2018 Türk Beyin Takımı Seçmeleri – Part 2

Nedense bu başlıklara “part” yazmayı seviyorum. Bu yazacaklarım geçtiğimiz günlerde yapılan Türk Beyin Takımı ve Türk Sudoku Takımı Seçmeleri ile ilgili olacaktır. İlk Part’ı yazdım; sizi uyardım alakası yok diye, umarım bunun olur 😀

TBT 2018 ve TST 2018’in bütün soru ve çözümlerini, ayrıca sonuçlarını aha burada görebilirsiniz.

Şimdi, bu takımlar ne için seçildi efendiler; aha bunun için… Bunun için dediğim, 4-11 Kasım tarihleri arasında Prag’ta, 27’nci Dünya Zeka Oyunları Şampiyonası ve 13’üncü Dünya Sudoku Şampiyonası düzenlenecek. Bu sebeple seçildi Türk/iye takımları, gidip orada Türkiye’yi temsil edecekler. Şampiyonaların resmi sitesi ahan da bu.

Annemin, her Türkiyeli hanım gibi bir büfesi vardı. Büfe deyince aklınıza böyle tostçu falan gibi bir şey gelmesin. Onun da ayrı bir olayı var, bizim oralarda zamanında bu tür butik şeylere[Bir ara butik demeye başladılar bu tür girişimlere –  buradan aklımda kalmış, Gülçe’den büyük ihtimalle] (Tey tey zamanında hamburgerci bile açılmıştı bizim ilkokulun karşısına; işte ona büfe derdik. Köy yeri len, adamlarda nasıl bir girişimci kafası varsa 😀 Ahahahha) Şeyi hatırlattı, yine bir ara Doğu’daki insanlarımıza Klasik Müzik tınısı vermeye çalışıyordu “moderen” insanlar. Onlar da bu ne len deyip geliyor, sanırım bir daha yamacına bile uğramıyorlardı. Bu şekilde aksettirilen birkaç tane haber okuduğumu hatırlıyorum. Her neyse, bu genç girişimci arkadaşların kafası da öyleydi herhalde, Akköylü insanlara hamburger yedirelim biz, nihayetinde hayatlarında hamburger mi yedi lan bunlar demişler sanırım (Tabii hikayenin olurunu bilen varsa paylaşsın) 😀 Ahhahhahaha. Büfeden nereye gelmişim, pardon. Hatta bu seçmelerden büfeye nasıl geldim ya be 😀

Daha küçüğüm o zaman, ayan beyan (Yine ilginç, Muzaffer Ayan‘ın soy isminin bu kadar açık ve ortada olduğunu bilmiyordum. Kendisi benim ilkokul öğretmenim olur; kral insandı (belki hâlâ öyledir), biraz eli ağırdı; ama ben ve benim gibiler çokça saygı duyar kendisine. Tey tey, hâlâ bağlama çalışı, beyaz kıvırcık saçları, bana yaptırdığı kafa masajları….) hatırlıyorum ha, cam gibi… Akşam olur, biz her köylü insan gibi odamıza çekilirdik. Köylü insanların kişi başı düşen odaları yoktur. Şuna göre tanzim edilmiştir evler: Misafir Odası, Oturma Odası, Banyo, Mutfak… Banyo deyince tuvalet de orada zannedilmesin, yok öyle bir şey. Köylü insanların evlerinde eskiden tuvalet evin içinde değildi. Nihayetinde ev kutsaldır, orada mahrem bir yaşam sürer, insanlar güzel şeyler falan paylaşır. Oysa, büyük küçük olaylar olsun, bunlar çok da ev içinde yapılacağı düşünülmemiş kanaatimce. Hani derler ya, köpek bile yemek yediği kaba pislemez diye 😀 Benzetmeye bak, anlayın işte güzide insanlar. Ev içinde yapılan ve ev dışında yapılan şeyler vardı eskiden köy yerlerinde.

Bizim evimiz, yani ananemin evi ise bir oda daha içeriyordu: Yatak Odası. Ananem kalırdı orada, aslında her zaman kalmazdı, bazı zamanlar kalırdı. Dedem ve onun odasıymış. Misal, dayımlar ya da başkaları yatıya kaldı mı, Avusturya’dan ya da başka yerden gelmiş olurlardı, o odada uyurlardı. Dediğim gibi köylü insanların çok odaya ihtiyacı olmaz. Çünkü onlar her şeyi birlikte yapmaya alıştığı gibi, uyumayı, yemeyi vs de birlikte eda ederler. Oturma odası yatak odasına dönüşür. Bizim evimizde oturma odasında iki tane divan vardı. Bir tanesinde annem, bir diğerinde ananem yatardı. Biz de kız kardeşimle birlikte yerde yatardık. Sobamız vardı her köylü insan gibi, 4 kişi ufacık bir odada mutlu mesut uyurduk; kış aylarında sobamız vardı :D. Ülen şimdi millet anlamıyor, yazında mı sobaları varmış geyiği olmasın…

Ananem, sabah ezanına müteakip tarlaya giderdi. Ya ot toplardı ya da başka şeyler yapardı. Eski insanlar, öyle yatayım, keyif çatayım gibi olayda değiller; değildiler en azından. Sanki sürekli bir şey yapmak gibi bir dertleri vardı. Sonrasında annem kalkar, bize kahvaltı hazırlar, eğer kışsa yattığımız odada yer sofrasında yerdik; eğer yazsa, ya kapı önünde ya da evin önünde erik altında yemeğimizi yerdik. Biliyorum fazlaca detay veriyorum; ama inanın büfeye oradan da bu seçmelere geleceğim 😀

Büfenin merkezinde tüplü bir televizyon vardı, markası neydi, neydi markası… Beko;  öyle olması lazım. Üzerinde bir dantel örtü vardı. Eskiler bilir, daha eskiler her şeyin üzerini dantelle örtme gereksinimi içerisinde insanlardı. Bunu da anlamıyor değilim. Sebepleri basit; ama burada anlatmaya kalksam konu iyice dağılacak. Neyse efendiler ve hanım efendiler.

Merkezin üzerinde, yani teli (telly)nin durduğu yerin hemen üzerinde -ki kare bir boşluktan bahsediyoruz, büfeyi yapanlar tv’nin maks boyutunu biliyorlarmış; ülen eskiden üreticiler baya standartlara hakim olsa gerek- dikdörtgen bir alan vardı. Önünde elle sağa sola iterek ve kaydırılarak açılan bir cam vardı. Annem oraya sadece misafirler geldiğinde çıkardığı tabağı çanağı koyardı. Tv’nin hemen altında aynı boyutlarda başka bir dikdörtgen alan vardı, yukarıdakiyle aynı özelliklere sahip, işte orada camdan fil heykelleri, ceylan vs; bir de yine tabak çanak vardı. O tabak çanakların hakikaten mühim misafirler geldiğinde oradan çıktığına şahit oldum. Fakat o evde sürekli ikamet etmek durumunda kalan insanlar için bir miktar hüsran oluyor, sadece belirli gün ve haftalarda o tabak çanağın dışarıya çıkması. Neden mi, sanki siz o kadar önemli değilsiniz diye hissettiriyor. Lakin burada mahalle baskısı denen şey ve “elalem nedercilik” var. Çünkü ne annem ne de diğerleri bunları okulda öğrendi. Yani bir büfen olsun, orasında bu olsun, şurasında şu ve sadece bunları şöyle insanlar evine geldiğinde kullan. Yine burada başka sebepler var, yazmayacağım onları. İşim o değil zaten. Ama emin olun şunu biliyorum, öyle çok yemek seven çocuk değildim. Lakin bu kaplarda çorba bile verilse imanına kadar inerdim. Bu da nasıl bir cümle oldu, ahahah..! Hatta ekmekle sıyırırdım. Saygımdan ha, bana o tabak çanak çok ayrı bir yapı gibi gelirdi. Eğer onda yemek vs bırakırsam, bir şeylere ihanet edeceğim diye düşünürdüm. Bu yüzden tıka basa yediğim zamanlar, çatlayacak kadar, işte o “önemli insanların” [VIP] evimize geldiği zamanlar olurdu.

Alt dikdörtgenin altında 8[6 da olabilir, bir süre düşündüm, baya arada kaldım] tane çekmece yer alırdı. Bunu da şöyle düşünün: Bir tane dikey çizgi aldınız ve TV’nin ağırlık merkezini (Eğer mühendisler adam gibi yapabilmişse; ama zannetmem ki mühendislerin bunun ağırlık merkezi tam dikeyde olsun diye hesap kitap yaptıklarını… Hatta ben, mühendisleri biliyorsam, bir mühendis olarak, zerre derdini gütmemişlerdir bunun. Neyin derdini gütmüşler ve hesap yapmışlardır: Bu Tv, insan tarafından taşınırken, ağırlık merkezi tam olarak şurada olsun ki taşıması kolay olsun. İşte bilenler bilir, tüplü bir tv’yi kucakladığınızda tüy gibi hafiftir, bir noktaya doğru çeker, ilginçtir… Çünkü ağırlık merkezi sizin onu en rahat taşıyabileceğiniz konumdadır.) Neyse, işte ikili sırada toplamda 8 çekmece vardı. Bu çekmecelerde, camlı yerlerde duranların aksine ne kadar ilgisiz şey varsa barınırdı. İğne, iplik, makas, krem, tornavida; bazı eski püskü bez parçaları; belki de bir defter vs. Yani cam, arkasını gösterme adına önemliyken: camekân, arkasını göstermeyen şeylerin içine ise ne koyduğunuz çok da önemli değildi. Bizim toplumumuzdaki vitrine oynamacılık, ne olduğun değil kendini nasıl sattığıncılık bu büfe bilincinden geliyor olsa gerek 😀 Ahhahahahah.

Şimdi büfe, ben ve bu Seçmeler (TBT ve TST) olayına gelek. Kış aylarında özellikle, erkenden eve girmemizin gerektiği zamanlarda… Bizimkiler telly’i seyreder, ben de vıyaklardım; ama bunu sesli olarak yapmazdım. Bir şeyler inşa etmek isterdim; her zaman böyleydim. Yaz ya da ilkbaharda dışarıda,  kış ya da sonbaharda içeride bir şeyler inşa etmem gerekirdi. Eğer edemezsem kafam patlayacak gibi olurdu. İşte bu çekmeceleri açardım, içinden benim bilmediğim şeyler çıksın diye. Annemin Avusturya’dan getirdiği eşyaların bulunduğu odaya kaçardım, orada soba moba olmadığı için buz gibi olurdu. Bir şeyler arardım orada, mantıklı, anlamlı; hem geçmişimde bir yere koyabileceğim, hem de eğlenebileceğim… Tabii annem beni ünler (çağırır), bir ara sobalı odaya gider sonra yine gözden kaybolurdum. Her gün böyle yapıyordum demiyorum; ama bazı günler çok daha baskın olurdu. O keşiflerimde neler neler buldum… Kafama göre yorumladım, bir taraflarımdan hikayeler uydurdum 😀 Her neyse, işte o büfenin önünde, arkada soba, olabildiğine sıcaklığını sırtınıza veriyorken, ben içinde bulunduğum sıkıntıdan kaçmak için elime geçen şeylerden bir şeyler yapmak isterdim ve kendime şu soruyu sorardım: Ben neden böyleyim? Ben neden öyleydim?

Hatıralarımda artık her şey birbiri içine geçti, hangisi doğru hangisi yanlış bilmiyorum. Çok zeki bir adam mıydım yoksa öyle gözükmek için mi elime geleni ona göre yorumluyor/d/um..? Bunu hiç bilemeyeceğiz 😀

O büfe sizin sosyal hayatınız. Önemli olanlar ve önemli olmayanların depolandığı bir gösterim alanı. Ama tabii ki merkezde sizi gerçeklikten uzaklaştırmak isteyen telly var. Diğer yerlerinde ise, sosyal statünüzü korumak için göstermek zorunda olduğunuz “şeyler” var. En gereksiz şeylerin olduğu yerler ya da gereksiz demeyelim, ana göre anlam kazanan şeylerin durduğu yerler de var. İşte siz insanlar, tamamen oradaki büfe gibisiniz. Farklı olan şey sizin büfenizde duramaz, çünkü yer yok. Koymaya çalışsanız sırıtır, sığıştırmaya çalışsanız, sizi değerlendiren diğer insanlar bu ne burada der ve siz cevap üretemezsiniz. O yüzden saydam olmayan şeylerin arkasına gizlersiniz istemedikerinizi; benim gibi eşyaları…  😀

Size bu kadar kızmamın sebeplerinden biri bu. Beni siz dünyaya getirdiniz; ama sadece çekmecelere izin verdiniz. Çekmecelerdeki önemsiz şeyler benimle anlam kazandığında ya bana kızdınız ya da çekmece içeriklerini değiştirdiniz 😀 Ehehehhee, eskiden sizi anlamazdım; ama anlıyorum artık (baya bir zamandır), vitrin ne, telly ne, büfe ne, yemek ne; göstermek ne demek…

Sözün özü güzel insanlar, TBT’ye başlayacak yer kalmadı, az sonra 😀

Size şimdilik bununla veda edeyim: (Bu arada ağır Hristiyanlık kokar ha :D, eheheh)

Reklamlar
Bu yazı Türk Beyin Takımı, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s