17’nci WPC ve TBT Bölüm 5

Bölüm 4 için TIKLAYIN

Dünya Şampiyonalarını kendim düzenliyor gibi anlattım. Bunu anlatırken bilerek ya da bilmeyerek sudoku lafı çıktığı anda yerinden zıpladı ve işte aradığım insan dedi. Anlamadım dedim. Sevecen hali pek sıcaktı:

– Ahhahaaa… İnanır mısınız, inanmasanız da olur, fark etmez. Ben sudokuyu çok severim; ama bu kadar sevmeme rağmen iyi değilim. Aynı Sonya ile aramızdaki ilişki gibi. Ama size ne Sonya’dan. Sudokuyu anlamak bilmek istiyorum; ama sanırım kabiliyetim yok. Fakat sizin gibi biri bana bir şeyler anlatabilir.

İşte fırsat. Ama hemen atlamamak lazım. Dikkatli olmak lazım böyle bir adamın karşısında. Hem eğer iyi bir yol takip edersem Sonya’nın kim olduğunu da öğrenebilir, buradan daha koyu bir sohbete yelken açabilirim.

Ben odaya girdiğimde bir sudoku dergisiyle uğraşıyormuş. Yere fırlattığı da oymuş. Dergiyi yerden aldık, ve anlatmaya başladım. Bildiğim ne varsa gösterdim. Bir arada kapıdaki askeri çağırdı. Bana ne içersin diye sordu, kahve dedim. Gülümsedi, “Oysa ben Türklerin çay içtiğini sanırdım.” Askere kendisi için ballı bir çay, benim için de kahve getirmesini emretti. Asker topukladı biz de kaldığımız yerden devam ettik. Gece olmuştu neredeyse. Ama alışamadığım için de bu memlekete. Halbuki saat 9 civarındaymış, gitmesi gerektiğini söylediğinde saatini gösterdi. Sonya bekler dedi, yine bir fırsattı karısının mı bekleyeceğini sordum kibarca. Yine kahkahalar koparttı. Çok neşeli bir adam. Yok hayır dedi. Kedisiymiş Sonya. Bu sefer ben de güldüm. Bu gece burada kalmam gerektiğini söyledi. Beni yatak olan bir odaya geçireceklermiş. Yarın görüşeceğiz dedi ve askeri çağırdı. İyi akşamlar yoldaş deyip çıktı. O gece güzelce uyudum. Halbuki beni tıktıkları yerin ilk odadan farkı sadece yatak olmasıydı. Ama nedense artık burada kalmayacağımı hissediyordum. Ertesi sabah komutanla kahvaltı ettik. Birkaç telefon görüşmesi yapmış, yanlış anlaşılma olduğunu anlatmış. Öğlene kadar serbest kalacağımı söyledi. Adama sarılacaktım az daha. Çok teşekkür ettim. Bu arada bahçe demiştim anlatmaya başlarken. Kahvaltıyı orada yaptık. Adını da orada öğrendim.”

Mihailovic… Biliyorum epey uzun oldu yazdıklarım. Ama benim bir günahım yok, gözlemci olarak nesnel bir biçimde gördüklerimi, dinlediklerimi anlatmak, şampiyonanın nasıl geçtiğini bildirmek görevim. Bu yüzden yazdıklarım uzadıkça uzamakta. Okumak zorunda değilsiniz, hiç kimse okumak zorunda değil. Aaahhh bırakın beni yalnızlığıma harfler tepeme göçsün. Biraz sulandırdım olayı, anlatmaya devam edeyim. Bu arada düşünüp karar verdik bilgisayar ekranında okumayın bunları gözlerinizin selameti için, gidin çıkartın bastırın öyle okuyun. Hatta içine gizlenmiş şifreyi bulun diyeceğim; ama mümkün değil tabii bunu bulabilmeniz bu kadar kelime, harf varken ortada. Neyse, nerede kalmıştık.

Tunay, Mihail ve sudoku sayesinde çıktı geldi. Zaten bir öncesinde elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Şimdi anlatacaklarım da sonraki günlerle alakalıdır, zaten beklenen de bu olmalıdır. Ama durun bir şeyler daha söyleyeyim. Benim boş beleş bir şahıs olduğum düşünülmemelidir. Tabii insanlara garip gelecektir, sayfalar dolusu yazı yazmak amelelik değil midir, ne faydası vardır vs. Efendim, faydadan ziyade sizin teveccühlerinizi kazanmak amaç. Tabii ki böyle bir şey yok. Kendimi yazarak tatmin ediyorum desem, yok deli ediyor yazı yazmak beni. Ama okuduğum şeyi yapmayı pek düşünmediğim için ileride belki kitap falan yazarım köşeyi dönerim diye düşünmekteyim; bu yüzden bu yazdıklarımı bir nevi pratik yapmak olarak görmekteyim. Diyeceksiniz tabii haklı olarak, biraderimiz şimdiye kadar köşeyi dönen yazar gördün mü diye. Hemen göstereyim efendim, pamuk o. Evet bu adam o kadar kötü yazmasına rağmen tonla ödül almıştır, almaktadır, nobeli arka cebine sokmuş, ödül parasını da babasından boşalttığı bavulun içine doldurmuştur. Farkındayım biraz edebiyat eleştirisi olarak, hem de esere değil onu yazana doğrudan bir saldırı var. Ama Hak var hukuk var, göz var endaze var, nizam var, vicdan var, varoğluvar, Mahmut abimizin dediği gibi ne duruyorsun helva yapsana. Bavul diyecektim, sizce neden babamın bavulu adlı bir konuşma yapmıştır şahıs? Aman anlayamadıysanız ne ala! Yapmayın efendim, adamın ne demek istediğini anlayıverin, demek istiyor ki: Bu ödül parası içindir, gelirken de boş getirmek istemedim, babamın yazdığı birkaç bir şey de getirdim. Budur efendim başka bir şey değil. Böyle kötü yazan bir şahıs bu kadar kitap satıp (başka neler satıyor bilmiyorum) bu kadar ödüle doymuyorsa, paraya para demiyorsa ve bunu sanat için yapıyorsa, ben neden yapmayayım; ki ondan daha az kötü yazmaktayım. Kendine gel o nobelli bir yazar, sen kimsin de onunla kendini karşılaştırıyorsun diyenlere bir çift sözüm vardır elbet: Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Sevgili anneannemin de dediği gibi Zengin malını dağdan aşırır, fakir düz yolda şaşırırmış. Biz de şaşıranlardanız, Allah ıslah etsin. Amin.

O akşam çok güzel bir yemek yedik. Ortam da güzeldi hayli. Biraz loştu; ama loş ışıkta tavuk yemek başka oluyor. Ne demek istediğimi anlatacak değilim, varın siz düşünün. Akabinde otele dönüldü. Yemek yediğimiz yer otele yürüme mesafesi ile en fazla 30 dakika civarındaydı. Kamer, Ferhat’a yardımcı olabilmek için hızlı gitmek adına taksiyle gitti. Biz de kendi içinde küçük gruplara bölünüp arka arkaya ya da bazı anlarda yan yana dizilerek yürüdük. Gülçe öğrendiği Kiril Alfabesi uygulamasını etrafta gördüğü levhalar üzerinde tatbik etti. Ben de güzel sallamalar yaptım. Tabii bu tatbik oradan her geçişimizde vuku buldu; ki geçiş sayısı 10 kadardır. Demek ki bir Minsklinin okumadığı kadar tabela okundu o cadde üzerinde. Otele vardığımızda ben de Ferhat ve ekibine yardımcı olmak için 1907 nolu odaya çıktım.

Bir grup insan biraz da yorulmuşlar, soru kontrollerini yapıyorlardı. Ne yapacağımı Ferhat bana anlattıktan sonra ben de başladım kontrollere. Arada çay kahve getiriyorlardı, sonrasında Ferhat’la sigara molası filan veriyorduk. Ferhat evvelki gece hiç uyumadığı için 12 gibi istirahata çekildi. Ben Rus biraderimle birlikte devam ettim, tabii Kamer de vardı. Sonrasında Kamer de bir müddet hava alıp sonrasında geri gelmek için çıktı. Artık gözlerimin çölmeğinin çıktığı saat 3 sularına kadar kontrol yaptıktan sonra müsaade istedim ve uzaklaştım arkama bile bakmadan. Rus biraderler o kadar çene yapmalarına rağmen sabaha kadar ilk günün tüm bölümlerini kontrol etmişler. Aferin onlara.

İkinci gün de ilk günkü gibi kötü bir kahvaltıyla başladı. Kaptanımız Volkan Hocam disiplini çok sevdiği için saat 8 de kalkıyor erkenden kahvaltısını yapıyor ve keşif gezilerine çıkıyordu. Tabii biz onun temposuna ayak uyduramadığımız için 9:30 ile 10:00 arasında 22. kattaki kahvaltı salonuna çıkabiliyorduk. Kahvaltıda o günkü bölümler hakkında konuşuldu, puan durumunun açıklanmasıyla birlikte elemelere kalacak Türk sayısını arttırmak için neler yapılması gerektiği hakkında fikirler ortaya atıldı. Sizin de bildiğiniz gibi Barış, Gülçe ve Salih için yarışma çok iyi geçmedi. Orada birebir şahit olduğum için söylüyorum. İsimlerini zikrettiğim bu güzide insanlar kah kendilerini verememek olsun, kah aşırı yüklenmeden ve kaygıdan olsun, kendilerinden bekledikleri seviyede iyi işler çıkartamadılar. Özellikle Barış bir ara kendi yaptığı hatalara anlam veremediğini, nasıl olup da bu şekilde şeyler yaptığını anlamadığını söyledi. Ben anlıyorum, sen gönlünü ferah tut Barışım dedikten sonra yarışma salonuna geçildi.

Günün ilk bölümü “Sprint” isimli bölümdü. Bu isim nedense hep bana sonbaharı çağrıştırmakta. Hız testiydi bizim bildiğimiz şekilde. 17 tane sorudan(neden 17 oluyor hep diye aklınıza takıldıysa 17. Şampiyona olmasından ötürü) müteşekkil bir bölüm olup toplam bölüm puanı 120 idi ve 30 dakikaydı. Bu bölümde tam yapan çıkmadı ama elimdeki listeye göre 3 adam Murat, Hideaki, Thomas 1 eksikle 16 soruyu haklamayı başardılar. Tebrik ediyoruz onları. Bu arada unutulmamalıdır ki Murat çoğu bölümde ilk 3 arasında(bölüm sıralaması) yer almıştır. Birinci olduğu bölümler de vardı elbette. Bu bölümden sonraki bölüm 2 saat sürecek olan “Assorted” bölümüydü. Sanırım, yine reklam olacak ama Kent şekerlerinin ortaya karışık usulünce yaptığı aynı isimde bir paket dolusu şekeri var. Şeker kısmına sonra değineceğiz, yerimiz kalırsa. Güldüm lan burada. Lan dedim kusura bakmayın. Ne demek yerimiz kalırsa, utanmaz adam yer mi kaldı, ne kadar yazdın lan, yazma lan artık, işin gücün yok mu senin, var ama şunu bir yazayım. İzninizle.

Bu bölüm başladığında ilk bölümün kontrolleri için yukarıya çıktık. Zaten bu bölümden sonra aşağıya bir defa indim; Ferhat geceye kadar yukarıda 1907 nolu odada kaldı kontroller için. Neden aşağıya indiğimi de anlatacağım. Hatta oraya bile geldik. Saat 16:00 sularına kadar yukardaydık. Bir ara öğle yemeği yemek için takımla birlikte 22. kata çıktık. Assorted bölümünde yaptıklarından ve ardından gelen takım bölümü olan “Manipulative” de çıkan şekli anlattılar. Tamam heyecanlanmayın hepsini anlatacağım. Murat’ın Assorted bölümü baya iyi geçmişti, yanlış hatırlamıyorsam 400 üzerinden 240lı bir şey alacağını söyledi. Ya da ellili emin değilim. Gülçe de 200 civarında alacağım dedi, Salih 270 civarında dedi yine yanlış hatırlamıyorsam, Barış da 190 dedi.

takım1

Sonrasında takım bölümünde yani manipulative de sorulacak soru, verilen 30 parçayı kullanarak 6 parçadan oluşan 5 tane diamond meydana getirmekti. Şekil yarışmanın soru cevap kısmında Vada tarafından yarışmacılara takdim edilmişti. Hatta kameraya bile çektiler, Ferhat böyle bir uygulamayı esefle karşıladığını belirtti Kaptanımızla sohbet ederken, ben de teknikdirektör olarak aralarında konuştuklarını yazıya geçiriyordum. Her neyse şekil önemli değildi, mühim olan o şekil içten içte nasıl parçalara bölünmüştü ve sonrasında yarışma esnasında o parçaları o şekle kavuşturmak için nasıl ikna etmek gerektiğiydi. Ben şekli Gülçe anlatana kadar bilmiyordum. Akabinde iniş günü, yerleşik hayata geçmek için otele yollanırken ve şehir içinden geçerken küp benzeri bir yapı görmüştük. Ne olduğuna anlam verememiştik, ama pek estetik bir şey değildi. Hatta çok da gereksiz, kasış bir yapı gibi gelmişti bana. Bir yerden daha geçerken oranın da resminin olduğu afişleri gördük. Buradan herhalde önemli bir bina olsa gerek diye düşündük. Kalkış günü dolmuşta giderken Tunay söyledi, bu yapı bir zamanlar dünyanın en büyük kütüphanesiyken sonradan avrupanın en büyüğü olmuş. İşte adamlar da bu bölümde bu yapının şeklini sormuşlardı. Gülçe’nin dediğine göre Çek insanları 10 dakika gibi uçuk bir sürede yapmışlar beş parçayı da. Bunun nedenini Ferhat’la terasımızda konuşurken, adamların mekanik oyun sanatlarına aşina olduklarını, bu yüzden altından kalktıklarını iliştirdi. Düşününce mekanik oyuncak satan tükkanları Prag’taki, varmış demek ki adamların bir bildikleri dedik. Bizimkiler öncesinden hesap kitap yapma için hazırlanmışlardı bu bölüm için, hatta kamp sırasında Gülçe gönye çizmiş onu bastırmışlardı. Anlatması meşakkatli, ama gayet mantıklı geldiğini söylemek isterim anlattıklarında. Fakat uygulama planında pek kullanışlı olmamış, onlar da terk etmişler ve kendi deyimleriyle yardırmışlar; ve 3 tanesini vücuda getirmişler. Yemek bu şekilde geçti. Biz Ferhat’la kontrollerimize geri dönerken, onlar da yarışma salonuna dönüyorlardı. Kaptan Volkan Hocamız gerekli taktikleri ve nerede ne yapmaları gerektiğini zaten çoktan anlatmıştı. Bunu söylemeyi unuttum, Hocamdan özür diliyorum. Hocam her akşam takım üyeleri istirahata çekilmeden önce bana bir kağıt veriyordu. Ne yapılması gerektiğine dair. Şimdi içeriğinden bahsedemeyeceğim, ama mühim şeylerdi.

takım2

Bir sonraki bölüm de takım bölümüydü. Arkadaşların fotoğrafları nasıl cizdiğine(cizmek, bizim oralarda biberi ipe cizersin sonra da kurumak için asarsın, yani dizmek) tanık olamadım. Fotoğrafların içeriği de ayrı bir bahis konusu zaten. Bu takım bölümünün ismi “Chrono” idi. İki soru tipinden müteşekkildi. Bir tanesi “chain” ismindeki soruydu. Bu soruda size birbirlerine bağlı karelerden oluşan kareler veriliyordu, karelerin her iki tarafında da şekiller ya da kelimeler vardı; siz bunu doğru sırayla elde verilen diyagrama oturtmaya gayret ediyordunuz. Eğer ki ipucu alırsanız sorunun puanı 200 puandan 75 puana iniyor, diğer soruyu erkenden çözseniz bile zaman bonusu alamıyordunuz, bizimkilerin başına gelen de bu olmuş. Kaptanımız kamp esnasında yaptığı diamond şekillerini ve zinciri de getirmişti. Evde bunları yapmak için uğraş vermiş. Tek ki takım iyi bir derece alsın diye. Üyeler onlar üzerinde pratik yapmışlardı; ama o zaman diamond sorusu düzlemsel bir şekil olarak bekleniyordu; gönye de bu yüzdendi zaten. Ama hacimli tahtadan yapılmış bir diamond çıktı karşılarına. Emin değilim ama Dünya İkincimiz Murat Beyaz’ın programına konuk olacakmış bu hafta içinde, orada sergilenecekmiş bu diamond şekli filan. Orada görebilirsiniz. Aklıma gelmişken bir şey hatırlatmakta fayda var. Dünkü bir gazetenin Pazar Eki’nde Muratla ve takımla ilgili bir haber yapıldı. Hatırlarsanız size anlattığım takım bölümlerinden birinde, şu 6 tip sorudan oluşan Japonların tek soruya 15 dakika kafa patlattıkları. İşte bu anı anlatan(ama bölümün hemen başında çekilmiş) bir fotoğraf da vardı. Olayı canlandırmanız için faydalı olacaktır. Nerede kalmıştım, zincir sorusu. Bizimkiler ipucu almışlar. Ama dediklerine göre çok gereksiz bir ipucuymuş. Çünkü verilen ipucunda zincirdeki karelerden birinde “Minsk” yazan kısım diyagramın tam ortasına geliyormuş. Bunu biz de akıl ederik dediler, keşke almasaydık ipucunu. Diğer soru 25 tane fotoğrafı sıralamaktı. Bu nasıl yapılacaktı, her fotoğraf aynı olayın bir anını anlatmaktaydı. Olayın başını anlatan fotoğraftan sonunu anlatana kadar doğru bir şekilde sıralayacaktınız.

Şiddet dolu resimlerdi. Ben bunu anlayamadım, neden bir insan zeka oyunları yarışmasında sorulacak bu tür bir soruda içerik olarak şiddeti seçer. Sanırım mesaj vermek istiyorlardı. Vada’nın çelimsiz bir görüntüsü, sessiz bir duruşu olmasına rağmen demek ki adamın içinde bir canavar varmış. Hakikaten ben fotoğrafları gördükten sonra irkildim. Ama madem ki nesnel ve gerçekçi olmaya özen gösteriyoruz, o halde anlatmak zorundayız fotoğrafları. Dediğim gibi 25 tane fotoğraf vardı, her fotoğrafın sol alt kısmında bir harf vardı, cevabın girilmesi için gerekliydi bu harfler. Ama yok hayır, yapamam, içim kaldırmıyor anlatmaya fotoğrafları. Belki şunları söyleyebilirim. Gülçe o gün bu bölümden önce, odasındaki pencereden otel manzarasını fotoğraflamış. Eğer ki otel önünde gerçekleşecek bir hadisenin fotoğraflarından oluşan bir dize sorsalardı daha şık daha güzel olurdu demişti. Vada sonradan açıkladı niçin fotoğraf içeriklerini bu denli şiddet içerdiğini. Zeka oyunları yarışmalarının biraz hafif olarak algılandığını söyledi. Halbuki biliyor musunuz dedi, o soruları çözmeye uğraşırken beyniniz kıvrım kıvrım kıvrılıyor, beyin fakülteleri içerisinde bir harp yaşanıyor. Sonrasında alabildiğine yorgun hissetmenizin nedeni bu aslında. Bu yüzden biz de bunu şekle şemale büründürmek için, maddi olarak resmetmek için böyle bir yol izledik. Hem sizin ne kadar dayanıklı olduğunuz da ehemmiyetliydi. Evet, bir bakıma böyle oldu denebilir Vada biladerimiz. Bizim takım bu görüntülere rağmen iyi bir çıkardı. Hatta şunu yapmışlar: Bir kişi bakıyor fotoğraflara, artık dayanamayacak gibi olunca diğerlerinden birine söylüyor ve hemen gözlerini kapatıp bir miktar uzaklaşıyor masadan. Yeni gelen de dayanabildiği kadar dayanıyor, sonra aynı şeyi o yapıyor. Murat anlatıyor: “ Artık tamamdı, dizmiştik. Cevabı yazarken arka arkaya gelen harflerden oluşan kelimenin ‘isnmk’ olduğunu söyledi Barış. Yani cevabın bir yerinde böyle bir dize oluştu. Lan olmaz dedim ve fotoğraflara bile bakmadan hemen bunu ‘minsk’ olarak sıraladım ve doğruydu.” Ya, her yere minsk diye attırırsanız böyle olur işte. Ama belki de aslında fotoğraflara bakılarak anlaşılmıyordu da, cevabı girerken bunu da görmek lazımdı ipucu olarak. Belki de soruyu hazırlayanlar bunu da dikkate almışlardır. Fotoğraflarda anlatılanlar gerçek mi yoksa kurgu mu bilmiyorum; ama bence böyle şeyler yasaklanmalı; kim bir yarışmada fotoğraf dizme bölümünde bir adamın öldürülüşünü sormak ister, kim?** Hangi manyakça bir zihin yapar bunu? Evet Sevgili bulmacaseverler bir adamın öldürülüşünü anlatıyordu fotolar. Adam parka geliyor, hem de otelin önündeki park sanırım(Gülçe’nin otel önünü fotoğraflaması güzel bir tevafuk). Kırmızı bir kazağının olduğun gözüküyor. Uzaklardan kadına benzer biri ve tam aksi tarafta bir başka adam geliyor. Fotoğrafların ilerleyen kısımlarında, hafiften hava kararmış, bu iki kişi kırmızılı adamı bir kenara çekiyorlar ve çıkardıkları artık bıçak mıdır ya da başka bir şey midir, adama sokmaya başlıyorlar, adam oracıkta yere yığılıyor. Ve öylece kalıyor orada. Bunlar da uzaklaşıyorlar oradan. Tamam anladık o kişinin uzaklaşması adamın ölmesi fotoğrafları dizmek için başlangıç noktaları olarak kullanılabilir; ama yazık değil mi yarışmacılara! Daha fazla anlatamayacağım bunu.

** Bu yazısı dizisinde anlatılan çoğu şey yazarın hayal gücünün eseridir; o yüzden lütfen aaaa dünya şampiyonalarında böyle şeyler mi oluyor demeyin. Yazar bu noktada Dostoyevski’nin Ecinniler romanını yazarken esinlendiği noktaya gönderme yapmış zamanında.

[Bölüm 5 Sonu]

Bölüm 6 için TIKLAYIN

Reklamlar
Bu yazı Türk Beyin Takımı, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s