2018 Türk Beyin Takımı Seçmeleri

İlk önce, yani başlamadan önce şunu söyleyeyim; giriş kısmı bir miktar uzun olup, TBT Seçmeleri ile ilgili olmayabilir; olmayacak 😀

Algı: Ne olduğunuz değil, nasıl göründüğünüz…

Normalde sürekli yazmam gerek, çünkü anlatamıyorum kendimi. Hoş, birkaç senedir bakıyorum, aslında kendimi anlatacak pek bir şeyim de yok 😀 O zaman algı üzerine oynamak en güzeli. Çünkü algı denen şey çok ilginç bir şey. Hatta buna uygun düşen bir şey ekleyebilirim buraya:

Tamam “delusion” tam olarak algı değil; ama nedense bende aynı hissi uyandırıyor. Toplum ya da daha küçük âlemde aileniz, sevdikleriniz bir algı yaratmınızı istiyor. Belki doğrudan istemiyorlar bunu; ama şu sözel kodlar var ya: Böyle olmalısın, bunu yapmalısın, şöyle giyinmelisin, şuna inanmalısın, şunu düşünmelisin… İyi insan budur, kötü insan budur; bağımlı budur, bağımsız budur…

Her zaman inatçı eşek oldum, biliyorum be keçiydi; ama eşek daha güzel geldi, göndermesi de var bunun; ama uğraşamayacağım şimdi. İşin komiği sizin üzerinizden algı yaratılmasına karşı koyarken, aslında başka bir algı yaratıyorsunuz: İlginç, başka, asi, garip, deli vb…

İnsanlar üzerinde kendimle ilgili ilk oluşturmaya çalıştığım algı: kötü bir insanım, benden uzak durun oldu, 13-14’lü yaşlarımda. Sonraki (15 sene kadar sonra :D) yıllarda terk ettim bunu; ama inanın uzun yıllar boyunca bu algıyı kuvvetlendirmek için elimden geleni yaptım. İnsanlara karşı öfkeliydim, onların biriktirdiklerine karşı, o kadar şey biriktirmelerine rağmen bu kadar çelimsiz ve çaresiz olmalarına karşı… Ama bir yandan da kimseye zarar vermek istemiyordum. Farklı olmak istediğim yıllar var; belki de bu kadar gözardı edilmemin sebebinin benim farklı oluşuma yormak istememden kaynaklı olabilir; emin değilim, olabilir işte. Hani bir geyik vardır ya: Köprüden önceki son çıkış işte o misal, insanları “ben sapağından” kurtarmaya çalışıyordum. Fakat işin ilginç kısmı, her insan gibi sevilmek, fark edilmek istiyordum; ama bir yandan insanlar ve onların algı düzenlerinden, size biçtikleri rolden nefret ediyordum; tam bir çelişki yumağı…

Çünkü böyle bir durumda kaldığınızda kıpırdayamıyorsunuz. Misal ben, bilim insanı olmak istiyordum, öğrenmeyi seviyordum; ki hala çok severim. Ama bir üniversite okumak ya da sana biçilen yolda gitmek onların algı düzenlerine hizmet edeceğinden hep ayak diredim. Halbuki istiyordum bunu yapmak; ama bir yanım o kadar seneye ihanet edeceğimden bahsediyordu, kendime ihanet edeceğimden… Oysa, geçip giden yıllar bana kendimden başka hiç kimsenin olmadığını öğretti. Bu yüzden, o yolda giden insanlarla, arkadaşlarımla dalga geçtim, onları küçük gördüm… Saçma salak bir şeyin savaşını veriyorlar ve başka insanların yarattığı algı dünyasında yerlerini alıyorlar, sağlamlaştırıyorlar diye. Nasıl, dayalı döşeli bir ev; sizi seven bir eş, lüküs bir araç, bir iş, belli bir düşünce kalıbı, düşmanlar ve dostlar, inanç nainanç vb…

Burada samimiyetle söylemek gerekirse, tüm bunlardan sıyrılmak için kendi algı evrenimi yaratmak için özel bir çabaya girmedim. İnsanlar bana zeki dediler, güldüm; sen akıllısın dediler kafamı salladım; sen neler yapmışsın dediler olur öyle şeyler dedim… Bunları hiç inanmayarak söylediğimi düşünmeyin, o kadar mütevazı bir adam değilim; lakin bir yalan vardı. Yalan yoktu da, eksik bir şey vardı. Ben çocukken şöyle bir şey düşünmüştüm: Eğer bir yaratıcı varsa, ve her şeyi yaratmışsa, demek ki her şeyi inanılmaz güzel yaratmıştır: olağanüstü. Fakat anlatılana göre insan olağanüstü’yü kavramaktan bihaber; ama kavrayabilmesi lazım; çünkü içinde yaşadığı evrende gerçekleşiyor hadise. O zaman olağanüstü’yü olağan yapması gerek, peki nasıl yapar bunu? Üstü’den nasıl kurtulur..? Çok basit, eksik bularak 😀

Ve insan, eksik bulmaya başladı. Kendinde buldu önce, baktı olacak gibi değil, başkalarında bulmaya başladı. Başkalarında bulduğu eksikler bir grup oluşturunca (ortak eksikler) onlara isim vermeye başladı: Cadı, dinsiz, kafir, iyi, kötü, gay vb. Ortaklık buldukça bir algı evreni yaratmaya başladı. Çünkü sadece bir birey bulmuyordu bu eksikleri, başkaları da buluyordu. Zaten grup olarak adlandırma başka başka bireylerin ortak çalışması ile ortaya çıktı. Buna siz, insanlık tecrübesi diyebilirsiniz, ben öyle demiyorum sadece. Tabii ki kafam basıyor, insanlığın ortak birikimleri bizi daha uzun bir hayat sürmede destekliyor; ama bir yandan da algı evreni oluşturuyor. Ve bu algı evreni, sonrasında Şehadet, Namus, Kız, Erkek, Kırmızı Işık gibi şeyleri üretiyor. Yanlış anlaşılmasın, bir anarşist değilim; hatta onlar da başka bir algı evreninin çocukları. Bir yerde şunu öğrendim: Sisteme karşı olabilirsin; ama sistemin sunduğu her şeyi reddederek sevmediğin sistemi alaşağı edemezsin; o sistemin içinde büyümen, bazı şeylerini kabullenip, o kabullenmelerin sana bahşettiklerinden hareketle sistemin bazı sütunlarını oynatmalısın. Komünizme, Liberalizme ve diğer izmlere bakın, içinde büyüdükleri sistemden beslenip, farklı bir algı evrenine yol açmak istemişlerdir. Lakin bunu yaparken aynı isyan ettikleri sistemdeki, algı düzlemindekine benzer bir algı dünyası oluşturacaklarından bihaberdiler. Çok basit bir örnek, bugün LGBT herkes için normal olsa, hatta baskın düşünce bu olsa, LGBT harflerinden birinde yer almayan insanlar, farklı bir algı dünyası oluşturmak zorunda bırakılacaklar, değişmez doğru bu çünkü…

İlk başta, yani 13-14 yaşlarındayken bir anarşist gibi davrandım; her şeyi reddettim; ben haklıyım dedim. Bu algı sonrasında 18-19’larda ben farklıyıma, bu yüzden ayrı kutuplardayıza evrildi. Lakin şu tarafı  unutmayın, tüm süreçte insandım ve sevilmek istiyordum. Bunun olmayacağını anladığımda, ben de değiştim, kendi algımı oluşturdum,ya da ilk videodaki gibi şahsi “delusion”ınıma hayat verdim.

İlk başta zor oldu; çünkü algı oluşturmak tam olarak ne bilmiyordum. Ben yıllarca neysem oydum, nefretini gösteren, iyilik yapıldığında vefa borcunu ödeyen… Ama sizin algı evreniniz bana şunu öğretti: Sen sen olduğun için onların arasında yer alamazsın; sen sen olmadan sen gibi gözüküp onların içinde yer almalısın. İşte bunu anladığımda; ki uzun yıllar sizi gözlemlememin de epey getirisi oldu, ben siz ne isterseniz o olan adama dönüştüm. Bir süre işledi bu algı evreni; ama eksikti, çünkü bazılarınız benim ikiyüzlü ya da sahtekâr olduğumu anlıyordu. O zaman bunun içine bir nebze kendimi koymamın gerektiğini idrak ettim. Nasıl mıydı oluşturduğum algı evreni, delusion: Dinleyen, mantıklı konuşan, sevgiye ilk başta sertlikle yanıt veren; karşıdan gelen cevaba göre yelkenleri indiren ya da eğer fayda sağlıyorsa sertliği belirli bir dozajda devam ettiren; hissediyor gibi yapan, hakikaten hissettiğine kendi de inanan… İşte şimdi burada bir parantez açmak gerek, neden mi, insanların bir kısmı bana manipülasyoncu dediler. Hatta bir kısmı narsisist, bir kısmı ezik, looser, bir kısmı delikanlı, baba;… Böyle gidiyor, ne isterseniz eklemleyin buraya.

Kendi yarattığım-istemsizce olduğunu söyledim- algı evreninin içinde kaybolmuştum. Bana ne derlerse acaba öyle miyim diye düşünüyordum, sadece düşünmüyor başka insanlara soruyor, testler yapıyor, yazılar ya da kitaplar okuyordum. İşte tüm bu uğraşlar, kendimden çok çok büyük yarattığım algı evreni sadece bir şeyi besledi: manipülasyon; yani algıyı kullanarak diğer insanları kullanmak. Bir ara buna karşı çıktım, sonra kabul ettim; ne de olsa kendi algı evrenleri olan insanlar, eğer aynı şeyi söylüyorlarsa bir bildikleri vardır diye. Size yukarıda bahsettim ya, yaftalama…

Kendi algı evrenim içerisinde kaldığım zaman boyunca sordum, ben insanları kullanıyor, onları manipüle ediyor muyum diye. Buna bazen evet dedim, bazen hayır. İşin komiği burası işte, kendi algı evrenim içerisinde kaybolmuştum. Hoş, birkaç tane çıpam var; komiktir her zaman iş yapıyorlar. Bu da bambaşka bir yazının mevzusu; ama yetiştirdiğim insanlara hep söylemeye çalıştım: Bir tane “core code” olsun diye ve siz her şeyi sıfırlasanız da onun üzerinden tekrar başlayın. İşte bende bu: İnsanlara fayda, benim core code’um bu. Bu beraberinde vicdana hayat veriyor; ki kendisi benim zayıf noktamdır. He, neden söylüyorum zayıf noktamı, çünkü öyle bir algı evreni oluşturdum, siz beni kendi eksiklerinden sakınmayan adam olarak biliyorsunuz 😀

Artık bitireyim, yoruldum çünkü. Sizin kurallarınıza göre oynamadım, kaybettim; sonra sizin kurallarınıza göre oynayayım dedim, yine olmadı. Neden mi, çünkü hayat bu. Benim yaşayış amacım sıkıntılı, eğer olmasaydı, belki de yukarıda bana dediğiniz çoğu şeyde haklı olmuş olacaktınız.

Şimdi size yaşayış amacımı söylemeyeceğim, en azından bu kadar açık belirtmeyeceğim. Başka yerlere, yok, kendi algı evreninize çekersiniz ve üstü kısmından kurtulursunuz. Çünkü benim algı evrenime göre o olağanüstü…

Size bunla veda edeyim, video fotosu kötü olabilir size göre; ama dinleme açısından, benim için hoş. Yazar da ben olduğuma göre, istediğimi seçebilirim 😀

Reklamlar
Bu yazı Türk Beyin Takımı, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s