunun için yeterli kas gücü olmadığı için (hatta bir noktada sanırım Ferhat adamların yeterli beyin gücü olmadığını da düşündü) hemen dahil olduk olaya. Elbirliğince sıralar takım bölümü için hazırlandı. Yarışmacılar salona davet edildi, takımlar yerlerini aldılar ve takım bölümü başladı. Bilmeyenler için hatırlatmak gerek, takım bölümlerinin yapılmasının sebebi ülke sıralamasını belirlemek. Bir ülkenin topladığı puanlar 4 takım üyesinin bireysel bölümlerde topladıkları puanları ve takım bölümünde elde edilen puanların toplamından oluşmakta. Sonuç odur ki amerika 1. ülke olurken Türkiye 9.lukla yetinmek durumunda kalmıştır.

Takım bölümü 30 dakika idi. Yapılması gereken şuydu: 6 tip soru vardı ve her soru kendi içinde 3×3 lük parçalara ayrılmıştı, parçalar özenle 10 dakika kısık ateşte karıştırıldıktan sonra servis edilmişti. Takımlar 4 kişiden müteşekkildi. Demek ki buradan şunu anlıyoruz, bir ya da birden fazla takım üyesi birden fazla soru çözmek zorundaydı. O sırada salondaydım. Salonun iki kapısı vardı. Ben ana değil yan çıkış kapısında, Hollanda takımının olduğu kısımda durmakta idim. Benden başka görevliler ve fotoğraf çeken birkaç kişi vardı. Bölüm başladı, Hollandalıları izliyordum arada da bizimkilere bakıyordum. Hollandılardan eski dünya şampiyonlarından Niels abi (abi abi:) ) ilkini çözdü. Sonra diğerine geçti. O sırada gözlerim Japonlardaydı. Japon biraderler de gayet iyi gidiyorlardı. Niels ile Japonlardan Yamomato sanırım benzer şeyleri yaptılar. Benzer dediğim şu: İlk başta kendilerine düşen soruları çözdüler, sonra ortada boşta duranı alıp onu çözdüler. Sonra diğerlerininkilere yardım ettiler, Japon daha iyiydi. Niels takıldı birinde ama Japon diğerlerininkini de yaptı ve bitime belki 15 dakika varken Yuhei Kusui adındaki elemanın uğraştığı soruya -ki bizden de bu soruyla Salih uğraşıyordu- yöneldiler. Tüm Japonlar kafa kafaya vermişler bunu çözmeye uğraşıyorlardı. Bu arada Japonların bizimkilerin yan masasında olduğunu belirtmeliyim. Bir Japonlara bir bizimkilere bakıyordum. İlk Gülçe bitirdi, sonra diğerine geçti, sonra bir sonrakini bitirdi, ardından Murat elindekini bitirdi. Geriye 3 tane kalmıştı. Salih elindeki soruyu Gülçe’ye pasladı, mantıklı bir hareketti, ısınmıştı kız sonuçta, Murat da yılan sorusunu aldı. Geriye kalan bu sorularda muvaffakiyet yaşayamadık belki ama 4 Japon da tek soruyu 15 dakikalık süre boyunca çözemediler. Gülçe’nin aktardığına göre Salih elindeki kare oluşturma sorusunda bir çözüm bulduğunda ve yanlış olduğunu anladığında “Sarı ile pembeyi aynı anda mutlu edemedim” demiş. Gayet yerinde bir söz etmiş ki belirtmeden olmazdı.

Almanlar bir müddet kala bitti biladerler dediler. Kaç takım bitirdi bu bölümde bilmiyorum; belki de sadece Alman takımı bitirdi. Gülçe bölüm bittikten sonra hayıflanıyordu, pentominolarda x şeklinin oluşması için çok az ihtimal vardı, ilk başta onu görmüş olsaydım, bir tane daha yapabilirdik diye. Ama sağlık olsun dedik ve yemek faslına geçilmek üzere 22. kata çıkıldı. Yemekler tahmin edildiği gibi kötüydü işte. Anlatmaya gerek yok

Bir sonraki bölüm bir başka takım bölümüydü. Bu bölümde aynı takım üyelerinin birbirlerine yakın olmamaları gerekiyordu ki iletişim içine girme gibi bir durum olmasın. İşte tam bu noktada Vada bir espriyle yarışmacılara en güzel şekilde anlattı durumu: “ Aynı takımın üyeleri çaprazdan da olsa birbirlerine değemezler!”

Bu takım bölümünde bir soru tipinden 4 adet vardı. Bu 4 adet soru her takım üyesi tarafından bireysel olarak çözülecek, buradan elde edilen ipuçları da takım masasına taşınacak, burada harmanlanacak ve büyük soru çözülecekti. Bu bölümden takım için ben de hazırladım. Önceden ne menem bir şey olduğunu görsünler diye. Gördüler de zaten. Bunu da burada belirtmek istedim, oraya gidip de yattık olmasın diye. Sonuçta Kaptanım tarafından verilmiş bir teknikdirektörlük sıfatım var. Ama Kaptanım sana sesleniyorum buradan, yeni bir unvan gördüm. Bu amerikalıların nik diye bir elemanı var ya, seneler evvel kullanmış adam, unvan da şu “puzzle director” acaba diyorum bana da böyle bir şey mi desek. Ya da ne bileyim koordinatör ya da bulmaca sorumlusu filan gibi bir şey. En güzelini sen bilirsin, bir sonraki şampiyonaya kadar kararlaştır da o unvana yakışır bir yaka kartı gibi bir şey yaptıracağım.

Sorular zor gibiydi sanırım. Bir ara dışarıya çıktım sonradan salona geri geldim. Ulrich biraderimle bir ara kafasını kaldırdı, göz göze geldik. Aramızda bir elektriklenme olacaktı ki adam kağıdına geri döndü. Thomas en ön sırada oturuyordu. Gülçe de ön sıralardaydı. Murat ve Salih’i de çok rahat görebiliyordum; ama Barış yan taraflarda ona pek hakim değildim. Ulrich biraderimiz bitime sanırım 15- 20 dakika varken bitirdi. Salih 3. soruda takılı kalmıştı çoğunluk gibi. Siliyordu, yapıyordu, olmuyordu tekrar siliyordu. Gülçe’nin de pek iyi gittiği söylenemezdi. Bu arada bu bölüm başlamadan önce yine organizatörlerin kas gücü yeterli olmadığı için takım üyelerinin soruları çözdükten sonra toplanacakları büyük masaların gerekli yere taşınması işini yürüttük. Fakat bir sorun vardı ki 25 kadar takım olmasına rağmen ya da bir miktar az, onlara yetecek kadar masa olmamasıydı. Mühendislikte öğrettikleri gibi %100 verim beklemek abesle iştigaldir kardeşim. Evet, burada da tüm takımların bitirmesini beklemek saflık olurdu. O yüzden yeteri kadar masa yerleştirmedik demeyeceğim; çünkü sebep yeteri kadar masa olmamasıydı. Zaten de beklenen oldu, çoğu takım bitiremedi. Hatta şöyle oldu. Ulrcih elde ettiği ipuçlarını aldıktan sonra takım masalarının olduğu kısma yöneldi. Sonra da başka takımlardan bitirenler aynı şeyi yaptılar. Bir ara bu arkadaşlar ne yapıyorlar diye bakmaya gittim. Çünkü sadece onların bitirmeleri büyük soruyu çözebilmeleri için yeterli değildi. Diğer takım üyelerinin de ipuçlarını getirmeleri gerekiyordu. On kadar masada her ülke takımından olmasa da çoğu ülke takımından gelen teker yarışmacı vardı. Murat da içlerindeydi. Önlerindeki büyük soruya bakıyorlardı, ama bir gelişme yok. Sonradan Ulrich’in yanına ikinci Alman geldi Michael, sonradan Macarlar da iki oldular, Çekler de, sonlara doğru Macarlar 3 oldular. Macarlar 3 kişi olunca Almanlar telaşlanır gibi oldu; ama gördüler ki 3 kişiyle de bitmiyor soru. 3 dakika kadar kala Gülçe de geldi. Hiçbir takım büyük soruyu çözemeden bölüm bitti.

[Bölüm 3 Sonu]

Bölüm 4 için TIKLAYIN

Reklamlar
Bu yazı Türk Beyin Takımı, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s