2018 Türk Beyin Takımı Seçmeleri – Part 4

Öncesinde Part 3: Bu arada okuyacak insanlar olarak TBT Seçmeleri ile ilgili çok şey beklememelisiniz. Çünkü çok ilginç konulardan bahsetmişim, lakin seçmelerle ilgili değil. Bildiğimden değil canım, sallamışım işte.

Kaç yaşına geldim, daha doğru düzgün anlaşılabilmiş değilim. Kanaatimce, başta anlaşılmak değildi derdim; farklı olmaktı… Ama sonrasında farklı değilim; ben bu insanları anlıyorum, bak onlar gibi olmaya çalışıyorum, o zaman onlar tarafından anlaşılmam gerekir dedim. Ya da demedim, çok emin değilim yine. Lakin, mantıken, buna benzer bir şey demiş olsam gerek kendime.

Anlaşılmak ne demek tam olarak bilemediğim için, sanırım bazı yanlış varsayımlarda bulundum; ki bunlardan biri: Ne kadar anlarsan o kadar anlaşılırsındı. Bunun bariz bir hata olduğunu sonradan gördüm/öğrendim. Çünkü bir insanın, başka bir insanı anlaması için, anlaşılmasına gerek yok. Anlaşılmak sevgi gibi, karşılıksız yapılan bir şey. Tabii siz karşı tarafı anladığınızda, onun sizi sevebilmesi ya da anlayabilmesi için işler bir miktar kolaylaşıyor olabilir; emin değilim yine.

Bir insan başka bir insanı tam olarak anlayamaz! Bunun sebebi; ki basittir, karşı tarafı kendi, yani sahip olduğunuz değer yargılarıyla yargılamaya başlarsınız, bu yüzden. Siz onu ne kadar yargılarsanız, o da sizin için o kadar anlaşılmaz olur. Çünkü anlaşılmak mevzusunda insanların yaptığı hata, ki genellikle: Karşı tarafın yerine koysanız da koymasanız da, o tecrübeye sahip olmadığınız sürece onu anlayamayacağınızdır; ama insanlar bunun tam tersini düşünür. Burada karşı tarafı değiştirmek isteyenlerden, sürekli karşı tarafa göre haklı olanlardan, karşı tarafın sebeplerini anla(ya)mayanlardan bahsetmeyeceğim.

İşin garibi ya da trajik kısmı şurası: Siz onları anlıyorsunuz. Yok, öyle demeyelim; en azından onların ne beklediğini, ne beklemediğini; bir sonraki hareketlerinde ne yapacağını biliyorsunuz ya da anlıyorsunuz diyelim… Lakin onları anlamıyorsunuz, orası kesin! Çünkü anlıyorsunuz dersek, yukarıda yazdıklarımla ilgili kendimle çelişirim.

Evet, tamam… Şimdi, siz bunu yaptığınız için (Yani, yukarıda bahsettiğim kısmî anlamak) aynı şeyi karşı taraftan da bekliyorsunuz. İşte, genellikle insanlar öyle değil: Neden? Bunu görseler bile, yani sizi görseler, çoğunlukla size bunu anlatmıyorlar. Neden böyle yapıyorlar emin değilim; ama bu şekilde oluyor. İnsanlar genellikle, bu yaşıma kadar gördüğüm, ağızlarını sizi eleştirmek için açıyorlar; o eleştirilerin neden kaynaklandığıyla ilgili bir merakları yok. Yani Sayın Neo abimiz gibi kaynağa dönmek gibi dertleri yok.

Bugün, Rampage diye iğrenç ötesi bir film izledim; hakikaten iğrenç bu arada. Orada, baş rolde olan ve benim iş yapabilme becerisi olarak hayvan gibi takdir ettiğim Sayın Dwayne Johnson diyordu ki, sorulan şu soruya istinaden: “Neden hayvanları insanlara tercih ediyorsun?” O da buna karşılık olarak: “İnsanların ne olduğunu, özlerinde ne olduğunu biliyorum; istedikleri şey için her şeyi yaparlar; hayvanlar öyle midir: Ya sever ya da sevmiyorsa sizi yerler.” Tabii ki tam anlamıyla değil, besin piramidi açısından yemenin pek sevme ile ilgisi yok; senarist azıcık romantik olayım demiş, ya da artık vegan falan mıydı emin değillim; ama her türlü çok kötüydü senaryo da film de… Neyse bahsetmek istediğim şu: Hayvanların sizi anlama derdi yok, sizin de onları… Böyle olduğunda hadise, istediğiniz kadar hata yapın ya da onlar yapsın (Anakin ve Zeytin – bir gün yazacağım), bir şey teşkil etmiyor; çünkü kimse kimseyi ölümüne eleştirmiyor. Neden mi hayvanlar güzide şeyler, tahmin edilebilir, ne istedikleri belli. Dahası aynı  şeyi onlardan beklemenize gerek yok. Peki, o zaman neden onları anlamak ya da ihtiyaçlarına cevap verme isteğiniz var..? İşte ben buna “sevgi” diyorum. Onların sizi geri sevmesine gerek yok, çünkü sevgi bir alışveriş aracı değil. Onları öyle oldukları için, sevmeye ihtiyacınız olduğu için sevmiyorsunuz, sadece seviyorsunuz. Bu yüzden, bugün Sayın Validemin bana dediği gibi: “Senin içine şeytan kaçmış, sen benim yetiştirdiğim çocuk değilsin…” Tabii orada valideye sormak lazım, sen beni kaç sene yetiştirdin diye; ama o mevzulara girmiyoruz 🙂 

Sözün özü mü ne, insanlar sizi ölümüne yargılar ve sözde bunu sizi anlamak için yaparlar. Lakin tamamen kendi değer yargılarına göre gerçekleşir hadise. Onlar kek seviyor siz sevmiyor musunuz; hata ediyorsunuz o vakit – Onlar yeşili seviyor siz yeşil de olur mor da mı olur diyorsunuz, yine hata ediyorsunuz – Onlar kahvaltıda peynir olması gerektiğini savunuyor, sizse peynir her yerde ver her zaman diliminde yenir, o zaman yine hatadasınız… Benim şeytanlaşmamın bunlarla bir ilgisi yok, ben hak ettiğim için öyle, bugün annemin bana öyle söylemesinden hareketle (Kadın haklı bu arada :D). Lakin anlatmak istediğim: İnsan her zaman yaptığı şeyi yapıyor: Olağanüstü’yü olağan hale getiriyor. Tabii buradan çıkan sonuç ister istemez, o zaman kimse anlaşılamaz oluyor. Ama benim söylemek istediğim bu değil, anlamamışsınız yine beni 😀 Haydi artık zeka oyunları ile birleştirelim…

Önce bu soruya bakın, sorunun ne olduğu önemli değil, soruyu yapan hangi hissiyatla yapmış, onu anlatayım size: Anmak

Zeka Oyunları’nda, bir soru ile karşılaştığınızda bir alana girersiniz; ki bu alan sizden kısmen bağımsızdır. Çünkü bu alanı oluşturan kişi, o zamana kadar sahip olduğu bilgi birikimi kullanmıştır. Soruyu tasarlamaya bu şekilde başlar, kendisi neyse o. Eğer siz onu tanıyorsanız, soruya dâhil olma ihtimaliniz, onu tanımayanlara göre daha çoktur. Kendimle ilgili bir örnek verme adına: Beni tanıyan çözerler, benim saf mantıkla soru hazırladığımı bilir, deneme yanılma yoktur, mutlaka oralarda bir yerde bir başlangıç noktası vardır. serkan bazen, bütün soruyu o başlangıç noktasından tasarlar, bazen de biraz oradan biraz buradan hareket eder; ama deneme yanılma ile ilgili soru hazırlamaz. Şimdi burada kendimi açık ettiğim gibi düşünülmesin, öyle olmuyor:D … İşte bunu bilen çözer, benim 13×13’lük gridimde ona göre hareket eder. Herkes için demiyorum, hakikaten beni anlamış çözerlerden bahsediyorum. Çokça şuna benzer şeyler duymuşumdur: Serkan senin gibi düşündüm, o yüzden burası olsa daha güzel olur dedim… Serkan kelime sorusuydu, senin kedileri ne kadar sevdiğini biliyorum, o yüzden özellikle kedili kelimelere baktım… Serkan senin Oğuz Atay‘ı sevdiğini biliyorum onunla ilgili şeyler aradım… Serkan, senin alışılmışın dışında şeyler oluşmasını sevdiğini biliyorum, alışılmışın dışında şeylere baktım hep… Bu böyle uzayıp gidiyor… İşte verilmek istenen his aslında bu, normal yollarla anlaşılamayan insanlar, kendilerini anlatmak için başka araçlar buluyorlar. Eğer o araçlar, diğer insanların egolarını ölçme ile ilgiliyse, sizi ister istemez tanımak zorunda kalıyorlar, yoksa istediklerinden değil (Bu alan her zaman o yüzden daha eğlenceli gelmiştir bana). Örneğin, 2006’da G.’yi ne kadar çok sevdiğimi bilseydi insanlar, Bulgaristan’da karşılarına çıkan G.’li “De-Fence” isminde çiti daha kolay çözerlerdi; ki örneği de kedi olması lazım.

Şimdi, yukarıda bahsettiğim linkten bahsedeyim. Thomas, GMP‘nin kurucusu. Hayatta takdir ettiğim insan sayısı iki elin parmaklarını geçmez, o da onlardan biri. Geçenlerde sevdiği insanlardan biri hayata gözlerini yumdu. Adam o kadar disiplinli bir adam, bu işi o kadar seviyor ki (Anlaşılmak…), o haftanın editörü olarak kolay bir soru yapmasını rica etmiştim, o da bunu yollamıştı. Fener’in, ölen arkasından ne ifade ettiğini, Işığa ulaşması için nasıl rehberlik yapacağını anlatacak değilim… Peh, bir zahmet bunları da kendiniz anlayın. Ama, Thomas orada bir dünya oluşturdu, dikdörtgen bir dünya, içine değer verdiği kişiyi koydu, sonra da sizden onu çözmenizi istedi. İşte zeka oyunları bu..! Saçma salak iki tane Sudoku sorusu ya da ne bileyim Kakuro çözmek değil! Size bunu ders kitaplarında, ya da kıytırık eğitim odalarında anlatmazlar… İşte benim yıllardır gördüğüm şey bu; hatta daha fazlası: Kendini anlatabilmek, anlaşılabilmek…

Yine giremedim olaya farkındayım 😀 Ama her zaman komik gelmiştir bana: İki işçi insanın yarım yamalak çocuğu bunları yapabilsin! Ülen tabii dünyayı keşfettiğimiz yok, ya da… 😀 Ehhheee, Ferhat da böyledir… Neyse, bir ara Zeka Oyunları ne, bir sürü yazasım var, birilerine lazım olur.

Aha bugünlük burada bitiriyorum, hem yoruldum, hem yarın sözüm var birkaç iyi adam’a; dahası sonraki gün uzağa gitmem lazım…

Öyle yani, ha şimdi aklıma geldi, böyle şeyler de hep bu zamanlarda aklıma gelir:

Ps: Ekşi’de benimle ilgili “ukala” deyen arkadaş, sadece iki kıytırık muhabbet ve kitap imzalama şeyinde benim ne olduğumu anlamaman lazım. Bu kadar yazdığım şey anlaşılmakla ilgiliydi; eğer bu kadar kısa zamanda anladıysan beni, yaz bana, valla; ya da ulaş..! “Seni tanımak istiyorum yiğidim” 😀 Çünkü bildik hatayı yapıyorsun, kendi yargılarınla değerlendiriyorsun. Eskiler demiş ya:  Kişi kendinden bilir…

Bir önceki de bu gruptandı, son zamanlarda epey dinliyorum, yine oradan gelsin:

 

Reklamlar
Bu yazı Türk Beyin Takımı, Yazılar Çiziler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s